106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF'TA SORU CEVAP/ Her Varlığa Duyulan Sevgi Aynı mıdır? Allah (cc) Sevgisine Nasıl Ulaşılır?

Her Varlığa Duyulan Sevgi Aynı mıdır? Allah (cc) Sevgisine Nasıl Ulaşılır?

İnsanda birçok sevgi çeşidi vardır. Bunlar; Rahmani sevgi, nefsanî sevgi, şehvani sevgi, hayvani sevgi ve şeytani sevgidir. Bu sevgileri ayırt etmek pek güçtür. Bu sevgilerin beden ve zahire hitap eden yönü olduğu gibi ruha ve manaya hitab eden yönü de vardır. Bütün bunları ayırt edebilmek için Mürşid-i Kamil gereklidir. Bunların içinde en muteberi Rahmani sevgidir. Bu sevgiyi yakaladığı zaman dosta dost olduğunun da ispatı olur.

İnsaniyet makamına gelince insan sevgideki rızayı yakalar. Allah’ın içimize koyduğu o sevgileri yerli yerince kullanır. Örneğin insan, Allah (cc) ve Resulünü (sav) ve müminleri Rahmani bir sevgiyle sever. Hanımını şehvani sevgiyle sever. Dünyayı ise insanları malı, makamı ve kadınları nefsanî bir sevgiyle sever. Hilekârlık ve düzenbazlık gibi şeyleri yaparken şeytani bir haz duyar. Rabbimin hiç haz etmediği günahları işlerken de hayvani bir hazla hareket eder. Hayvani sevgide insana karşı nefis ve şeytan birleşir, Ondan akıl ve tefekkürü alarak o günahı işletirler. Böyle bir nefsin işleyemeyeceği hiçbir günah yoktur. Onun için buna duyulan sevgi hayvani olmuş olur. Bütün bu sevgileri ayırt etmek için, aklı imanı kullanır. Akıl ve imanın getirdiğini Kur’an ve sünnete vurur hangisi doğruysa onunla amel eder.

 

Tefrika Nedir?

 

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri şöyle buyurmuştur;

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azab vardır.” (Enfal/105)

“Hepiniz O’na dönün. O’ndan korkun. Namazı dosdoğru kılın. Müşriklerden olmayın. (O müşriklerden) ki onlar dinlerini darmadağınık etmişler,  bölük bölük olmuşlardır. (Bunlardan) her zümre kendi yanlarında olanla böbürlenmektedirler.” (Rum/31–32)

Hazreti Peygamber (sav) de şu ifadeleriyle insanlık âlemindeki ihtilaf gerçeğine işaret etmiştir;

“Yahudiler 71 fırkaya bölündü, Hıristiyanlar 72 fırkaya. Ümmetim ise 73 fırkaya bölünecek. Biri dışında hepsi ateşte olacak. Kurtulan fırka benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir.” [Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).]

Bir başka hadis-i şeriflerinde Peygamber (sav) Hazretleri;

“Ey Ashabım! Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Bunlar abdest almış, namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş ve hicaza gitmiş olacaklar. Ama bunlar, fırak-ı daalleden olacaklar. Tek bir fırka var. O da fırka-i naciyedir. Allah’ın (cc) kitabı Kur’an-ı Kerim’e sarılan, benim sünnetlerimi ihya eden, (sahabeleri parmağıyla gösterip) sizler gibi amel edenler, işte onlar benim kardeşlerimdir” buyurmuştur.

Şimdi de hadiste geçen fırak-ı daalle ve fırka-i naciyenin ne demek olduğunu anlatalım inşaallah…

           Fırka-i Naciye: Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat mezhebi üzere olanlardır.

           Fırak-ı Daalle: Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat itikadına muhalif itikat ve amel edenlerdir.  Daha geniş bir ifade ile Kur'an-ı Kerim’in beyan buyurduğu hükümlerden ve Hazreti Peygamber'in Sünnetinde işaret edilen esaslardan ayrılan topluluklara verilen isim olmuştur.

            Görüldüğü gibi bu grupların kendilerini diğerlerinden ayırt edici ilk özellikleri, akait sahasında, iman esaslarında sünnetten ve cemaatten ayrılmaları, yani Hazreti Peygamberimiz ile O’nun büyük sahabelerinin inanç sahasında takip ettikleri yolu terk edip bidata düşmeleridir. ( Fırak, fırka kelimesinin çoğulu olup fırkalar anlamına gelmektedir. Hâdis-i şeriften de anlaşılacağı gibi Fırka-i Naciye tek bir fırkadır ancak, Fırak-ı Daalle diğer 72 fırkayı ifade etmektedir.)                             

Hâdis-i şerifte zikredilen ve cehenneme girecek olan yetmiş iki fırka, başlıca yedi fırkaya ve bunların her bireri bir takım kollara ayrılmakla yetmiş iki fırkaya ulaşır.

           Rasulullah Sallallâhü aleyhi ve Sellem de, bırakınız kasıtlı olarak müslümanlar arasına ihtilaflar sokmak, tefrika ve fitne çıkarmak, hiçbir kasıt, kötü bir niyet olmaksızın yerli yersiz her konuda, Kur’an üzerinde bilinmeyen konularda tartışmayı bile şiddetle menetmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) Hazretleri bu zamanları işaret edip, ümmetinin tefrikaya düşeceğini, binaların, zinaların çoğalacağını, içki kullananların artacağını, ahlâksızlık yapan insanların methedileceğini, iyi insanların ise yerileceğini söylemiştir. İşte, Peygamber Efendimiz (sav) Hazretleri bu asırda her ne kadar kötülük varsa, bunların vuku bulacağını bildirmiş ve;

“Benim ümmetim imanını, avuçlarında kor ateşi muhafaza eder gibi zor muhafaza edecektir” diye buyurmuştur.

Yine, Rasulullah (sav) Hazretleri, bir hadis-i şeriflerinde;

“Ümmetim sabaha kadar yatacak cennetlik, sabahtan akşama kadar ise cehennemlik olacak.  Bazıları da sabahtan akşama kadar cennetlik, akşamdan sabaha kadar ise cehennemlik olacak” buyurmuşlardır.

Hayatımızda sünnetin müdahale etmediği, yönlendirmediği hangi husus var? Kılık  kıyafetten yeme-içme, oturma kalkma, uyuma, konuşma adabına, dost veya düşmanla, komşuyla münasebetlerimize, canlı ve cansız tabiatta tasarrufa, Kur'an ayetlerinin tefsirine varıncaya kadar sayılamayacak kadar çok hususlarda sünnetin  yeri var, nuru var. Öyleyse "sünneti terk" prensibi benimsenince, tıpkı kuduz hastalığının vücudun her tarafına sirayet etmesi gibi fitne de mü'min kişinin hayatını her meselede sararak, belli bir duruş noktası, hudud tanımayacaktır.

Müslümanlar Peygamber Efendimizi (s.a.v) Hayatlarına örnek alır Onun izinde giderlerse ancak kurtuluşa erecektir. Ve inananların arasına atılmak istenen bu nifak tohumları ancak o zaman körelecektir.