106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ / HAZRET-İ ÜZEYR

Yüz Senelik Bir Ölümden Sonra Tekrar Diriltilerek
Kıyametteki Yeniden Yaratılışa Misal Olan

HAZRET-İ ÜZEYR

Aleyhisselam

Hz. Üzeyr Aleyhisselam, Harun Aleyhisselam’ın neslindendir. Tevrat’ı ezberleyen sayılı kimselerdendi. Yahudilerce “Ezrâ” olarak bilinir.

Hazret-i Üzeyr’in peygamber olup olmadığı hususunda Kur’ân-ı Kerim’de kesin bir bilgi yoktur. Nitekim Allah Resûlu  (s.a.v.) ‘de:

“Üzeyr’in peygamber olup olmadığını bilemiyorum!...” (Ali el-Müttakî, XII, 81/34087) buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerim’de, sadece Allah Teâlâ tarafından öldürülüp yüz sene sonra tekrar diriltildiğinden bahsedilir.

Hazret-i Üzeyr'in yaşadığı devirde de azgınlık ve taşkınlıklarını artıran İsrâîloğulları'na Allah Teâlâ, belâ olarak Buhtünnasr'ı vermişti. Buhtünnasr, Şam ve Ürdün bölgelerini istilâ etti. Mescid-i Aksâ'yı yıktı. Bağ ve bahçeleri harap etti. Savunmasız insanları hunharca öldürüp, genç ve işe yarar gördüğü kimseleri esir olarak yanında götürdü. Hazret-i Üzeyr de bunların arasındaydı.

Rivayete göre Üzeyr -aleyhisselâm-, elli yaşında iken kaçarak esaretten kurtuldu. Bir merkeple Kudüs'e doğru yola çıktı. Kudüs'e yaklaştığı sırada şehrin yıkık binalarına, harap olmuş bağ ve bahçelerine bakarak mahzun oldu. Karnı da iyice acıkmış olduğundan, merkebini bir ağaca bağlayarak orada bir miktar incir toplayıp yedi. Üzüm sıkıp suyunu içti. Sonra bir ağacın altına oturdu. Perişan ve harap olmuş memlekete, çürümüş tenlere, yığılmış kemiklere ibretle baktı. Hakk'ın kudretini tefekkür ederek, her şeyin yeniden nasıl dirileceğini düşünürken uykuya daldı.

Allah Teâlâ buyurur:

“Yahut görmedin mi O kimseyi ki, evlerinin duvarları, çatılarının üzerine çökmüş (alt-üst olmuş) bir kasabaya uğradı:

«–Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba?!» dedi.

Bunun üzerine Allah O'nu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti:

«–Ne kadar kaldın?» dedi.

(O da:)

«–Bir gün yahut daha az!» dedi.

Allah O'na:

«–Hayır, yüz sene kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik) .

 Şimdi Sen kemiklere bak; onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz.» dedi. (O etleri çürümüş, kemikleri parça parça olmuş merkep, Allah’ın emriyle tekrar dirildi.)

 Durum kendisi tarafından anlaşılınca (Üzeyr) :

«–Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kâdirdir!» dedi.” (el-Bakara, 259)

***

Üzeyr Aleyhisselam, uyuduğu zaman sabah vakti idi, uyandığında ise güneş batmamıştı. Ancak geçen zaman, yüz yıldı. Bu arada Buhtünnasr ölmüş, bütün esirler serbest kalarak Kudüs'e dönmüşlerdi. Mescid-i Aksâ tamir edilmiş ve bütün şehir tekrar mamur hâle gelmişti.

Üzerinde tahakkuk eden bu büyük tecellilerin ardından Üzeyr Aleyhisselam merkebine binerek Kudüs şehrine girdiğinde, her şeyi değişmiş olarak buldu. İnsanlar tanıdığı insanlar, binalar da bildiği binalar değildi. Tahmini olarak mahallesini aradı. Bir evin önünde durdu. Kapısında rastladığı kör ve kötürüm bir kadına:

“–Üzeyr'in evi neresidir?” diye sordu.

Kadın hüzünle:

“–Üzeyr'in evi burasıdır, ama kendisi yüz yıl önce kayboldu. Ben de onun cariyesiyim!” dedi.

Hazret-i Üzeyr:

“–Ben Üzeyr'im!” diyerek kendisini tanıttı ve başından geçenleri nakletti.

Cariyesi çok sevindi ve eski hâline dönmesi için ondan dua etmesini talep etti.

         Üzeyr Aleyhisselam da, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine verdiği nimetlere şükrederek dua etti. Kadın, önceki sıhhatine ve eski hâline kavuştu.

Hazret-i Üzeyr, uyuyup vefat ettiği sırada 18 yaşında bir oğlu vardı. Şimdi o, 118 yaşında aksakallı bir ihtiyardı. Bu ihtiyarın babası olan Üzeyr -aleyhisselâm- ise 50 yaşında bir kimseydi. Oğlu babasını tanıyamadı:

“–Benim babamın sırtında hilâl şeklinde siyah bir ben vardı!” dedi.

Üzeyr Aleyhisselâm'ın sırtını açıp baktıklarında bu hilâl şeklindeki siyah beni gördüler. Artık kimsenin Hazret-i Üzeyr hakkında şüphesi kalmadı.

Buhtünnasr, Kudüs'ü işgal edip yağmaladığı zaman, bütün Tevrat nüshalarını da yaktırmıştı. Bunun için Üzeyr Aleyhisselâm, dini yeniden ihya etti.

İbn-i Abbas’tan gelen rivayete göre, Allah Teâlâ İsrâîloğulları'nın Tevrat’ı bırakıp hevâlarına uyduklarını görünce, Tevrat’ın içinde bulunduğu sandığı onlardan aldı, Tevrat’ı da onlara unutturdu. İsrâîloğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr Aleyhisselâm Allah’a çok ibadet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah’tan inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat’ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat’ı yeniden İsrâîloğulları'na öğretti. Daha sonra Tevrat’ın içinde saklandığı sandık bulundu. İsrâîloğulları, Üzeyr Aleyhisselâm'ın öğrettiği Tevrat’ın aslına uygun olduğunu gördüler ve Üzeyr Aleyhisselâm'a olan sevgileri daha da ziyadeleşti.

Bu büyük tecelliler karşısında Benî İsrail kavmi, daha sonraları batıl bir akideye kayarak Üzeyr Aleyhisselâm'a “Allah’ın oğlu” diyecek kadar ileri gittiler. (Taberî, Câmiu'l-Beyân, X, 143)

Ayet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Yahudiler: «Üzeyr, Allah’ın oğludur!» dediler. Hıristiyanlar da:

«Mesih (İsa) Allah’ın oğludur!» dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Onlar, sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar.” (et-Tevbe, 30)

“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını; Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (Îsâ'yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara, ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (et-Tevbe, 31)

Her ne kadar bugünkü Yahudiler Hazret-i Üzeyr'e “Allah’ın oğlu” yakıştırmasını kabul etmeseler de, o zamanki bir grup Yahudi, Üzeyr Aleyhisselâm'a karşı tazimde çok aşırıya gitmişler ve içlerinden bazıları O'na bu isnadda bulunmuştur