106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Belde Sultanları/ KASTAMONU YILANLI KÜLLİYESİ

BELDE SULTANLARI

 YILANLI KÜLLİYESİ

“Abdülfettah-ı Veli Hazretleri ve Yılanlı Dergahı”

Kastamonu ve merkezi, Küpciyez mahallesi Yılanlı sokağında yatmaktadır. Türbe Yılanlı Camiinin doğu bitişiğindedir. Cami, ismini bu zatın kerametinden almış ve bu kerametle anıla gelmiştir.

Yılanlı" denilmesine gelince; kapıda kitabede de geçtiği üzere şifahaneler bimaristan veya maristan olarak isimlendirilirler. "Mar" yılan anlamına gelmektedir. Günümüzde hala tıbbın sembolü olan yılan motifi bu Selçuk hastanesinin muhtelif yerlerinde nakşedilmiş ve ziyaretgah haline gelmiş türbe ziyaretinde buralara bakarak incelemeler yapıp hayretlerini ifade edenler bulunmaktadır. Ayrıca "mar" isimli veya yılan motiflerinden yılanlı denildiği söylenmekle beraber Abdülfettah-ı Veli ye ait Geylani (Geylanlı) nispetinden galat olarak Yılanlı denildiği de söylenmektedir. Şu menkıbede dikkate şayan ve toplum arasında yaygındır. Abdülfettah-ı Veli Hazretleri, Bağdat’tan Rum diyarına yani Anadolu’a, Kastamonu’ya manevi irşat göreviyle gönderilmiş bir zattır. Zamanın valisi, daha doğrusu beyi, şehrin kaleye yakın Yukarı Pazar Mahallesinde bulunurmuş. Abdülfettah-ı Veli Hazretleri, zamanın beyine kendisinin Kastamonu’ya geldiğini, buraya iskân edeceğini bildirerek kendisine yerleşmek için bir yer verilmesi için müracaat etmiş. Bey de kendisine bugün Yılanlı Dergâhının bulunduğu yerin gösterilmesini istemiş. Orası o gün çay kenarında fundalık, çalılık ve bataklık değersiz bir yermiş. İçerisinde de yılanlar ve akrepler kaynıyormuş. Abdülfettah-ı Veli Hazretleri amele tutup oraları onarmak istemiş. Ancak ameleler yılanlar ve akreplerden çalışamamışlar. Abdülfettah-ı Veli Hazretleri bunun üzerine cüppesini çıkarıp dua etmiş. Orada bulunan bütün yılanlar ve akrepler o cüppenin içine toplanmışlar. Abdülfettah-ı Veli Hazretleri cüppesinde toplanan yılanları alıp bugünkü İmam-Hatip Lisesinin arkasındaki dereye götürüp bırakmış ve “kaybolun ya mübarekler” demiş. Onun için oraya Gayıplar Deresi diye isim takılmıştır. Yılanların çokluğundan kinaye ve şeyhin bu kerametiyle anılması sebebiyle yapılan camiyle beraber bu semt de Yılanlı diye anılmaktadır. Burada 24 tane tahta sanduka bulunmaktadır. Türbe dikdörtgen planlı ve cami ile yatır duvarı arasında uzanır. Mihrabın hemen önünde ve cami tarafında bulunan bakırdan yapılmış mahfaza içindeki sanduka Abdülfettah-ı Veli Hazretlerine aittir. Burada Abdülkadir Geylani'nin hazretlerinin Hazreti Ali (KVC) ’ye uzanan şeceresi yazılıdır. Yapı 1210 tarihinde Abdülfettah-ı Veli tarafından inşa edilir. Bu zatın 671/ 1273 te vefat ettiği yazılıdır. Yine burada 1251 – 1321 tarihleri arasında yaşamış Hasip Efendi burada şeyhlik etmişler, 28 sene hizmette bulunmuşlardır ve Abdülfettah Hz.'lerinin çocuklarındandır. Seydişehirli Şeyh Şerafettin Efendi 1329 / 1911 tarihinde Kastamonu ziyaretleri esnasına şu bilgileri verir. "... Bu yılanlı dergâhındaki zat Geylani Hazretlerinin halifelerinden ve cariyeden gelme torunlarındandır. Abdülfettah büyükler arasında sayılmakta ve Gavsu-l Azam hazreti Geylani’nin dokuz torunundan birini teşkil etmektedir. Bağdat'dan 1000 kişi ile buraya gelmiş ve medfun oldukları yerde büyüklerdendir. Kesin olan şudur ki, burası bir Kadiri dergâhıdır. Soy kütükleri de mevcuttur.

 

 

ATEŞİN YAKAMADIĞI ÂŞIKLI SULTAN

Honsalar Mahallesinde kapı kemerinde Selçuklu taş işletmeciliğinin yer yer kendini gösterdiği bir türbedir. Burada 12. Yüzyıl başlarında Kastamonu Kalesinin fethi sırasında Şehid olan ÂŞIKLI SULTAN yatmaktadır. ÂŞIKLI SULTAN'IN o günden bu yana bozulmadan duran bedeni bir sandukadadır. Sandukanın ayakucundaki camdan ÂŞIKLI SULTAN'ın çürümemiş olan ayakları günümüzde de görülmektedir. Kastamonu Kalesinin fethi sırasında zehirli bir okla şehid olan ÂŞIKLI SULTAN'ı Selçuklu Töresinde ulu kişilere uygulandığı gibi sandukasıyla defnetmişlerdir. Diğer türbelerden farklı olarak içinde ÂŞIKLI SULTAN'ın bulunduğu sanduka, ortada diğer sandukaların arasındadır. ÂŞIKLI SULTAN'a Halk arasmda "YANIK SULTAN" da denir. Bununla ilgili bir menkıbe şöyle anlatılmaktadır.

"ÂŞIKLI SULTAN'ın türbesinin yakınında bir yangın çıkar. Bu olay sırasında ÂŞIKLI SULTAN Hazretleri o zamanın mülkiye amirinin rüyasına girer, Der ki: burada yangın çıktı, türbem yanıyor, gelin beni kurtarın... Devrin mülkiye amiri uyandıktan sonra o mahalleye koşar, bakar ki türbe ve civarı yangından zarar görmüş, ama ÂŞIKLI SULTAN'ı ateş yakmamıştır. Böylece ÂŞIKLI SULTAN'ın dünyadan ayrıldıktan sonra keramettinin devam ettiği anlaşılmaktadır. ÂŞIKLI SULTAN'ın 1116 (BİNYÜZONALTI) tarihinden bu yana bozulmadan biçimini koruyan ayaklarını halen görmek mümkündür.