106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Gökyüzündeki Yıldızlar / Zübeyir Bin Avvam Hazretleri (r.a)

“Her peygamberin bir Havarisi vardır. Benim ki ise Zübeyir Bin Avvam’dır.”

Zübeyir Bin Avvam Hazretleri

Aşereyi mübeşşeredendir, yani dünyada iken Fahri Kâinat Efendimize sadakatle bağlanmış, dünyada iken Cennet’le müjdelenmiş on önemli, kıymetli sahabeden biridir. Sadece bu mu? Hayır... Hz. Ömer'in vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı kişilik, "Ashabüş Şûra" (danışma kurulu) üyelerindendir.

Zübeyir bin Avvam Hz.leri, Allah Resulü’nün savaşlarda ikinci kanadını oluştururdu.

Peygamber (sav) Efendimizin dostu, aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib’in oğludur. Yani peygamber (sav) Efendimiz ile hala çocuklarıdır. Rasulullah (sav) Efendimiz, O’nu: “Talha ile Zübeyir, Cennet’te komşularımdır.” hadisi şerifi ile methetmiştir.

Hz. Zübeyir, Hz. Ebu Bekir’in İslâm’a girmesinden kısa bir müddet sonra Müslüman olmuştur. O’nun hayatı küçük yaşlardan itibaren çile ve işkencelerle geçmiştir. Babası Avvam İbn Huveylid o küçükken ölmüş, onu annesi cesur ve feraset sahibi bir genç olarak yetiştirmiştir. Bir gün annesi O’nu dövüyordu ve bunu gören amcası Nevfel İbn Huveylid ona kızarak şöyle dedi:

-Bu nasıl çocuk dövmedir böyle? Sanki kendi evladın değil.

Safiye Validemiz ona şu beyitle cevap vermiştir:

“Kim bana, O’na gazap gösteriyorsun derse yalan söyler.

Ben O’na sadece şefkat ve tedip için vuruyorum.

Ordu hezimete uğrayınca başını döversin.

O, benim evimde sevgi ve hurma yer.” 

Amcası Nevfel İbn Huveylid, Hz. Zübeyir’i (ra) bir hasırın içine sararak bir hurma kütüğüne bağladı, alttan da duman vererek onun soluk almasını engelliyordu. Bu şekilde bunalan Zübeyir’in yeniden atalarının dinine döneceğini, Rasulullah (sav) Efendimizin getirdiği yeni dine küfür edeceğini zannediyor, buna O’nu zorluyordu. Ancak Zübeyir (ra) her defasında onun isteğini reddediyor, küfür içeren hiçbir sözü söylemiyordu. Bütün bu eziyetler metanetle ve sabırla dayanıyordu. İşte bu sabrın sonunda onun bu haline üzülen aile fertleri de Müslüman olmuşlardı.

İman edenler çoğaldıkça, müşrikler, korkularından Müslümanlara akla hayale gelmedik işkenceler yapıyorlardı. Peygamber Efendimiz, bu dayanılmayacak işkenceleri görünce buyurdu ki: “Siz bari yeryüzüne dağılın! Yüce Allah, sizi yine toplar.”

Ashâb-ı kiram sordular:

“Ya Rasulullah nereye gidelim?”

“Habeş ülkesine gitseniz iyi olur. Habeş ülkesinde kimse zulme uğramaz. Orası doğruluk yurdudur. Allah-ü Teâlâ sizi belki orada ferahlığa kavuşturur.”

Bunun üzerine, içlerinde Zübeyr bin Avvâm Hazretlerinin de bulunduğu 15 kişilik bir kafile Habeşistan’a hicret etti. Habeş meliki Necaşî kendilerini çok iyi karşıladı. Orada rahat bir şekilde yaşadılar. Necâşî de daha sonra Müslüman oldu.

Hz. Ümmü Seleme Annemiz anlatır:

"Biz Habeşistan’da huzur içinde yaşarken, bir grup Habeşli Necâşi'ye isyan ederek saltanatını elinden almak istedi. Bunların Necâşî’ye üstün gelmesinden korkuyorduk. Çünkü bunlar, bize hayat hakkı tanımazdı. Necâşî de bunların üzerine yürüdü. Savaş, Nil Nehri’nin öbür tarafında oluyordu. Durum çok kritikti. Necâşî’nin galip gelmesini istiyorduk.

Hz. Zübeyir bu sırada, Müslümanların yaşı en genç olanı idi. Hz. Zübeyir bin Avvâm’a bir su tulumu şişirdiler ve göğsüne astılar. Sonra Nil’in üzerinde yüzdü ve orduların karşılaştığı Nil’in öteki tarafına geçti. Durumlarından haberdar etti.

Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiği zaman, Hz. Zübeyir bin Avvâm’ı, Ensâr’dan Ka’b bin Mâlik ile kardeş yaptı. Peygamber Efendimiz, Bedir muharebesinde Hz. Zübeyir bin Avvâm’ı, sağ kanada kumandan tayin etti ve buyurdular ki:

Meleklerin alâmetleri ve nişanları vardır. Siz de kendinize birer alâmet ve nişan yapınız!

Savaş çok şiddetli geçiyordu. Bunun üzerine Zübeyir bin Avvâm, başına sarı bir sarık sardı. Her iki taraf, bütün güçleriyle saldırıya geçti. Zübeyir bin Avvâm anlatır:

"Bedir günü, Ben, müşriklerden Ubeyde bin Sa’îd’le karşılaştım. O baştan ayağa kadar zırha bürünmüş, gözlerinden başka bir yeri görünmüyor ve at üzerinde bulunuyordu. Çocukluktan beri büyük karınlı olduğu için, kendisine, Ebû Zâtil Kirş = Karın Babası denirdi. O, "Ben Ebû Zâtil Kirş’im! Ben Ebû Zâtil Kirş’im!" diye meydan okuyordu. Elimdeki mızrağımı hemen onun gözüne sapladım. Yıkılıp öldü. Ayağımı yanağına bastım, olanca kuvvetimle mızrağımı çekip çıkardım. Fakat mızrağımın iki tarafı eğilmişti."

Hz. Zübeyr’in Bedir harbi esnasında gösterdiği kahramanlık çok büyüktü. Vücudunda yaralanmadık bir yer kalmamıştı. Üç büyük kılıç darbesi almıştı. Bunlardan biri boynunda idi. Bedir muharebesi Müslümanların galibiyetiyle neticelendi. Bu savaşta, 14 ashâb-ı kirâm şehit oldu. 70 müşrik öldürüldü.

Mekkeli müşrikler bu yenilgiyi unutamamış, bir yıl sonra tekrar Medine’ye hareket etmişlerdi. Uhud’da iki ordu yine karşılaştı. Hz. Zübeyir bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved, İkrime kumandasındaki süvarileri karşılayıp, bozguna uğrattılar. Zübeyir bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved, biner süvariye denk tutulurdu. Zübeyir bin Avvâm Hazretleri, müşriklerin sancaktarı olan Kilâb’ı öldürdü ve yedi arkadaşı ile Peygamber Efendimizin yanında şehit oluncaya kadar ayrılmamak üzere yemin ettiler.

Bu savaşın başında, Mekkeli müşriklerden biri, çarpışmak için er diledi. Herkesin çekindiğini, geri durduğunu zannederek, dileğini üç kere tekrarladı.

Bunun üzerine Zübeyir bin Avvâm, başına sarı bir sarık sararak meydana yürüdü. Birden devenin üzerine sıçrayıp, kâfirin boğazına sarıldı. Deve üzerindeki bu mücadele devam ederken, Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

- Onu yere düşür! Zübeyir bin Avvâm o müşriki yere düşürdü. Üstüne çöküp, onu öldürdü. Peygamber Efendimiz, bu hususta buyurdu ki:

- Eğer Zübeyir, onun karşısına çıkmasaydı, Ben çıkacaktım.

Uhud savaşında müşriklerin okçuları, Peygamber Efendimizi ok yağmuruna tutunca, ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimizi ortalarına aldılar. Atılan oklar Peygamber Efendimizin sağından solundan geçiyor, ya önüne düşüyor veya üstünden aşıp geçiyordu. Zübeyir bin Avvâm ve arkadaşları, Peygamber Efendimizin etrafında pervane gibi dönerek, gelen oklara ve kılıçlara vücutlarını siper ettiler.

Pek çok ashâb-ı kirâm çarpışa çarpışa şehit oldu. Düşman gerilemiş, zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle bir kısım sahabenin terk ettikleri yerden, düşman süvarileri saldırıya geçti ve Peygamber Efendimize kadar sokuldular. Peygamberimiz yaralandı. Ashâb-ı kiram hemen toparlandı ve neticede savaş tekrar Müslümanların lehine döndü.

                                                                                                                                

Devam Edecek…