106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MESNEVİ'DEN / HAK ÂŞIKLARININ HAYATI ÖLÜMDEDİR

İnsanın hakîkatini bilmeyen ve mânevî zevkten habersiz olan kişi, her zaman mihnete, derde âşıktır. Kalk da; "And olsun ki şehre" âyetinden; "İnsan mihnet içinde yaratılmıştır." ayetine kadar oku.

Senin cemâlinin nuru tecellisi ile dünyaya bağlılıktan, kederden, mihnetten kurtuldum. Senin aşk ırmağında yıkandım da mânevî kirlerden, kötülükten, korkudan arındım, tertemiz oldum. Bu vah vah demeler, bu sızlanmalar, bu yanıp yakılmalar, ezelî sevginin güzelliğinin hayal edilmesinden ve her şeyde devamlı olarak onun zât ve sıfatlarının tecellî nurlarının müşâhede kılınmasındandır. Bu görüşe varmak, o tür her şeyde müşâhede etmek zevkine ermek ise, sen seninle oldukça "Beni göremezsin" ayetinin sırrına ererek, varlıktan ve benlikten ayrılışın bir ifadesidir.

Allah bütün varlıkların gayridir. O'nun nasıl üstün, büyük, benzeri olmayan bir varlık olduğu anlatılamaz. O, bütün tefsir ve söz kalabalığından münezzehtir. Ah, ne olurdu göz yaşlarım, denizler misâli çok olsaydı da, onu sevgilimin yoluna saçabilseydim.

Ey teni uğruna canını yakan, ey nefsânî arzuları için canını veren kişi! Sen canı yaktında, bedeni aydınlattın, neşeler verdin. Sen ebedî saadeti, ruhânî zevki fânî olan ten zevkine feda ettin. Nasıl anlatayım? İçime yine hasret ateşi düştü. Gönül tutuştu. Ayrılık arslanı kükredi ve kan dökmeye başladı.Hak âşıkları, aslında ayrılık ateşiyle mesttirler, üzgündürler. Onlar, ellerine kadeh alıp sarhoş olurlarsa ne hale gelirler?

Mânevî zevkinin, neşesinin anlatılmasına imkân bulunmayan mest arslan, yani ilâhî aşk ile kendinden geçmiş, kendi benliğinden kurtulmuş kâmil insan, şu yeryüzüne, enine boyuna serilmiş çayırlığa, gülzârı vahdete gelince büsbütün mest olur.

O'nun aşkıyla söylediğim Mesnevî beyitlerinin düzgün ve kâfiyeli olmasını düşünüyorum. Sevgilim ise, bana; "Benim yüzümden başka bir şey düşünme." diyor. Ey benim kâfiye düşünenim, benim karşımda hoşça otur, sen benim için devlet ve saadet kafiyesindesin. Duyguların açığa vurulması için kafiyeye, harfe ne lüzum var? Harf nedir ki, sen onu düşünüyorsun? Harf nedir? Üzüm bağının, aşk bahçesinin dikenden duvarı. Harfi de, sesi de, sözü de, birbirine vurup kırayım da bu üçü olmadan seninle konuşayım, duygularımı sana açayım.

Ey sırlar dünyası olan sevgili "Hz. Âdem'den bile gizlediğim sırrı, harfsiz, sessiz, sözsüz sana söyleyim.Halil İbrahim'e söylediğim o sözü, Cebrail'in bile bilmediği o gamı, o aşk ızdırabını sana söyleyeyim. Hz. İsa'nın dem vurmadığı, hatta Cenâb-ı Hakk'ın bile kıskandığı, bizden başkasına söylemediği sırrı ben sana açayım.Lûgat bakımından biz (=mâ) ne demektir? Hem varlığı bildiren, hem de yokluğu belirten bir söz; benimse, varlığım yok. Bana ne var diye bir söz söylenebilir; ne de yok denilebilir.Ben varlığı yoklukta buldum. Onun için varlığı, yokluğa fedâ ettim. Bütün padişahlar, kendilerine kul olanlara kul olurlar. Hak umumiyetle kendi uğrunda ölenin yolunda ölür.

Padişahların hepsi de kendilerine karşı alçak gönüllü olanlara alçak gönüllü olurlar. Bütün insanlar aşkları ile mest olanların mesti olurlar.Kendilerine gönül vermiş olanların dilberler can ve gönülden isterler. Bütün sevilenlerin, kendilerini sevenlere bağlanmaları bundandır. Sevgililer, sevenlerin avı olmuşlardır.

Kimi âşık görürsen, bil ki o ma'şûktur. Yani seven kişi aynı zamanda sevgilidir. Çünkü seven kişi, bir bakımdan âşık ise, bir bakımdan da ma'şûktur.Bu dünyada susamış kişilerin su aradıkları gibi, su da, dünyada susamışları arar.Madem ki âşık odur, sen artık sus. Madem o sana gizli sır söylemek için kulağını kendine doğru çekerse, sen de kulaktan ibaret ol.

Allah aşkının deryasına batmış olan kişi, daha fazla batmak ister. Can denizinin dalgası gibi alt üst olmayı diler.Aşk denizinin altı mı daha hoştur? Yoksa üstü mü? Sevgilinin oku mu daha güzeldir? Kalkanı mı?

Ey gönül, eğer sen neşeyi belâdan ayırt edersen, vesvese tarafından param parça edilirsin. Murada ermekte, şükür tadı bile olsa, murada erişmemek sevgilinin muradı olunca, vazgeç murattan.

Ey dost, âşıkların hayatı ölmektir. Gönül vermeyince, sen gönül bulamazsın. Ben, öyle bir aşka tutulmuşum, batmışım ki, benden önce gelenlerin aşkları da, benden sonra geleceklerin aşkları da, hepsi, benim aşkıma dalmış batmış gitmiştir. Ben aşkın sırlarını kısaca anlattım geçtim; tam anlatmadım, açıklamadım. Açıklamış olsaydım anlayış da, akıl da, dil de, dudak da yanar. İçimde duyduğum mânevî zevkten, tatlılıktan ötürü, yüzümü ekşitmiş, oturmuşum. Söylenecek sözlerin çokluğu yüzünden de susmuş kalmışım. Böylece, yüzümüzü ekşitmemiz perde olsun da, mânevî zevkimiz, tatlılığımız, iki cihanda gizli kalsın.