106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANIMDAN GÖNÜLLERE / MÜRŞİDİ KÂMİLLERİN ÖZELLİKLERİ

Üstadımız bir sohbetlerinde, Allah-ü Teâlâ’nın bu ümmete olan şefkat ve merhametinden bahsederek buyurdu ki:

Peygamber Efendimiz (sav) çok müteessir olduğu bir gün:

Ya Rabbi!

Beni, insanlara ve cinnilere peygamber kıldın. Ömrüm kısadır, ümmetimin ömrü de kısadır. Ümmetim günahkârdır. Ümmetin ahir zamanda yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların hali ne olacak; diye ağladı.

Cenab-ı Allah O’nun yakarışına, derhal Cebrail (as)’ı yolladı. Cebrail (as):

Allah’ın selamı var ya Muhammed-ül Mustafa. Senin ümmetinin âlimleri, Şeriat’la amel edip, Tarikat’a sülûk eden, ihlâslı, takva olan âlimlerdir ki, bunlar Senin varislerindir. Verasetül Enbiyadır. Bunlar beni İsrail peygamberlerinin muadilidirler. Onlar Senin ümmetini irşad edecekler. Cennet’le müjdeleyici, Cehennem’le korkutucu olacaklar.” deyince,

Peygamber Efendimiz (sav):

Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah…

Seyr-i Sülûkünü tamamlayıp, Allah Teâlâ’nın zâtında değil, sıfatlarında fani olan mürşidi kâmiller, sadece Peygamber Efendimizin (sav) varisi olurlar. Diğer şeyh ve mürşitler hata yapıp, nefislerine uyabilirler. Mürşidi kâmiller ise, asla hata yapmaz. Çünkü Peygamber Efendimizin (sav) ya Velayet nuru ile ya da Veraset nuruyla muhafaza olunurlar.”

Allah kendisinden razı olsun, Muhterem Üstadımız bizlere kendisine uyulacak, yolundan gidilecek zatların bütün özelliklerini bildirirdi. Temelde üç ayrı kısımda ele alarak Şeriat’ta, Tarikat’ta ve Hakikat’te olmak üzere ayrı ayrı durumlarının olduğunu bildirirdi. Mürşidi kâmilin Şeriat’ta alametleri şunlardır:

Kamil bir şeyhin alameti Rasulullah (sav) Efendimiz gibi, kapısı açık olur. İmanlı olsun, imansız olsun evine herkes gelir, halini anlatır. İkincisi sohbeti bol olur. Allah ve Resulü’nden bahseder. Şeriat’tan asla taviz vermez. Ayetlerden, helallerden, haramlardan bahseder. Üçüncüsü de cömert olur. Rasulullah (sav) eline bir üzüm aldı mı, sahabelere verir. Bir bardak su alır üç yudum içer, hemen sahabelere verir. Bir bardak süt ikram edilir, üç yudum içer, hemen sahabelere verirdi. Bu zâtlar da tıpkı O’nun gibi cömert olur.

Tarikat’ta alameti: Ona vardığında onu görür görmez, Allah Allah, ben bu kişiyi tanıyorum ama nereden tanıyorum der. Bir sevgi, bir muhabbet kalbine girer gibi olur. Çok sever. İkincisi soracağı soruyu unutur. Şöyle bir soru soruyum, şöyle yapayım der. Onu görünce soruyu unutur. Üçüncüsü de yanından ayrılmayı istemez. İşi de olsa, dükkânı bekliyor, işi bekliyor, zamanı geçiyor ayrılmayı, kalkmayı istemez.

Hakikat’te alameti ise: İstihare yapmak ve sonra da o zâta sormak lazım. “Size Allah-ü Teâlâ, Peygamber (sav) Efendimiz görev verdi mi?” diye. Vermediyse verdi diyemez, yalan söyleyemez. Yalan söylüyorsa zaten mürşidi kâmil olamaz. “İnşallahü Teâlâ bizi vazifelendirdiler” der.

İkincisi: “Sizi rüyamda gördüğüm zaman, şeklinize ve suretinize şeytan girer mi?” diye. Rasulullah (sav) Efendimizin vazife verdiği kimse, ‘Verasetül Enbiya’dır. Peygamber Efendimizin de varisidir. Varisinin de şekline, suretine şeytan giremez. “İnşallahü Teâlâ evladım rüyada gördüğünüz bu fakirdir” der. Eğer aslı yok da söylüyorsa o insan katildir. Nasıl cinayet işlenip de katil olunuyorsa, o da insanların Allah’a vuslata, Muhammedenil Mustafa’ya vuslatına mani oluyor, sanki onu öldürüyor, demektir. “İnşallahü Teâlâ bu fakirin de şekline ve suretine şeytan giremez. Bize de vazife verildi.” der.

Üçüncüsü de: “Bize maddi olsun, manevi olsun. Daraldığımız zaman benim şöyle şöyle bir işim var dediğimizde, rüya olsun, hal olsun, benim halime çare bulabilir, rüyamda beni ikaz edebilir, öleceğim zaman imanla gitmeme vesile olabilir misin?” diye sorulur. Eğer gerçekten Peygamber (sav) Efendimizin varisi ise, Allah-ü Teâlâ onun şekline, suretine şeytan girdirmediği için, derhal onun yardımında hazır bulundurur. İmanla gitmesine vesile olur. İşte “Kamil Mürşid” bu şekilde bilinir.”

“Mürşidi Kamil olan zâtlar vahdette tek kesrette çoğalabilirler. Zira Cenabı Zülcelâl Hazretlerinin sıfatlarında fani oldukları için Allah-ü Teâlâ bu zâtları aynı anda farklı yerlerde bulundurabilir.”

“Cenab-ı Zülcelâl Hazretlerinin sıfatlarında fani oldukları için Allah-ü Teâlâ bu zâtları aynı anda farklı yerlerde bulundurabilir. Bu konuya açıklık getirmesi bakımından örnek verecek olursak; meşayih-i kiramdan Somuncu Baba olarak tanınan zât, Bursa Ulu Camide halka vaaz ve nasihat ettikten sonra Ulu Caminin üç kapısında da aynı anda cemaatle musafaha etmiş ve bu hadiseye oradaki herkes şahit olmuştur.

Evliyaullahın büyüklerinden Beyazid-i Bistami Hazretlerinin de böyle bir mevzuu olmuştur.

Bir gün Beyazid-i Bistami Hazretlerinin hanımı şöyle der:

─ Efendi! Allah size hayırlı uzun ömürler versin. Evlatlarımıza hatıra kalması için kendi el yazmanız ile bir Mushaf-ı Şerif yazsanız teberruken hatıra kalsa, .

Beyazid-i Bistami Hazretleri:

─ Peki hanım! Sen de Bana hurma helvası yap, canım hurma helvası çekti,  buyurdular.

Hanımı helva yapmaya gider. Beyazid-i Bistami Hazretleri de Mushaf-ı Şerif’i yazmaya başladı, bir müddet sonra helvayı pişiren kadıncağız, Beyazid-i Bistami’nin odasına girdiğinde hayretler içerisinde baka kalır. Zira odada yüzlerce Beyazid-i Bistami oturmuş, Mushaf-ı Şerif yazıyordu. Birazdan hepsi yazdıkları Mushaf-ı Şerifleri asıl olan Beyazid-i Bistami Hazretlerinin önüne koyup tek tek mübareğin cesedinde toplandı ve tek Beyazid-i Bistami kaldı. Mushaf-ı Şerif tamamlanmıştı. Hanımı bu gördüğü hadise karşısında şaşırıp kalınca,

Beyazid-i Bistami Hazretleri şöyle buyurdular:

─ Ey Hatun! Şayet buraya bir panayır kurulsa, vallahi alan da, satan da Beyazid-i Bistami olur, der.

Üstadımız Abdullah Baba Hz.leri, bütün bunları belirttikten sonra, sitemli bir tarzda hitap ederek buyuruyor ki:

“Bu gün bir sebze alırken, param boşa gitmesin diye maydanozu seçiyorsun, elmayı seçiyorsun, armudu seçiyorsun, eti seçiyorsun. Her şeyin iyisini almaya gayret ediyorsun da, sen ruhunu, maneviyatını teslim edecek bir üstadı neden iyi aramıyorsun?”