106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

DERVİŞLİK YOLU / Allah’ı Sevmenin Alametleri

          “Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan (dertlere bir şifa; müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57)Verdiği bütün nimetler için Allah’a hamd olsun. Hatta hamd etmeğe muvaffak kıldığı için yine hamd olsun, Allah'ın kulu ve Resulü; bütün peygamberlerin, bütün insanlığın en üstünü ve efendisi olan Muhammed Mustafa'ya salât-u selâm olsun. Âline, ashabına, kendinden sonra gelen halifelerine, yakınlarına, peşinden gidenlere de selâm olsun.

Muhibbin (dost, seven) yapması gereken şey gafletinden kurtulduğunda mahbubuna yönelmektir. Nefsini kınamakla meşgul olmak, rabbinden şöyle dilemesidir: 'Ey rabbim! Hangi günah ile lütfunu benden kestin? Beni huzurundan uzaklaştırdın? Nefsimle ve şeytanın arkasına düşmekle beni meşgul ettin?'Nefsini böyle kınamak onda berrak bir zikir ve incelmiş bir kalp meydana getirir ki daha önceki gafletinin kefareti olur. Onun düşüşü, zikrinin ve kalp temizliğinin yenilenmesine sebep olur.

Muhib, mahbubdan başkasını görmeyince ve her gördüğünü ondan görünce üzülmez, şikâyet etmez ve her şeyi rıza ile kucaklar ve bilir ki mahbub, kendisi için faydalı olanı takdir etmiştir. Derhal Allah-ü Teâlâ'nın şu ayetini hatırlar: Gerçi hoşunuza gitmez ama size savaş yazıldı (farz kılındı). Bizden hoşlanmadığınız bir şey hakkınızda iyi olabilir. (Bakara/216) O alâmetlerden biri de ibadetle nimetlenmesi, ibadeti ağır saymaması ve ibadetten gelen yorgunluğunun gitmesidir. Cüneyd-i Bağdadî hazretleri şöyle demiştir: 'Muhibbin alâmeti canlılığın devamıdır. İstek ile ibadete koyulan bir kimsenin kalbi değil bedeni fersude (yıpranır) olur!' Bazıları şöyle demiştir: 'Sevgi üzerindeki çalışmaya gevşeklik karışmaz!' Âlimlerden biri şöyle demiştir: 'Allah'a yemin ederim, Allah'ın dostu olan bir kimse büyük vesilelere konsa bile Allah'ın ibadetinden usanmaz'. Ariflerden biri şöyle demiştir: 'Kim korku olmaksızın, katıksız muhabbetle Allah'a kulluk yaparsa o, nimetlerin kendisi için yayılmasıyla ve naz etmekle helâk olur. Kim Allah'a, muhabbeti olmaksızın (sadece) korku ile kulluk yaparsa o, uzaklık ve ürk-mekle Allah'tan ayrılır. Kim muhabbet ve korku ile Allah'a kulluk yaparsa Allah onu sever ve kendine yaklaştırır.

Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri şöyle demiştir: İnsanlar Allah muhabbeti hakkında genel ve özel olarak ikiye ayrılırlar. Genel olanlar o muhabbeti, Allah'ın ihsanının devamlılığında ve nimetlerinin çokluğunda temin ettikleri marifetle elde etmişlerdir. Onlar O'nu razı etmekten kendilerini tutamamışlardır. Ancak şu kadar vardır ki onların muhabbeti nimet ve ihsanın nisbetinde azalır ve çoğalır. Havassa gelince onlar muhabbeti kudret, ilim, hikmet ve mutlak saltanatın büyüklüğünden ötürü elde etmişlerdir. Onlar Allah-ü Teâlâ'nın kâmil sıfatlarını, en güzel isimlerini tanıdıklarında O'nu sevmemek artık onların elinden gelmez; zira Allah bu kâmil sıfatlardan dolayı onların katında muhabbete müstehak olur. Çünkü onlar muhabbetin ehlidir. Eğer Allah-ü Teâlâ onlardan bütün nimetlerini alsa bile yine de O'nu severler'.

Sehl Hazretleri şöyle demiştir: 'Allah sevgisinin alâmeti, Kur'an sevgisidir. Allah ve Kur'an sevgisinin alâmeti, peygamber sevgisidir. Peygamber sevgisinin alâmeti, sünnet (hâdis) sevgisidir. Sünnet sevgisinin alâmeti, ahiret sevgisidir. Ahiret sevgisinin alâmeti, dünyadan nefret etmektir. Dünyadan nefret etmenin alâmeti, ondan sadece kendisini ahirete ulaştıracak kadar bir azık edinmektir'.O alâmetlerden biri de tenhada Allah'a olan münacatlarına ve Allah'ın kitabını okumaya rağbet etmektir. Böyle bir kimse teheccüd namazına devam edip gecenin sükûnetini fırsat bilir. Dünyevî meşgalelerin kesilmesiyle vaktin dürülmesini ganimet sayar. Sevgi derecelerinin en azı, dost ile baş başa kalmaktan zevk duymak, onun münacatından nimetlenmektir. Bu bakımdan bir kimseye uyku ve boş sözlerle iştigal etmek Allah'ın münacatından daha hoş gelirse onun sevgisi nasıl sıhhatli olabilir?

Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'Allah'ı seven bir kimse nefsinden nefret eder!'

Yine şöyle demiştir: 'Kimde şu üç haslet yoksa o muhib değildir:

1. Allah'ın kelâmını, halk kelâmına tercih etmek,

2. Allah'ın mülâkatını, halkın mülâkatına tercih etmek,

3. Allah'ın ibadetini, halkın hizmetine tercih etmek!'

O alâmetlerden biri de Allah'tan başka elden kaçırdığı hiçbir şey için esef etmemesidir. Teessüfünün ibadet ve zikirsiz geçirdiği zamanlar için olmasıdır. Bu bakımdan arada sırada meydana gelen gafletler için de nefsini kınamak ve tevbe etmek suretiyle çokça dönüş yapmalıdır. Ariflerden biri şöyle demiştir: 'Allah'ın bir kısım kulları vardır ki Allah'ı sevmiş ve O'na ünsiyet vermişlerdir. Böylece elden kaçırdıkları şeyler için gam yemek onlardan giderilmiştir. Onlar nefislerinin zevkiyle meşgul değildirler; zira onların sultanının (Allah'ın) mülkü geniştir. O Sultan ne dilerse o olur. Bu bakımdan onlar için ne takdir edilmişse o onların eline gelir. Onların elinden kaçan ise o Sultanın onlar için takdir buyurduğu tedbirledir'.

Hz. Dâvud'un (a.s) haberlerinde şöyle vârid olmuştur: 'Sakın kullarımdan birine ünsiyetini verme, muhakkak ki ben kendimden iki kişiyi ayırırım: Vereceğim sevabı geç verilecek sanarak ibadetten ayrılan kişiyi ve beni unutmuş, haline razı olmuş kişiyi kendimden uzaklaştırırım. Bunun alâmeti; onu kendi nefsine havale etmemdir. Onu dünyada taşkın bir vaziyette bırakmamdır'.

Canımın istediğini senin istediğin şey için terk ediyorum! Sen ne ile razı olursan ben de onunla razı olurum, nefsim hoşlanmasa bile! Sehl et-Tüsterî dedi ki: 'Sevginin alâmeti, sevileni nefsine tercih etmektir. Allah'a itaat eden herkes Allah'ın dostu olmaz. Dost, ancak yasaklardan kaçınan kimsedir'.

Kim hevâ-i nefsin peşine takılmaya devam ederse onun sevdiği hevasıdır. Muhib bir kimse, sevdiğinin isteği için nefsinin isteğini bırakır. Ben ona kavuşmayı arzuluyorum. O ise benden uzaklaşmayı! Bu nedenle kendi isteğimi onun isteği için terk ediyorum!
Sevgi galebe çaldığında, hevâ-i nefsin arzularını silkip atar, kişi için sevdiğinden başkasından zevk almak diye bir şey kalmaz Hakikat Sehl'in dediği gibidir. Çünkü Allah'ın muhabbeti, Allah'ın kulu sevmesine vesiledir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:
Onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever.(Mâide/54)

Allah-ü Teâlâ ne zaman kulunu severse, onun velisi olur. Düşmanlarına karşı ona yardım eder. Kulun düşmanı ise nefsi ve şehvetleridir. Bu bakımdan Allah-ü Teâlâ ne onu mağlub eder, ne de onu hevasına ve şehvetlerine havale eder.

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Allah bir kulu sevdiğinde ona bela verir. Onu mübalağalı bir şekilde sevdiğinde onu edinir.(Taberani)

- 'Onu edinir!' ne demektir?

- Ona ne aile efradı bırakır, ne de mal! Bu bakımdan Allah'ın kulunu sevmesinin alâmeti, onu başkasından uzaklaştırması, onunla başkasının arasına girmesidir.

Allah Teâlâ bir kulu sevdiğinde ona bela verir. Eğer o kul belaya karşı sabrederse onu seçer. Eğer o razı olursa onu tercih eder.(deylemi)

Bazı âlimler şöyle demiştir: 'Sen Allah'ı sevdiğini, onun da seni belalandırdığını gördüğünde, bil ki Allah seni arındırmak istiyor'.

Allah bir kulu sevdiğinde o kulun nefsinden ona bir vâiz kılar. Onun kalbinde onu kötülüklerden sakındırıcı bir kuvvet kılar ki o kuvvet onu kötülüklerden meneder. (deylemi)

 

 

 

 

Dünya üç günlüktür. Dün    geçmiştir.   Bir    daha ele, geçmez.

Yarın gelecektir.   Ona  kavuşabilecek miyiz?   Şüphelidir. O halde yaşadığın bugünü ganimet bil ve Değerlendir.