106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANLARIN SOFRASI/ Seyyid Burhâneddîn Tirmizî Hazretlerinin Sohbet Meclislerinden

 Öfke

Hak sözün, doğru sözün mutlaka söylenmesi gerekir, ama öfkeli iken söylenmemelidir. Çünkü o söz, öfke ateşi yüzünden yakıcı ve yandırıcı bir hâle gelir. Zira kapı ve duvar gibi katı cisimler bile gönüldeki kırgınlık yüzünden, kişinin öfkeli zamanında öfkelenip ateşli bir hâle gelir. Gönül tandırından sıcak ekmek veya sıcak yemek gibi çıkardığın söz, nasıl olurda kızgın olmaz? Eğer söylediğin o söz, bir şekle bürünüp karşına çıksaydı, yakıcılığı yüzünden ona elini dokunduramazdın. Şimdi biraz bekle, hele o ekmek soğusun, o öfke geçsin! Ekmek, hayat devam ettiren bir gıda olduğu halde, yakıcı derecede sıcak iken, birinin ağzına koysan, o kimse aç bile olsa, ağzından çıkarıp atar, o ekmekten ve onu yemekten de mahrum kalır.

Allah kendisinden razı olsun. Hazreti Ali, savaş sırasında bir kâfirin üzerine saldırdı, onu yakalayıp öldürmek istediği sırada kâfir, Hz. Ali'nin yüzüne tükürdü, hem de öyle tükürdü ki mübarek yüzünü kapladı. Bunun üzerine Hz. Ali Efendimiz hemen kılıcını elinden bıraktı ve öldürmekten vazgeçti. Etraftan sesler yükseliyordu:

"Ey Müminlerin Halîfesi! Bu kılıç Allah'ın kılıcı değil mi? Bu kılıç Allah'ın Zülfikârı değil mi? Bu düşman Allah'ın düşmanı değil mi? Neden öldürmeyip bıraktın? O sana saldırsaydı, onun saldırmasına karşı durmasaydın, Seni öldürmek için hiç düşünüp çekinir miydi? Senin yaptığın gibi yapar mıydı? Sen niçin öldürmekten vazgeçtin? Sen ne diye Hakk’ın kılıcını elinden bıraktın? " diyorlardı. Hz. Ali ise;

"Evet, doğru söylüyorsunuz, bu kılıç Hakk'ın kılıcıdır. Hakk'ın Zülfikâr'ıdır, düşmanla savaş yapmak ise Allah'ın emridir, fakat o Benim yüzüme tükürünce bu hareket nefsime ağır geldi, Allah için çektiğim kılıç, nefsim ve öfkemle bulandı. Allah için öldürecekken; tükürmesinden dolayı nefsim için, öfkemi dindirmek ve nefsimi tatmin etmek için öldürecektim, böyle yapmamak için kılıcımı elimden attım ve öldürmekten vazgeçtim." dedi, bu sözleri işiten kâfir, hemen şahadet parmağını kaldırarak:

"Bana iman bilgisini anlat!" dedi ve bu yüzden kendisi ile beraber kabilesinden on sekiz kişi daha Müslüman oldu.

İsa Aleyhisselama öfke konusunda sorular sordular:

"Allah'ın yarattığı şeylerin en güç, en çetin, en zor, en korkunç olanı nedir?" dediler.

O; "Öfke evidir. Çünkü o ev, ateşle dolu Cehennem gibidir" dedi. Yine O’na:

"Ey Allah'ın Resûlü! Allah'ın yaratmış olduğu o öfke ateşi ne ile söndürülür, ne ile soğutulur?" diye sordular.

"Her kim öfkesinin ateşini yatıştırıp söndürürse, o ateş de hemencecik yatışıp sönüverir." dedi.

 

Muhabbet ve Sevgi

İki kimse arasında muhabbet meydana geldiği zaman, bunlardan birisi ya onu kendi yanına çeker yahut ta öbürüsü onun yanına gider. Değil mi ki gaye kavuşup buluşmaktır, ister sen onu bul, ister o seni bulsun bir fark yoktur. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok ayetinde geçen "Söyle" emri; söz memesinin ağzı tomurcuklandığı zaman verilir, o zaman insan, sözünü dinleyecek birisini arar. Eğer söz memesi tomurcuklanmaz ise: "Allah'tan daha çok, sözünü yerine getiren kim vardır?" ayetinin sırrı tecelli eder. (Tevbe; 111)

Süt ile adamı beslemeye çalışırlar fakat incitip gönlünü kırarlar, ama hukukunu da gözetirler. Nitekim Kur'an-ı Kerim’de:

"Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda ruhlarını alır. Bu suretle haklarında ölümle hükmettiği ruhu tutar, ötekini belirli bir vakte kadar bedenine geri salıverir. Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır" buyurmaktadır. (Zümer ;42)

Eğer civciv tam olgunlaşmış ise, tavuk gagasını vurarak yumurtayı parçalar. Nitekim: "Şu halde onları affet, bağışlanmaları için dua et!" ayetinde olduğu gibi, sana beddua eden bendim, merhamet eden de benim, bu da bana düşer. Nitekim, "Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak bir tek kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir." buyrulmuştur. (Âl-i İmran 159; Lokman 28)

İki tende bir can olduğunu hiç duydunuz mu? Nitekim Kur'ân-ı Kerim’de Yüce Allah: "Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler" buyurmuştur. (Mâide;54)

Muhabbet bilgisi, Allah dostlarınındır. Her kimden Hakk’ın muhabbet bilgisini duyarsan, bil ki o kimse Allah dostudur. Nitekim şair şöyle demiştir:

"Aşk yüzünden her nefeste bir başka secdedeyim ben,

Varlık âleminden, başka bir varlık tozuyla tozmadayım ben,

Bir an kendi varlığımdan yok olup kaybolursam,

Eğer diriysem, bir başka varlık sebebiyle diriyim ben."

Nitekim Kur'ân-ı Kerim’de: "Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu?" buyrulmuştur. (En’am; 122)

"Eğer gönlünün arzuları beni öldürmek istiyorsa

Dünyada dileğim senin gönlünü razı eylemektir.

Gönlün her neyi istiyorsa, söyle ben kuluna,

Söyle ki gönlün her neyi istiyorsa, bu kulun onu yapsın."

Şimdi sen kendi kendinin incisi ol. İnci senin oldu mu, artık başkasının olmaz. İnci, padişahın hazinesinde olur, padişahın kendisi de inci kesilirse, inci o zaman inci olur.

Eğer kişinin bütün varlığı miraç olursa, ne güzel; fakat miraç o kimseden gayri oldu mu, tam miraç olmaz. Nitekim bir kutsi hadis-i şerifte: "Eğer Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım" buyrulmuştur. Necm suresi'nde ise: "Muhammed'in gözü kaymadı ve kamaşmadı, andolsun ki O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü" buyrulmuştur. (âyet 17)

Bir şair de şöyle demiştir

"Sen sensin, ben de benim, böyle söylemeye imkân yoktur. Sen bensin, ben de senim, işte budur vuslat!"