106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ESMA-ÜL HÜSNA / EL-MUHSÎ (cc)

“Her şeyi tek tek bütün ayrıntılarıyla bilen, Nâ-mütenâhî de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen…”

Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Cenab-ı Hak ilmiyle her şeyi bilen, her şeyi ayrıntılı ve toplu olarak kuşatandır. O her şeyin gizliliklerine vakıf olan ve her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilendir.

"El-Muhsî", "Eşyayı bütün ayrıntılarıyla bilip iha­ta eden, insanların dünyada yapıp unuttuğu bütün işleri bir bir sayarak ahirette hatırlatan demektir." de­nilmiştir.

El-Muhsî, sözlükte "ardun muhsatun" yani "çakılı bol yer" demektir ki iyilikler sayılamazlar. Çünkü bu sayılamayan bir durumdur. Yani bu güç yetirilip zapt edilemez.

Ancak Allah sayılması mümkün olmayan bir şeyi noksansız bilir. Çünkü namütenahilik O’na aittir.

Yaratılan ne kadar çok olursa olsun bir sonu vardır. Allah ise sonsuz ilim ve kudrete sahiptir.

Bu isim Kur'ân-ı Kerim'de isim kipiyle gelmemiş ancak Esma-ül Hüsna ile ilgili hadiste yer almıştır. Kur'an-ı Kerim'de ise şu şekilde işaret edilmiştir:

"Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahman’a gelecektir." (Meryem: 19/93)

"Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz’da) sayıp yazmışızdır." (Yasin: 36/12)

"Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır." (Nebe: 78/29)

“Yemin olsun kî, O hepsini toptan ve teker teker saymıştır.” (Meryem: 19/94.)

Bu ilâhî isim Alîm ismiyle yakından ilgilidir. İkisi arasındaki ince fark, Müzeyyîn (ziynet veren, süsleyen) ismiyle Mülevvin (renk veren) ismi arasındaki fark gibidir. Bilindiği gibi, bir şeye ziynet vermenin, yani süslemenin bir vasıtası da onu renklerle donatmaktır.

Buna göre Allah'ın Müzeyyin isminde, Mülevvîn ismi de dâhildir. Ama renk verme ayrı bir fiil olduğundan, Mülevvîn de yine müstakil bir isim olmuş ve bizi renkler âlemini tefekküre sevk etmiştir.

Bunun gibi, Allah'ın Alîm ismi, 'her şeyi, her şeyiyle bilen' mânâsına umumî bir isimdir. 'Sayıları bilmek' de bu isim içerisine dâhil olmakla birlikte, ayrı bir kemâl olduğundan, müstakil bir isim olmuştur.

Bu ism-i şerifle nazarımız adetler ve sayılar âlemine çevrilir ve bunların tamamının Allah tarafından bilindiğine dikkatimiz çekilir.

Denizdeki kum sayısından, bedendeki hücre sayısına kadar bütün adetler, hayalimizin önüne konulur. Hayalin bir hudut biçmekten aciz kaldığı bütün bu adetleri Allah'ın bildiği nazarımıza sunulur.

Âlim ve Muhsî isimleri için bir ile bin, bin ile milyar farketmez. Sayılarına adet biçemediğimiz bütün varlıklar tek tek düşünüldüğünde, bunların her biri yaratılmıştır ve Allah bütün bu mahlûkatından haberdardır.

Bir kul olarak, ilmimizin çok sınırlı ve kifayetsiz olduğunu bilerek, Allah'ın Âlim ve Muhsî isimlerini tekbirle yâd etmeliyiz.

Allah'ın her bir sıfatı ve her bir ismi gibi Âlim ve Muhsî isimleri de sonsuz kemâldedirler.

Ve insan aklı bu kemali anlama ve kavrama noktasında son derece acizdir.

Âdete taalluk eden hususatta da kıl kadar hatası olmayan demektir.

Muhterem kardeşlerim, hatalar bize aittir, âtâlar (bağışlama, af) Hakk'a aittir. Nasıl hata olsun ki, her şeyin dışı özüne bağlıdır, öz ise Hakk'ın nurudur. O’nun nurunun eriştiği yerde dış yoktur. Hep öz olmuştur. O’nun nurunun erişmediği yer yoktur ki. Böyle bir varlıkta hata tasavvur etmek bile hataların en büyüğüdür.

Size bir vak'a anlatayım; bir gün ebu cehil Rasulullah (sav) Efendimize geliyor. Avucunda bir taş gizleyerek.

"Ya Muhammed" diyor, "Avucumdakiler nedir? Eğer bilebilirsen Senin hak peygamber olduğuna inanacağım."

Efendimiz buyuruyor:

Ey ebu cehil avucundakileri mi bileyim istersin yoksa vücudundakiler mi Beni bilsin kim olduğumu söylesin?

O güç bir şeydir ya Muhammed, sen onu yapamazsın. Avucumda ne var, onu bil, kâfi.

Ebu cehlin avucundaki taşlar oradakilerin işiteceği bir sesle

"Eşhedu enlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resulühû" diyorlar.

Ebu Cehil kaldırıp taşları yere atıyor ve "Senin gibi sihirbaz görmedim" deyip gidiyor.

Bir de kıyamet gününde herkes kabahatlerini inkâr ettikleri zaman, Hakk'ın emriyle azalarımız şahadet edecek. İtirazda bulunamayacağız.

Meselâ: Birisinin görmeden kalemini aldınız. Bu bir kabahattir. Gizlice bir şeyi çaldınız veya birini öldürdünüz "Ben almadım, ben öldürmedim" diyebilirsiniz. Fakat eliniz "Ya Rabbel Âlemin onun emriyle ben aldım, ben öldürdüm" derse siz ne olursunuz? Her şey bir tek yaratıcının emrinde iken O’ndan gizli kapaklı ne olur? Sayılan icap ettiren nesneler bile lisana gelme kabiliyetine sahip olurlarsa bizim aczimiz nereye varır? Bir isimden başka şahit olabildiğimiz bir şey cehlimizden başka bilebildiğimiz bir şey var mıdır?'Sorarım size.