106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

AYIN KONUSU/ Şefkatin Fazileti

Müminler birbirlerini sevmede, merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı (bir mümin) acı çektiği zaman, diğer organları da uykusuz kalıp acı çekerler.” (Buhari)

 Rıfk (şefkat) göstermek güzeldir. Bunun zıddı şiddet ve ihtirastır. Şiddet ve hiddet, öfke ve katılığın neticesidir. Şefkat ve yumuşaklık ise, selâmetle olmanın ve güzel ahlâkın neticesidir. Bazen de hiddetin sebebi öfkedir.          

Bazı kere de sebebi insan kalbini kapsayan amansız harisliktir. Öyle ki insanı düşünmekten uzaklaştırır ve doğru karar vermekten meneder. Bu bakımdan işlerde şefkat göstermek bir meyvedir. Bu meyveyi de ancak güzel ahlâk ağacı verir. Ahlâk da ancak öfke ve şehvet kuvvetlerini zapt etmek ve normal sınırda durdurmak suretiyle güzelleşir. Bunun için de Hz. Peygamber (S.A.V) şefkati överek ve şefkat hakkında cömertçe medh-u senada bulunarak şöyle buyurmuştur:

“Ey Âişe! Kim şefkat ve merhametten nasibdâr olmuşsa, ona dünya ve ahiret hayrından nasibi verilmiştir. Kim şefkatteki nasibinden mahrum kalmışsa, o kimse dünya ve ahiret hayrından olan nasibinden de mahrum kalmıştır”. (İmam Ahmed Hambel)

“Allah bir ailenin fertlerini sevdiği zaman onların aralarına şefkat ve merhameti sokar.” (İmam Ahmed, Beyhâkî)

Allah-ü Teâlâ, şefkatten dolayı öyle ihsanda bulunur ki şiddetli ve yoğun çalışmaktan dolayı bile kimseye öyle bir ihsanda bulunmaz. Allah bir kulunu sevdiği zaman, ona şefkat ihsan eder. Hiçbir aile fertleri yoktur ki şefkatten mahrum olsunlar da Allah'ın sevgisinden mahrum olmasınlar! (Taberânî)

Hz. Âişe Hz. Peygamber'in (S.A.V) şöyle söylediğini rivayet eder:
Allah-u Teâlâ, şefkat ve merhamet sahibidir. Şefkati sever. Şiddetinden dolayı vermediğini şefkatinden dolayı verir. (Müslim)

Ey Âişe! Şefkat et! Allah-u Teâlâ, bir ailenin fertlerine iyilik murad ettiği zaman, onları şefkat kapısına muttali kılar. (İmam Ahmed)

Şefkatten mahrum olan bir kimse, bütün hayırdan mahrum olur. (Müslim) Hangi idareci, idarecilik makamına getirildiğinde şefkat gösterir ve yumuşak davranırsa kıyamet gününde Allah Teâlâ'da ona karşı şefkat gösterir. (Müslim)

Acaba bilir misiniz kıyamet gününde ateşe kimin haram olduğunu? Kolaylaştıran, yumuşak davranan, rahat ettiren ve cana yakın herkes kıyamet gününde ateşe haram olur. (Tirmizî)

Şefkat, berekettir. Şiddetli ve yoğun çalışmak ise (eğer Allah için olmazsa) (oburluk) ve bereketsizliktir. (Taberânî, Beyhâkî)

Teenni Allah'tandır. Acele ise şeytandandır. (Ebu Yâ'lâ)

Rivayet ediliyor ki, bir kişi Hz. Peygamber'e gelerek 'Muhakkak ki Allah-ü Teâlâ bütün insanlar için sende bir hayır ihsan etmiştir. Bu bakımdan ben de senden bir iyilik istiyorum' dedi. Hz. Peygamber iki veya üç defa elhamdülillâh dedikten sonra kişiye yönelerek iki veya üç defa 'Sen tavsiye mi istiyorsun?' diye sordu. Kişi 'Evet!    Bana tavsiyede bulunmanı istiyorum' dedi. Hz. Peygamber de bunun üzerine şöyle buyurdu:

Bir işi yapmak istediğin zaman onun neticesini düşün! Eğer doğruluk ise devam et. Eğer değilse ondan sakın! (İbn Mübarek)

Hz. Aişe'den şöyle rivayet ediliyor: Bir seferde Hz. Peygamber ile beraber serkeş bir devenin sırtında bulunuyorduk. Deve beni sağa sola götürüyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle dedi:

Ey Aişe! Deveye şefkat göster. Çünkü şefkat, herhangi bir işe girdi mi onu süslendirir ve herhangi bir işten şefkat ve merhamet çıktı mı mutlaka onu çirkinleştirir. (Müslim)

 

Ashâb'ın ve Âlimlerin Sözleri

Hz. Ömer'in kulağına, halkın valilerinden şikâyet etikleri haberi geldi. Valilerin huzuruna gelmesini emretti. Valiler huzura geldikleri zaman kalkıp Allah'a hamd ve senâ ederek şöyle dedi:

Ey insanlar! Muhakkak biz idarecilerin sizin üzerindeki iki hakkımız vardır. Gıyabımızda nasihat yapmanız ve hayır hususunda yardımcı olmanızdır. Ey çobanlar! (idareci ve valiler!) Muhakkak ki halkın sizin üzerinde hakları vardır. Biliniz ki Allah nezdinde bir imamın (idarecinin) Miminden ve şefkatinden daha sevimli ve daha aziz bir şey yoktur ve yine Allah nezdinde bir idarecinin cehaletinden ve ahmaklığından daha çirkin ve daha nefret edilen bir şey yoktur.

Vehb b. Münebbih 'Şefkat, hilmin ikiz kardeşidir' demiştir.

İlim mü'minin dostu, hilim onun veziri, akıl onun delili, amel onun sevkedicisi, şefkat onun pederi, yumuşaklık kardeşi, sabır ise onun ordusunun emîridir. (Ebu Şeyh)

Seleften biri şöyle demiştir: 'İman ilimle süslenirse ne güzeldir. İlim amelle süslenirse, amel de şefkatle süslenirse ne güzeldir. Hilmin ilme izafe edilmesi gibi hiçbir şey diğer bir şeye izafe edilmiş değildir'.

Amr b. el-As, oğlu Abdullah'a şöyle sordu:

-Rıfk nedir?

-Sabırlı olman ve dolayısıyla idarecileri yumuşatmandır.

-Ahmaklık nedir?

- İmamına (idarecine) karşı düşmanlık gütmen, sana zarar vermeye kudretli olana karşı koymandır.

Süfyan es-Sevrî arkadaşlarına şöyle sordu: 'Rıfkın ne olduğunu biliyor musunuz?'

Arkadaşları cevap olarak "Ey Ebu Muhammed! Sen bize ne olduğunu söyle!' dediler. Süfyan şöyle dedi: 'Her şeyi gerekli yerlerine koymandır. (Mesela) şiddeti yerinde, yumuşaklığı da yerinde, kılıcı yerinde, sopayı da yerinde kullanmandır'. Bu söz, katılığı yumuşaklıkla, şiddeti şefkatle karıştırmanın gerekliliğine işarettir.

Nitekim şöyle denilmiştir:

Kılıç yerine cömertliği koymak, büyüklüğe zarar verir. Cömertlik yerine kılıcı koymanın zarar verdiği gibi.

Bu bakımdan şiddet ile yumuşaklık arasındaki normal ahlâk övülmüştür. Nitekim diğer huylarda da durum böyledir. Fakat tabiatlar şiddet ve hiddete daha meyilli olduklarından dolayı onları şefkat tarafına teşvik etmek gerekir ve bunun içindir ki ilâhî nizam, şiddet tarafını değil de şefkat ve merhamet tarafını övmüştür; her ne kadar şiddet de yerinde kullanıldığında yerinde kullanılan şefkat gibi güzel ise de... Farz olan şiddetin yerine getirilmesi söz konusu olduğunda ise, hak ile birbirine uygun düştüğünden bal ile kaymaktan daha lezzetli olur.

Rivayet ediliyor ki Amr b. As, Muaviye'ye yazarak, teenni ile hareket ettiğinden ötürü Muvaviye'yi kınadı. Bunun üzerine Muaviye kendisine teenni hakkında şu mektubu yazdı:

Hamd, salât ve selâmdan sonra; hayırda anlayışlılık, istikametin fazlalığıdır. Doğru bir kimse o kimsedir ki aceleci davranmaz. Mahrum o kimsedir ki teenniden mahrumdur. Teenniyle hareket eden bir kimse musibdir veya musib olmaya yaklaşmıştır. Muhakkak ki aceleci yanlış yapar veya yanlış yapmaya yaklaşmıştır. Şefkatin kendisine fayda vermediği kimseye, şiddet zarar verir. Deneme ve tecrübelerin fayda vermediği bir kimse yüksek makamlara yükselemez.

Ebu Avn el-Ensarî şöyle demiştir: 'Halk ağır bir söz söylediği zaman, eğer ona yumuşak bir söz eklerse muhakkak o yumuşak söz, ağır sözün kefareti olur'.

Ebu Haraza el-Kûfî şöyle demiştir: 'Hizmetçilerden ancak zarurî olanları edinin; zira her insanla beraber bir şeytan vardır'.

Bil ki insanlar şiddetle sana hiçbir şey vermezler. Mutlaka şiddetle verdiklerinden daha üstününü yumuşaklıkla verirler,

Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Müslüman bir kimse çok duraklar, teenni ile hareket eder, o geceleyin odun toplayan kimse gibi değildir'.

İşte bu sözler ilim ehlinin şefkati övmeleridir. Onların şefkati övmeleri, güzel olduğundan, her zaman fayda verdiğinden ötürü-dür. Şiddete bazen ihtiyaç doğar. Fakat bu pek nadirdir. Kâmil o kimsedir ki şefkat yerlerini şiddet yerlerinden ayırır ve her işe hakkını verir. Eğer basireti az ise veya herhangi bir hâdisenin hükmü kendisine şüpheli görünürse mutlaka şefkate meyletsin; zira çok zaman kurtuluş şefkatledir.

Ashâb-ı kiramdan Ebu’d-Derdâ Hazretleri Şam’da kadılık yapıyordu. Birgün halkın bir günahkâra sövüp saydıklarını işitti ve onlara:

“– Siz kuyuya düşmüş bir adam görseniz ne yaparsınız?” diye sordu.

Oradakiler:

“– İp sarkıtıp çıkarmaya çalışırız.” deyince Ebu’d-Derdâ Hazretleri bu defa:

“– Öyleyse günah kuyusuna düşmüş bu adama da niçin bir ip sarkıtıp onu kurtarmayı düşünmüyorsunuz?” diye sordu.

Şaşırdılar:

“– Sen bu günahkâra düşmanlık duymaz mısın?” dediler.

Ebu’d-Derdâ Hazretleri de şu hikmetli cevabı verdi:

“– Ben, onun kendisine ve şahsiyetine değil, günahına düşmanım.”

“Ancak (yaptığı kötülüklerden) vazgeçip iman ederek sâlih ameller işleyenler var ya, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere (günahlarını sevaplara) çevirir. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.” (el-Furkân, 70)

Bu misalde Ebu’d-Derdâ Hazretleri’nin mümin gönüllere yerleştirmek istediği pek derin hikmetler vardır. Bu hikmetler, Cenâb-ı Hakk’ın emir ve rızası ile Hazret-i Peygamber (S.A.V)’in yüce ahlâkından ümmete yansıyan ulvî pırıltılardır ki bunlar, İslâm tarihinde hep birer olgunluk düsturu olarak hidayet sürur ve nuruna vesile telâkki olunmuş ve amel-i sâlih toprağında kökleşerek bir üslûp hâline gelmiştir.

Bu yüce merhametten nasip alamayanlar, hem kendilerinin hem de insanlığın düşmanıdırlar. Böylesi merhamet ve şefkat bilmeyen gâfiller, ebedî nasiplerinin yollarını tıkayan zavallılardır. Ancak merhamet kaynağına ulaşan Mevlânâlar ve Yûnuslar gibi Hak dostları ise, insanların da dostları olarak herkes tarafından, hatta kurdu ve kuşuyla bütün bir kâinât tarafından sevilen nûr yüzlü mütebessim birer cennet gülleridir. Onlar dikenlerin üzerinde dahî âleme güzellik dağıtır ve yaralı gönülleri tedavi ederler. İşte önemli olan budur; gül tabiatlı olabilmek, yâni bu dünyâ bahçesinde dikenleri görüp onlardan incinerek dikenleşmek değil, araya kış gibi çileler de girse, onları bahar iklîmleriyle kucaklayarak bütün âleme bir gül olabilmek… Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:

“Ay geceden ürkmediği, karanlıklardan kaçmadığı içindir ki nûrlandı, ışık saçmaya başladı. Gül de o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı.” “Bu hakikati gülden de işit. Bak o ne diyor: Dikenle beraber bulunduğum için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere salayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun vesilesiyle âleme güzellikler ve hoş kokular dağıtma imkânına kavuştum…”

Eşrefoğlu Rumî Hazretleri, bu hâle erişebilmek için zarurî olan üslûbu bir beytinde şöyle hülasa eder:

                                      Ol dost için ağuları,

                                      Şeker gibi yutmak gerek!

Ashâbdan biri, ceza vere vere artık bıktıkları bir içki müptelası hakkında lânet etmişti. Bunu işiten Allah Resulü (S.A.V) şöyle buyurdu:

“Ona lânet etmeyin. Allah’a yeminle söylüyorum, bu adam hakkında bildiğim bir şey varsa, o da, onun Allah ve Resulü’nü seviyor olmasıdır.”(Buhârî, Hudûd, 5)

            Cennet mekân üstadımız Abdullah Baba (KS)Aziz hazretleri de bu konuyla ilgili şöyle bir hadise nakletmiş idi;

 

Bir anne bana;

            – Benim oğlum her zaman sarhoş geziyor. Ancak sürekli Abdullah Baba, Abdullah Baba deyip ağlıyor. Böyle derviş olunur mu? diye sorduğunda Ben;

            – Olur, İnşâallah, sarhoşta derviş olur, dedim.

            Çünkü tövbe kapısı açık... Adımızı andığına göre demek inancı var. Öyleyse Hak yolu bulmaması için hiçbir engel yok.

            Allah (cc);

            “Benim için ne yaptın? Kim ki Allah’ın (cc) yolundan uzaklaşmış bir insanı, Allah’ın (cc) yoluna, hidayetine, ibadetine, taatine getirirse, insanların ve cinnilerin yapmış olduğu ibadetten evladır”  buyurmuyor mu?

            Yine kur’anı kerimde Cenab-ı Allah ; (Ey Rasûlüm!) O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et…” (Al-i İmran, 159)

            Öyleyse kardeşlerim,

            Salih ameller işleyelim, iyiliklerde bulunalım. Hakkı söyleyip, hakkı emredelim. Allah’ın (cc) emirlerini tavsiye edip, söyleyelim. Müminlerin başına bir sıkıntı elem geldiği zaman onlara sabrı tavsiye edelim. Bunları yapanlar müstesna, diğerleri hüsrandadır. Ne yazık ki biz daima Cehennem’e götürecek ameller işledik. Böyle olan insanlara şefkat ve merhametle yaklaşalım. Onların içkisinden, kumarından, zinasından kurtarmamız gerekiyor.

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!..”

(Buhârî, İlim, 11)