106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ / Hazreti Eyyûb Aleyhisselâm

Derin Tefekkürü İle Sabır Taşı Olan

Hazreti Eyyûb Aleyhisselâm

 Eyyûb Aleyhisselam, Yakûb Aleyhisselâmın kardeşi Iys'ın neslindendir. Şam civarında yaşamıştır. Kendisine az sayıda kişi iman etmiştir.

Dedesi Hazreti İshâk Aleyhisselâmın duası bereketiyle Allah-ü Teâlâ kendisine çok mal, mülk ve evlat verdi. Hizmetçileri, tarlaları ve hayvanları çok boldu. Fakir, yetim ve dullara çok yardım eder, sofrasında fakir bulundurmadıkça yemek yemez, Allah’ın kendisine verdiği nimetleri misafirlere ikram etmeyi ziyadesiyle severdi.

Ömrünün başlangıcında zengin, ortasında fakir ve gariptir; sonunda ise şükrü ve darb-ı mesel hâline gelen sabrının neticesinde tekrar ihsan-ı ilâhîye gark olmuştur.

Cenâb-ı Hak, onun sabırdaki tahammülünü şu şekilde sena eder:

“...Gerçekten Biz Eyyûb'u sabırlı (rıza hâlinde bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi.” (Sâd, 44)

Eyyûb Aleyhisselâm, Şam civarında yaşayan insanlara peygamber olmuştur. Kur'ân-ı Kerim’de ilâhî vahye mazhar bir peygamber olduğu şöyle bildirilir:

(Habîbim!) Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi Sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakûb'a, esbaba (torunlara), Îsâ'ya, Eyyûb'a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik…” (Nisâ, 163)

“...Daha önce de Nuh’u ve O'nun soyundan Dâvûd'u, Süleyman’ı, Eyyûb'u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola (peygamberliğe) iletmiştik. Biz ihsan sahiplerini işte böyle mükâfatlandırırız.” (En'âm, 84)

İmtihan, Sabır ve Mükâfat

Eyyûb Aleyhisselâmın mal-mülk zenginliği, evlatları ve nail olduğu bütün nimetler imtihan-ı ilâhî olarak birer birer elinden alındı. Ardından ağır bir hastalığa duçar oldu. Ancak Hakk'a tevekkül ve teslimiyeti ile bedenine, malına ve evlâdına gelen musibetlere karşı büyük bir sabır göstererek ilâhî takdire razı oldu.

O'nun dillere destan olan sabır ve teslimiyeti, bir ibret numunesi olarak insanlık tarihine geçti.

Eyyûb Aleyhisselâmın imtihanı peygamberlik devresine aittir. Başına gelen her türlü musibet imtihanına, mel'ûn şeytan sebep kılınmıştır. O'ndaki fazileti hazmedemeyen iblis, insan kılığına girerek halk arasında:

“Bu kadar nimet ve bolluk içinde kulluk yapmak kolaydır. Eyyûb'u bir de darlık ve belâ anında iken görmeli!” diyor ve devamlı olarak O'nun itibarını zedelemek istiyordu.

Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ da, Eyyûb Aleyhisselâmın kendisine olan tevekkül ve teslimiyetini izhar etmek için bu sevgili peygamberine çeşitli musibetler verdi.

Cenâb-ı Hak, Eyyûb Aleyhisselâmı imtihan etmeyi murâd edince, ilk olarak mallarını elinden aldı. Bir sel ile koyunlarını, bir rüzgâr ile de ekinlerini mahvetti. Şeytan, çoban kılığına girerek hemen Hazreti Eyyûb'a koştu. Eline geçen fırsatı değerlendirecekti. Ağlaya ağlaya olup biteni O'na haber verdi:

“Ey Eyyûb! Büyük bir felâket oldu. Allah-ü Teâlâ Senin bütün mal ve mülkünü telef etti.” dedi.

Hazreti Eyyûb, bu haber karşısında telâşlanmadan, büyük bir tevekkül ve sükûnet içinde Rabbine hamd etti ve insan kılığına girmiş bulunan şeytana:

“Mal ve mülkü Bana Rabbim vermişti. Şimdi de aldı. Yegâne sahip O'dur! Dilerse verir, dilerse alır!” dedi.

Bu söz ve tavırlar, şeytanı perişan etmeye yetmişti.

Daha sonra ise Eyyûb Aleyhisselâmın ders okumakta olan çocukları bir zelzele ile vefat etti. Şeytan bu sefer de feryat ve figan ederek Hazreti Eyyûb'un yanına geldi. O'nu isyan ettirmek için gözlerinden seller gibi yaşlar döküp:

“Ey Eyyûb! Allah-ü Teâlâ evini bir zelzele ile yıktı. Bütün çocuklarını elinden aldı. Onların canhıraş feryatları dayanılacak gibi değildi. Sen hâlâ duruyor musun?” dedi ve hâdiseyi o kadar acıklı bir şekilde nakletti ki Hazreti Eyyûb'un tevekkül ve teslimiyet ile yoğrulmuş kalbindeki merhamet hissiyatı taşarak mübarek gözlerinden yaş geldi. Ancak bu imtihan karşısında da büyük bir sabır göstererek ilâhî tecelliye rıza gösterdi.

Maksadına yine nail olamayan şeytan öfkeden kudurdu. Yine bir şeyler demek üzere idi ki Hazreti Eyyûb:

“Ey mel'ûn! Sen iblissin ve Beni Rabbime karşı isyana teşvik etmek istiyorsun! Bilesin ki evlatlarım birer emanetti. Sahibi geri aldı! Veren O, alan O; niçin incineyim? Ben, her ahvalde Rabbime hamd eden bir kulum!” dedi.

Allah-ü Teâlâ, Eyyûb Aleyhisselâma son olarak Kur'ân-ı Kerim’de ismi belirtilmeyen bir hastalık verdi. Hastalığı o derece arttı ki hiç kimse yanına uğramaz oldu. Yalnız, şefkat timsali hanımı Rahîme Hatun, eşsiz bir sadakat ve vefa örneği sergileyerek O'nun hizmetine devam etti. El işi yaparak maişet temînine çalıştı. Her türlü hizmeti severek ifa etti.

Eyyûb Aleyhisselâm, bu hastalığında da hâlinden şikâyetçi olmadı. Rabbine sığınarak sabretti, hamd ü senasına devam etti. Nebevî bir edep göstererek hastalık ve yorgunluğunu şeytana izafe etti. Bu hâl, ayeti kerimede şöyle bildirilmektedir:

(Resulüm!) Kulumuz Eyyûb'u da an! O, Rabbine: «Doğrusu şeytan, Bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.» diye seslenmişti.” (Sâd, 41)

Çünkü şeytan, Eyyûb Aleyhisselâmın güzel hâline haset edip kendisine musallat olmak istemişti. Fakat Eyyûb Aleyhisselâm her şeyin Allah’tan olduğunun idraki, tevekkülü ve teslimiyeti içindeydi.

Eyyûb Aleyhisselâmı şükür, hamd ve rıza hâlinden uzaklaştırma hususunda bütün çabaları boşa giden şeytan, bu defa şehir halkına vesvese vermeye başladı:

“Aman Rahîme ile görüşüp kendisine yardımcı olmayın! Yoksa Eyyûb'un hastalığı size de geçer! Derhal O’nu şehrinizden kovun!” dedi.

Şehir halkı da bu fesada meylederek Rahîme'ye:

“Eyyûb'la beraber burayı terk edin! Yoksa Sizi taşlayarak öldürürüz!” diye tehdit ettiler.

Rahîme Hatun, çaresiz kalarak Hazreti Eyyûb'u sırtına aldı ve oradan ayrıldı. Şehir dışında bir yer edindi. Eyyûb Aleyhisselâmın altına kumlar yayıp başına taştan yastık koydu. Sonra da küçük bir kulübe yaptı ve hizmetine sadakatle devam etti.

Allah’ın sabırlı peygamberi Hazreti Eyyûb bu durumda bile, oradan gelip geçenlere “emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker”de bulunuyordu.

Zevcesi Rahîme Hatun, geçimlerini temin için şehirdeki hanımlara iplik bükmekteydi. Bir ara efendisine:

“Sen bir peygambersin! Allah-ü Teâlâ'dan sıhhat ve afiyet istesen de bu dertleri Senden alsa!” deyince Eyyûb Aleyhisselâm:

“Sıhhat ve afiyetle geçen günlerimiz ne kadardı?” diye sordu.

Rahîme Hatun:

“Seksen yıl idi.” dedi.

Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb:

“Ey Rahîme! Şiddet ve belâ zamanı sıhhat ve safa süresi kadar olmadan Cenâb-ı Mevlâ'ya şikâyet etmekten hayâ ederim. Allah Teâlâ, bizlere nimetler verirken (razı oluyoruz da), O'ndan gelen belâlara niçin sabretmeyelim?” dedi.

Hazreti Eyyûb'un bu tahammül ötesi sabrı, ayet-i kerimede methedildiği gibi, hadisi şerifte de sena buyrulmuştur:

“Hazret-i Eyyûb, insanların en halimi, en sabırlısı ve en çok gazabını (öfkesini) yeneni idi.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, III, 201)

Eyyûb Aleyhisselâma vesvese veremeyen şeytan, bu sefer hanımı Rahîme Hatun’a musallat oldu. İkide bir O’nun önüne çıkıyor ve aklını çelmeye çalışıyordu. Rahîme Hatun da, bunları Hazreti Eyyûb'a naklediyordu. Eyyûb Aleyhisselâm ise hanımına:

“Ey hanım! O, Senin yoluna çıkan iblistir. Dikkatli ol; Seni vesvese ile Benden ayırmak istiyor!”, diyerek ikazda bulunuyordu.

Rahîme Hatun, Yusuf Aleyhisselâmın torunlarından idi. Kendisinde ceddi Yusuf’un güzelliğinden bir akis vardı. Civarında O’ndan daha güzeli yoktu. Bunun için şeytan, bir gün O’nun karşısına yakışıklı bir kişi suretinde çıktı:

“Senden daha güzel birini görmedim... Ben şu yakın köydenim. Servetimin de hadd ü hesabı yoktur...” dedi.

Rahîme Hatun Rabbine sığınarak:

“Ben hasta olan Eyyûb Peygamber'in hanımıyım. O'na hizmet etmekteyim. Ve Ben, O şerefli peygamberden başkasına asla meyletmem...” dedi ve yürüyüp gitti.

Rahîme Hatun, Hazreti Eyyûb'un yanına döndüğünde, olup biteni anlattı. Hazreti Eyyûb bu sözlerden sıkıldı. Hiddetle:

“Ey Rahîme! Ben Sana O’ndan sakınmanı söylemiştim. Eğer sıhhate kavuşursam, Sana yüz sopa vuracağım!” diye yemin etti.

Eyyûb Aleyhisselâmın hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi. Bu durum O'nun peygamberlik vazifesini yapmasına mani olmaya başladı. O da yüce dergâha ellerini açtı ve:

“Bana gerçekten hastalık isabet etti. Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” (Enbiyâ, 83) diyerek, ilâhî merhametin kendisi üzerine tecelli edip şifa bulması için kalben Cenâb-ı Hakk'a yöneldi.

Rivayete göre, bir kimse Rasulullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mescidine girdi ve Eyyûb Aleyhisselâm ile alâkalı bazı sualler sordu. Hazreti Muhammed-ül Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladılar ve şöyle buyurdular:

“Allah-ü Teâlâ'ya yemin ederim ki Eyyûb belâdan inlemedi, sızlanmadı. Lâkin yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi gece o belâda kaldı. Ayakta namaz kılmak istedi; duramadı, düştü. Hak yolundaki hizmetinde kusur görünce: «Bana gerçekten hastalık isabet etti» dedi.” ( Kurtubî, Tefsîr, XI, 323, 327.)

                                                                                                                      Devam Edecek…