106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

İSLAM ALİMLERİ / Hz. Şems ve Hz. Mevlâna

Hz. Mevlâna’ nın Hz. Şems ‘e Olan Aşkı Ve Bağlılığı

               Ben bir memleketin zâhidi ve bir minberin sahibi idim;

             Gönlümün kazası beni;Sana ellerini çırpıp gelen bir..

                                            ..Âşık yaptı.

Sultan Veled Hazretleri anlattı ki:

- “Musa Aleyhisselam, nasıl peygamberliğinin kuvveti ve elçiliğinin büyüklüğü ile beraber Hızır Aleyhisselam'ı aradı ise, Mevlânâ Hazretleri de bu kadar faziletleri, hasletleri ve övülmeye değer ahlâkı, halleri, makamları, nurları ve beğenilen sırları ile devrinde eşi benzeri olmadığı halde; Şems-i Tebrizi’yi aradı. Şems-i Tebrizi her bakımdan O'nun aşkına feda olmuştu.”

Mevlânâ Hazretlerinin Şems'e karşı, o kadar sevgi ve candan ilgisi vardı ki; Şems ortadan kaybolduktan sonra, her yerde Şems-i arıyor herkese onu soruyor, onun ismini duyduğunda, ondan bahsedenleri gördüğüne onlara hediyeler veriyordu.

Birisi;

-  Şems'i felan yerde gördüm.. dese, bu müjde için sarığını ve elbisesini veriyordu.

Bir gün bir adam:

-  Şems'i Şam'da gördüm!.. diye haber verdi.

Mevlânâ, buna o kadar sevindi ki; üzerindeki elbisesini çıkarıp o adama verdi.

Dostlardan biri:

- Bu adamın verdiği haber yalandır. O Şems'i hiç görmemiştir.. dedi

Mevlânâ:

- “Evet biliyorum onun verdiği, bu yalan haber için elbisemi verdim. Eğer gerçekten görmüş olsa idi ona can elbisemi verirdim.” buyurmuştur.

Mevlana Hz.lerinin kendiside Oğlu Sultan Veledi göndermeden Üstadı Şems-i Tebriz-i Hz.lerine hasret ve kavuşma arzusunu dile getiren şu mektuplar yazmıştır. Mevlânâ Hazretleri bu mektupları, özel bir şekilde Şems Hazretlerine göndermiş, fakat aylar geçtiği halde hiçbir cevap alınamamıştır. Mevlânâ üzüntünsünden benzi sararmış, mum gibi eriyerek zayıflamış, perişan olmuştu.

Şems, Mevlânâ'nın ah ve eninine, yalvarış ve yakarışına dayanamıyarak üçüncü gelen mektuba, O'da aynı coşkunluk, aynı iştiyakla cevap vererek Mevlânâ'yı sevindirmişti.Mevlânâ, göz yaşlarıyle gelen mektubu okuyor ve Cenâbı Hakk'a hamd ve şükürler ediyordu.. sevinç ve sürurundan:

“Yürüyün ey erler canânı, bizden kaçan o müstesnayı getirin.

Tatlı bahaneler, altın gibi saf ve güzel nağmelerle; diye gazeller okuyordu.

Mevlânâ; Şems'in mektubunu alır almaz, oğlu Sultan Veled Hazretlerini yanına çağırıp ona:

- “Bir grup derviş ile üstadım Şems’i getirmeye git. Giderken, şu kadar gümüş ve altın parayı da birlikte götür. Bu paraları Şam'da, O Tebriz Sultanının ayakkabısının içine dök ve O'nun mübarek ayakkabısını Rum tarafına çevir. Benim selamımı O'na ilet ve aşıklara yaraşır secdemi O'na arzet! Selâmetle Şam'a ulaştığın vakit, Emeviye camiinin karşısında meşhur bir han vardır; doğru oraya git.”Dedi ve dördüncü mektubunu da yazarak verdi.

Sultan Veled’in Şems’i Getirmek için Şam’a Yolculuğu

               Mevlana Hazretleri’nin duasını alan Sultan Veled Hazretleri bir seher vakti bir gurup gönül ehli ile yola çıktılar.Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Şam’a  ulaştılar.

Bir müddet istirahat ettikten sonra   Mevlana Hazretlerinin bahsettiği han’a  geldiler. Tam bir edep ile Şems’in bulunduğu hücrenin önün geldiler.    

Şems’i ve frenk elbiseli, zünnar kuşanmış, istavrozlu kişiyi (ki bu zat o zamanın kutbu idi), Mevlana Hazretlerinin tarif ettiği gibi satranç oynar gördüler.

Esas itibarı ile, onların satranç oynar gözükmeleri, böyle mü’minin şerefini zayi eden bir işe düşkünlükleri değil, Anadolu’dan gelen kimseleri ürkütmek gayesine matuf idi. Halbuki; Hz. Mevlana onları bu hususta iyice pekiştirmiş idi. O topluluk belli bir gaye için gelmişti. Vazifeleri de her ne olursa olsun, Şems Hazretlerini alıp geri gelmekti.

Hep birden baş koyup itaat gösterdiler. O derece ki, zamanın kutbu Şems Hazretlerine: “Ey Şems! Sen bir baş adadın, Mevlana Celaleddin’i fazla bekletme” diyerek O’nu Konya’ya gitmeye razı etti. Şems-i Tebrizi, Sultan Veled Hazretlerini, haddinden fazla öpüp okşadı ve Mevlana Hazretlerini sordu. O da, babasının selam ve hürmetlerini gerektiği gibi arzedip, bütün altun ve gümüşleri Şems'in mübarek ayakkabısı içine döküp özür diledi.

Rum’daki bütün arkadaşlarının, baş koyup tevbe ettiklerini ve hadsiz hesapsız istiğfarda bulunduklarını, yaptıklarına pişman oldukla-rını ve bundan böyle terbiyesizlik yapmıyacaklarına dair karar verdiklerini, kıskanmıyacaklarını, hepsinin O’nun gelmesini beklediklerini söyledi. Bunun üzerine, kereminin olgunluğundan ve alemde herkese şamil olan nimetinden dolayı icabet buyurup; Konya’ya tekrar hareket etmeye razı oldu. Sultan Veled ve arkadaşları, yolculuk için hazırlandılar. Sultan Veled Hazretleri, bindiği rahvan atı Şems’in önüne çekip, O’nu bindirdi ve, o mana Şehsuvarı-nın (padişah) üzengisi yanında yaya olarak hareket etti. Şems:

- “Sultan Veled, ata bin!” diye buyurdu. Sultan Veled ise, kemali tazim ile:

- “Efendim! Padişah atlı, kul (köle) atlı.. hiç yakışık alır mı? dedi. Ve böylece; Şam’ın kapısından, Konya’ya kadar o padişahın hizmetinde tam bir aşkla, yaya olarak koştu ve dedi:

- “Yüzbinlerce asırda yaya yürüyen gök, senin gibi bir biniciyi zamanı (zamanın binicisi) meydanına getiremez.!”

Sultan Veled Hazretleri, epeyce uzun süren bu yolculukta, Şems Hazretlerine son derece tazim ve hürmetle hizmet etmiş, Şems Hazretleri ise; İlahi sohbetleriyle, himmet ve teveccühleriyle Sultan Veled’in gönlünü süslemiş, kerametler göstermiş, manevi sırlarını vermişti. Sultan Veled Hazretleri yolda müşahede ettiği binlerce olağan üstü şeyler ve kerametlerden sonra, Konya civarındaki Zincirli Han’a gelerek, orada konaklamışlardı. Sultan Veled, adamlarından birini önden gönderip; geldiklerini, Mevlana Hazretlerine bildirirler.