106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ABDULLAH BABA (KS)'NIN HAYATI / ABDULLAH BABA HZ. LERİNİN ÜSTADINA BAĞLILIĞI

“Bizim dünya hayatı içerisinde bir babamız birde annemiz var. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri annenize babanıza üf bile demeyin, buyuruyor. Biz çocukken anne babamız, hastalandığımızda uykularını dahi terk edip, “Evladım hasta” diyor. Gece kalkıyor, doktor buluyor. Eczaneyi açtırıyor iyi olsun diye uğraşıyor. Yavrusunu güzelce yetiştiriyor. Okul çağına geliyor, ihtiyaçlarını karşılıyor. Her dediğini yapıyor. Evleneceği zaman evlendiriyor. Bir baba dünyada nasıl ki zahiri olarak onun yetişmesine vesile oluyorsa,  mürşidi kâmilde onun manen yetişmesine vesile olur.

Allah ve Resulü’ne karşı, İslam’a karşı, Kur’an’a karşı, vazifelerini yerine getirmesi için yetiştirme görevini mürşidi kâmiller üstlenir. Annemizi, babamızı nasıl seviyorsak, şeyhimizi de o şekilde sevmemiz gerekir.

Öyle ki üstadımız henüz derviş olduğu dönemde Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri gözünden katarak ameliyatı olacağında, ameliyatla ilgili Abdullah Baba Hz.lerine;

Evladım çok zor olacak zahmet çekeceğiz. İşte gözünü oyuyorlar, oradaki kisti alıyorlar, diye anlatırken.

Abdullah Baba Hz.leri üstadına şöyle cevap verir;

─ Efendim, Benim gözüm hazır. Tek göz isterse tek göz çift göz isterse çift göz veririm, deyince.

Hacı Mustafa Efendi sorar;

Evladım peki gözün olmazsa Sen ne yapacaksın?

Abdullah Baba Hz.leri;

─Efendim, Ben evde otururum çocuklarım Bana bakar. Ama Sen binlerce insana hayat vereceksin. Çok sarhoşlar bir bardak suyu içti ibadete, taata başladı. Çoluğuna çocuğuna annesine faydalı oldu. Bir bizim memlekette değil diğer memleketlerde leblebi okursunuz, şeker okursunuz, suya okursunuz, içki içen adama veririz, içkiyi bırakır. Kumar oynayana veririz, kumarı bırakır. Sigara içene veririz sigarayı bırakır. Nefesiniz dahi kimyadır. Böyle insan sevilmez mi. Sen onlara faydalı olacaksın.” diye söyleyince;

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri gayet memnun bir vaziyette;

Allah razı olsun Abdullah evladım. Senin gözün Sana, Benim gözüm Bana, diye söyler.

Asrımızın Mevlanası Abdullah Baba Hz.leri sadakat ve bağlılık ile ilgili bize şunları anlattılar.

Sahabe Allah Resulü’nü öyle sevmişler ki bir gün Efendimiz (sav) yolda yürürken Hazreti Ömer ile karşılaşıyor. Ve Rasulullah (sav) Efendimiz Hz. Ömer’e (ra) şöyle bir soru yöneltiyor;

─ Ya Ömer! Beni nasıl seviyorsun;

Hz. Ömer (ra);

─ Ya Rasulullah! Sizi anamdan, babamdan, evladımdan, torunumdan daha fazla seviyorum, diye cevap verir.

Efendimiz (sav);

─ Sevemiyorsun Ya Ömer, deyince

Hz. Ömer (ra);

─ Allah’a yemin ederim ki Sizi nefsimden fazla seviyorum Ya Rasulullah, diyerek her şeyden üstün sevdiğini belirtince,

Efendimiz (sav);

─ İşte şimdi imanın kemale erdi Ya Ömer, buyurdular. Bir dervişte şeyhini nefsinden fazla sevecek ki fenafişşeyh makamına gelsin. Edebi ile ahlakı ile ahlaklansın...

Üstadımız Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri Bize öyle derdi. Evladım derviş sadık olur ama şimdi ne yazık ki sadık derviş kalmadı, dedi. Hacca giderken başından geçen hadiseyi nakletti;

İki otobüs ile hicaza gittik. İki otobüs adamdan bize sadık kalan üç kişi oldu. Burnumuzu silerde sümük çıkarsa, yönlerini döndüler. Ben peygamber miyim? Beşerim oğlum. Benimde insani durumlarım elbette olacak. Horlasak hemen ayrıldılar. Bir şey söylesek, şunu alın, şöyle yapın diye hemen kalplerini bozdular; bak cebinden hiç para çıkmıyor, kendisi hiç para harcamıyor, diye düşündüler. Seyahat boyunca üç tane sadık kaldı diğerleri hep gitti, dedi. Onun için bağlılık gayet kuvvetli olacak.

Lakin bu zamanda ne yazık ki böyle derviş yok. Üstadımız bize öyle derdi.

Evladım dergâha geldikleri zaman, bize bağlılar. Buradan çıktıkları zaman herkes kendine nefsine bağlı… Zikrini de kendi bildiği gibi yapar, işlerini de kendi bildiği gibi yapar.

Üstadım, Çorumlulara iki şey öğrettim, derdi.

Birisi yemeği sünnetleyin; hâlbuki bizi yanlış anladılar, bir kişi karnını doyurduysa kalan yemek bir kişiye yetecek kadarsa, o yemek yenmez. Gelecek bir kardeş yer, sünnetle yok. Biz sünnetle diyince, o onun ağzına sokar, öbürü onun ağzına sokar. Sünnetle, bu hoşlarına gider.

İkincisi de; bir misafir gördüğü zaman hoş geldin der,  bağrına basar. Başka bizim sözümüzü dinlemediler. İki sözümüzü tuttular. Sözde bağlılar bize evladım, dedi. Hep nefislerine bağlılar.