106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜ'MİNE ANNELERİMİZ / Hazreti Esma Binti Ebu Bekir (r.anha)

Bir Sabır ve Feraset Timsali…

Hazreti Esma Binti Ebu Bekir

 Hz. Esma Peygamberimizin terzisidir. Dikişteki maharetini, O’na gömlek dikerek göstermiştir. Nerede uygun bir kumaş bulsa Peygamberimize yalvarırdı; “Ya Resulullah! Ne olur izin verin bu kumaştan Size gömlek dikeyim” diye. Genelde sıfır yaka tabir ettiğimiz gömlekleri dikerken Peygamberimiz bir gün, “Bu yakaları biraz kaldırmak mümkün müdür?” diye sormuştu. Yani bugünkü tabirle hakim yakayı tarif ettiğinde hiç itiraz etmeden “Hay hay hemen” deyip dikmiştir. Daha başka bir seferde ise Peygamberimiz, “Bu düğmeler hep önde duruyor. Acaba düğmeleri yana alsak daha şık durmaz mı?” diye fikir beyan edince hemen uygulamıştır.

Aşk-ı Muhammedi’ye tutulmak ona kapılıp gitmek, işte Esma Annemizin yaşadığı buydu ve bu sevgi O’na bunca ilmin kapısını açmıştı. Ama daha önce de dedik, bu sevgiyi taşımak kolay değildir. Hakkını vermek lazımdır. Mevlana der ki; “Şems’ten önce Benim ne dinim ne de gönlüm varmış. Çünkü eskiden Ben soğukta gelip soba başında ısınırken, O Bana eğer dünya yüzünde üşüyen bir mümin varsa Benim ısınma hakkım olmadığını öğretti.” Çünkü sevgi benzeşmedir, güzellik ve gafleti birlikte getirir, sevginin yansıdığı yerde kusurlar hüner gibi görünür, dikenler çiçek kesiliverir insanın nazarında… Kaybetmeye ve kazanmaya başladığımız nokta ise buradan başlar. İşte Allah Resulü’ne arkadaşlık, Esma’yı Esma Annemiz yaptı...

Hz. Esma Annemizin İslam politikasını nasıl anladığı ise bir başka derstir bize. Aradan zaman geçip de Emevi felaketi başladığında, zorbalıklar, gösterişler, âlimlerin inkârları… Bu süreç, Kerbela’ya kadar uzanmıştı. Kötü bir sistem başladı. Bu sistem karşısında kimi sustu, kimi konuştu. İşte bu aşamada Hz. Esma, “Zulme itaat küfürdür.” diyerek Resulullah’ı kuru kuruya sevmenin bedelini açıkladı.

Mekke’de bir isyan hareketi başlattı. Bu isyan Medine’ye kadar yayıldı. İsyan o kadar şiddetli oldu ki; binlerce şehit verildi. Esma Annemizin oğlu Abdullah da bu isyanda liderlerin başındaydı. Ancak Emevi hükümdarlarından Mervan başa gelince Mekke ve Medine üzerine yürüdü. Ravzayı Mutahhara’daki yeni mescidin duvarlarını bile yıktı. İki yüz bin kişilik orduları vardı. Müslümanlar sayıca azdı. O sıralarda Abdullah ile Hz. Esma arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği rivayet edilir: "Oğlunun şimdiye kadar hiçbir kötülüğü yapmaya kastetmediğine, hiçbir yüz kızartıcı İşi yapmadığına, Allah'ın hükmünden sapmadığına, hiçbir emanete hıyanet etmediğine, hiçbir Müslüman ve zimmîye haksızlık etmek istemediğine ve onun yanında hiçbir şeyin; Azîz ve Celîl olan Allah'ın rızasından daha üstün olmadığına inan… Bunları kendimi temize çıkarmak için söylemiyorum. Allah beni, benden daha iyi bilir. O sözleri sadece kalbime sabrı sokmak için söyledi."

Oğlunun bu son cümlelerinden sonra Hz. Esma şöyle dedi: "Seni, kendisinin ve Benim istediğim şey üzerinde kılan Allah'a hamdolsun. Yavrucuğum! Seni koklamam ve vücuduna dokunmam için Bana yaklaş. Belki, bu, seninle son görüşmemiz olur."

Abdullah annesinin ellerini öptü. Annesi de oğlunun yüzünü ve başını hem kokladı hem de öptü. Elleriyle vücuduna dokundu. Az sonra ellerini çekip şöyle dedi:

"Abdullah! Bu giydiğin nedir?"

"Zırhım"

"Yavrum! Bu, şehit olmak isteyenin elbisesi değildir. Onu çıkar. Böylesi senin hamiyetin ve cesaretin için daha sağlam, sıçraman için daha güçlü ve hareket etmen için daha hafiftir."

Abdullah İbnu'z Zubeyr zırhını çıkardı. Harbe devam etmek için şöyle diyerek Harem'e gitti: "Anneciğim! Bana dua etmeyi ihmal etme.”, "Evladım, şerefinle yaşa, izzetinle öl; fakat kesinlikle esir düşme!"

Esma Annemiz oğluna son söz olarak şöyle dedi;”Sakın yüreğin titremesin, ya sebat edip kazanacak ya da şehit olacaksın, geri dönüş yok.” Bunun üzerine Abdullah daha bir hızla taarruza gitti, ama Mekke’de namaz kılarken mancınıkla atılan bir taş başına geldi, çok ağır şekilde yaralandı. Çok geçmeden çok sevdiği Muhammed-ül Mustafa’sına (sav) kavuştu. Haccac’ın askerleri Mekke’ye geldiler ve talana başladılar. Haccac; “Ben bu Abdullah’ın başını kesip vücudunu akbabalar yesin, bize baş kaldırmak neymiş herkese ibret yapacağım” diyerek, Hz. Esma’ya haber saldı. Çünkü eğer Esma Annemiz biat ederse direniş de kırılacaktı.

Esma Annemiz bu teklifi kabul etmedi. Zalim Haccac dediğini yaptı. Abdullah’ın kafasını kesip meydana vücudunu astı. Amaç halkında moralini bozmak ve isyancıları geri püskürtmekti. Ancak hala Hz. Esma’dan bir tepki yoktu. Aradan üç gün geçti, beş gün geçti, ama Esma Annemizden haber çıkmadı. Sokağa da çıkmıyordu. Mervan çıldırıyordu. Altıncı günün sonunda Esma Annemiz Mekke sokaklarına çıktı, sakindi, oğlunun vücudunun asılı olduğu yere gitti. Herkes donmuş, O’nu seyrediyordu. Ağlayacağını,  bağıracağını,  “İntikam!” diye bağırmasını, feryat etmesini bekliyorlardı. Nede olsa O da bir anneydi. Tüm Mekke halkı gözyaşı içindeydi. Ceset paramparça olmuştu ve başı yoktu.

Oğlunun cesedinin yanına gelen Hz. Esma; şöyle dedi: ”Ey hutbesi bitmeyen hatip, sen hutbeden ne zaman ineceksin. Zulüm bitmez sen hutbene devam et” Sonra halka döndü.

“Biliyor musunuz Abdullah ölümsüzlüğü temsil ediyor. Siz O’nu başsız görüyorsunuz; ama O zulme karşı mücadelenin faziletini ve ölümsüzlüğünü temsil ediyor. Zulme karşı susmanın küfür olduğunu temsil ediyor. Bu çok büyük bir hutbedir. Bu hutbeyi her yerde dinleyemezsiniz, gelin gelin bu hutbeyi izleyin…” Herkes şaşırmıştı.

 Abdullah bir hatip gibi etrafına zulmün karanlığını anlatıyordu. Üstelik hiç konuşmadan... Çünkü bazen konuşmasak da çok şey anlatırız karşımızdakilere.  Hani Rabbimiz buyuruyor; “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz.”

 İşte İslam için yaşayanlar öldüklerinde bile tebliğe ve hutbeye devam ederler. Bunu kimse düşünmemişti. Herkes ilk şoku atlattıktan sonra, akın akın Abdullah’ın asılı parçalanmış cesedine, “Hutbe dinlemeye gidiyoruz.“ diyerek gelmeye başlamış ve insanlardaki iman daha da artmıştı. Birkaç gün sonra Emeviler iyice paniğe düştüler ve cesedi kaldırdılar. İşte Resul aşkına yaşayanların ve ölenlerin mükâfatı...

Hz. Esma, uzun seneler yaşadı. Rabb’ine olan teslimiyet ve inancıyla kendinden sonraki nesillere güzel örnekler gösterdi. Hicretin 73. senesinde yüz yaşında iken vefat etmiştir.

“Şüphesiz muttakiler Cennetlerde ve nehirlerdedirler. Her şeye gücü yeten güçlü hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.” ( Kamer 54 55.)

İlel cennetil ebeda…