106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ABDULLAH BABA (KS)'NIN HAYATI / Sema Hakkındaki Görüşleri

Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.lerinin
Sema Hakkındaki Görüşleri

             Asrımızın mana Sultanı, Turuk-u Aliyyenin güzide temsilcisi, muhterem Üstadımız, Nevşehirli Abdullah Gürbüz Baba Hazretleri, çağımızda icra olunan ‘Sema’nın gerçek gayesine uygun tarzda yapılmasının, Tasavvufa yapılan en kalıcı hizmet olduğuna işaret ederdi. Kendisi de bir ‘MEVLEVİ’ Üstadı olan muhterem Üstadımız, iyi bir Tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş mutedil bir Sufi idi. Bu bakımdan, Hz. Mevlana’ya nisbet edilen Mevlevilikteki Sema’yı asla uygun hale getirmenin çabası içindeydi. Çalgı eşliğinde ve içkili salonlarda, kimi zaman kadın Semazenlerin de iştiraki ile icra edilen Sema gösterilerinin asliyeti yansıtmadığını, bunun ıslah edilmesi gerektiğini, Hz. Mevlana’nın böyle bir durumu tasvip etmediğini belirtirdi. Abdullah Baba (ks) Hazretleri Sema hakkındaki görüşlerini şöyle ifade ettiler:

            “ Sema bir ibadet değil; aşk ile vecd halinin bir tezahürüdür. Nasıl ki değirmen oluğundan gelen su, değirmen taşını ihtiyarsız döndürür ise, varidatı İlahiye de âşıkların ve taliplerin gönlüne dökülünce, ihtiyarsız bu kalıbı döndürür. Zikrullah içerisinde Sema ise ‘Lafza-i Celal’ ve ‘Hay’ esması okunurken yapılır.”

            Allah kendisinden razı olsun, muhterem Üstadımız Sema etmenin hükmünü bir tek cümle ile ifade etmiş olmaktadırlar. Zira bazıları, Sema’ı ibadet olarak lanse ederler. Hâlbuki Sema’ bir ibadet değil, kişinin herhangi bir güzellikten etkilenerek, ihtiyarsız olarak kendinden geçişinin bir tezahürüdür. Bir şeyin ibadet olabilmesi için, o şeyin Nass ile yani Ayet ve Hadisle tesbit edilmesi şarttır. Ancak, ibadetin ruhuna ters düşmeksizin, ibadetteki lezzeti elde etmeye yardımcı olabilecek şeyler, istisnadır. Bu da Zikir esnasında ilahi, naat, neşide, gazel türünden olan şeylerin söylenmesi ile zakirin aşk ve vecd halini elde etmesi söz konusu olduğu için, caiz görülür. Sema’nın suri şekli de bu makamda kabul gören Tasavvufi bir an’anedir. Abdullah Baba (ks) Hazretleri, bizzat Zakirlik döneminde zikrullah yapılırken, ‘Hay’ esmasında, halkanın ortasına çıkar, aşk ve vecd ile sema ederdi. Gerçi bunu her zaman yapmazdı. Ama Sema ettiği zaman da, müridlerinde bambaşka bir vecd hali belirirdi. Bundan sonra Üstadımız Ashab ve Evliyaullahın Sema edişlerine işaret ederek buyurur ki:

            “Rasulullah (sav) Efendimizin Sahabeleri ve Evliyaullah’ta sema etmişlerdir.”

            İmam Ahmed bin Hambel (ra) Hz. Ali (kv) Efendimizden rivayet etmiştir. Hz. Ali (ra) buyurmuşlardır ki:

            “Bir gün, Cafer ve Zeyd (ra) ile Rasulullah (sav)’in huzuruna vardım. Efendimiz (sav), Zeyd’e:

            ─ Sen benim kölemsin… buyurdu. Zeyd (ra) sevinç ve memnuniyetinden hemen sema’ya başladı. Sonra Cafer’e:

            ─ Sen de, surette ve ahlakta bana benzersin!” buyurunca, O’da sema’ya başladı. Sonra da bana hitap buyurdu:

            ─ Sen de bendensin.”

Ahmed Bin Hanbel bu hadisi şerifi böylece belirttikten sonra buyurmuşlardır ki:

            ─ Bu hadisi şerif gösteriyor ki, kişi batınına yetiştiği zaman sema’ etse caizdir. Ancak, Hz. Ali (kv) ile Zeyd ve Cafer (ra)’nın sema’ları; vecd değil belki tevacüd idi. Zira Fahri Âlem (sav) Efendimizin iltifatlarından ötürü şevklenerek sema etmişlerdir. Hepsinin de akılları başlarında yani ihtiyarları dâhilinde idi.”

            Tevacüd; vecd olgunluğuna ermemiş kimsenin, onu istemesi demektir. Vecd hali, bu Tevacüd halinden sonra başlar. Vecd hali ise, aşk ve muhabbetin neticesidir. Tevacüd de bu Vecd halini elde etmeye talip olmaktır. Aşk halini elde etmeye başlangıç noktası Tevacüd, zirvesi ise Vücud’dur. İkisi arasındaki bağ ise Vecd halidir.

            ─ Bundan da anlaşılıyor ki, kişinin kalbine Hak Teâlâ tarafından bir şevk gelse, vecd olmaksızın sema’ etmesi, aklı başında olsa dahi caizdir.”

            Sema ederken aklın devreden çıkması gerekir’ diyen bazı ulemaya, bununla cevap vermiş oluyor. Ulemadan Ebu’s-Suud Efendi ve onun yolunda olanlarla, Mutezile mezhebi mensupları, Sema’ ederken iradenin elden gitmesini şart koşarlar. Sufiler ise, Vecd hali olmaksızın, Tevacüd halinde iken de Sema’ etmek caizdir, demişlerdir. Nitekim Hadiste: ‘Kim bir topluluğa benzemek isterse, o ondandır’ buyurulmuştur. (Sünen-i Ebi Davud )

            Sufiyye topluluğu seçkin bir topluluktur. Allah Teâlâ’nın ahlakı ile ahlaklanmış ve Resulünün sünnetleri ile sünnetlenmiş kimselerdir. İnsanların değer verdikleri maddi ve süfli şeyleri gönüllerinden çıkarıp atmış kimselerdir. Bu itibarla Sufilere benzemek isteyen bir kimse, hakikatte bu üstün meziyetleri şiar edinmiş demektir. Hulasa; Sufilere benzemek amacı ile tıpkı onlar gibi Sema’ etmek, ileride onların elde ettiği dereceleri elde etmeye vesiledir. Onun için de Sema’ etmek için illa da Vecd’e ermek gerekmemektedir.

            Semanın yalnız Hz. Mevlana’ya ve Mevlevilere ait olmadığı Rasulullah (sav) ve Ashabın döneminde ve ondan sonra gelen Kibar-ı Evliyanın da yaptığı anlatılmıştır. İmam Gazali Hazretleri: “Hakk’ın likasına müştak olan, Allah’ı seven aşık nereye bakarsa orada Hakk’ın kudret ve güzelliğini görür. Kulağına hoş gelen her seste de, Hakk’ın lutfunu, ihsanını bulur. Bu sebepler ki, sema’ Hak aşığının şevkini, heyecanını, aşkını artırır, kalbini tutuşturur” buyurur.