106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜ'MİNE ANNELERİMİZ / Hazreti Esma Binti Ebu Bekir

Bir Sabır ve Feraset Timsali…

Hicret’in üzerinden iki yıl geçmesine rağmen müslümanlar arasında yeni bir doğum olmamıştı. Bunu gören yahudiler ve münafıklar, müslümanların moralini bozmak için “Biz müslümanlara büyü yaptık. Onların çocukları olmaz” demeye başladılar.

Nihayet Hz. Esma Hicret’in ikinci yılında doğum yapınca, bu olay Medine'de büyük bir sevinç kaynağı oldu. Bebeğin adını Abdullah koydular. Allah Rasulü, bu bebek getirilip kucağına konulunca ağzında çiğnediği hurmayı onun ağzına koydu. Abdullah yedi-sekiz yaşlarındayken, Hz. Peygamber Aleyhissalatu Vesselam’a biat etmek için giden birkaç çocuktan biriydi. Giden grupta herkesten önce o davrandı. Bunun üzerine Hz. Peygamber Aleyhissalatu Vesselam tebessüm ederek “babasının oğlu...” buyurdular.

Hz. Esma uzun hayatı boyunca Rasulullah’ın emirlerine büyük bir titizlikle itaat etti. Bir gün Peygamber Efendimiz Hz. Aişe’nin yanına geldiğinde o da oradaydı ve üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamberimiz ona:

- Ey Esma! Genç kızın, büluğa erdikten sonra (kendi yüzüne ve ellerine işaret ederek) şunun ve şunun dışındaki yerlerini göstermesi caiz değildir, buyurdu.

Yıllar sonra hayli yaşlıyken oğlu Münzir ona Irak’tan ince ve değerli bir kumaş getirince eliyle yokladı ve “bunu geri götür” diyerek kabul etmedi. Sebebini soran oğluna şu cevabı verdi: “İki gözüm oğlum! Bunlar gerçi altını göstermez ama vücut hatlarını belli eder.” Bunun üzerine oğlu bu kumaşın yerine kalın bir kumaş getirmişti.

Hz.Esma’nın tefsir konusunuda büyük bir yeteneği vardı.. Kız kardeşi Hz. Aişe Annemiz, Kur’an hukukuna ait ayetlerin yorumunda başarılıdır. Osmanlı Mecellesi Hz. Aişe’nin yorumlarıyla doludur . Esma Annemiz ise Kur’an’ın  bilimsel-sosyal yönden yorumlarını  yapardı. İslam’ın ilk dönemlerinde  ev ev , kapı kapı dolaşıp,  ayet öğretir, anlatır, İslam’ı yaymaya çalışırdı. Hac zamanında özel çadırını açar gelenlere  ayet okuturdu, Kuran yorumu yapardı, soruları cevaplardı.

Ne de olsa o bir Kur’an sevdalısıydı. Hatla o oçağın içersinde çok güzel rüya yorumlamasıyla meşhurdur. Asr-ı Saadetle Efendimizden sonra en iyi rüya yoran kişiydi. Kendisine bu üstün kabiliyetinin hikmetini, sırrı soranlara, "Hamd olsun Rabbim’e Efendimiz bana lütfediyor, manadan rüya yorumunu öğretiyor” derdi.

Hz. Esma’nın Müslüman olduktan sonraki bütün ömrü fakirlik içinde  geçmiştir.  O cömert bir hanımdı. Eli açık, gönlü zengindi. Fakir fukarayı doyurmayı, miskinlere yardım etmeyi çok severdi. Efendimiz (sav) bir gün kendisine, “Ey Esmâ, elini bağlama, aksi tadirde Cenab-ı Hak (c.c) da senin üzerine olan ihsanını göndermez.” dedi. Yani “Allah yolunda malım azalır,çoluğuma cocuğuma yetmez korkuu taşımadan bol bol sadaka ver, iyilik yap. Sen Allah’u Teala’nın (c.c) rızasını kazanmak için bol bol verdikçe,Allah’u Teala,hem malını hem de sevabını kat kat ziyadeleştirir.”dedi.

Hz.Esma’nın bu konuda o kadar hassatı ki, akşamdan geleni sabaha bırakmazdı. İslamiyetin yardım tarzları, cömertlik,, infak sonradan gelen insanlar tarafından dar çerçevelere sokulmaya çalışılmıştır. Halbuki Efendimiz’in  infakta(Allah için ,karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek vermek) sınırı yoktu. Nitekim bir gün Efendimiz (as) Medine’de sohbeti sırasında, sohbeti keserek caminin bitişiğindeki hane-i saadetlerine kadar gitti ve bir müddet geri sonra döndüler. Ashab Efendimizin hiç yapmadığı bu işe şaşırmış, sohbeti kesecek kadar önemli olan bu aciliyeti merak etmişlerdi. Efendimiz “ Sabah ezanından evvel tasadduk etmeye niyetlendiğim birkaç kuruş vardı. Akşam o akçeleri unuttuğum için huzursuz oldum, sohbet edemedim.” buyurdu. Bunu işiten Hz.Esma bir kuruş bekletmezdi. İşte onun için bütün ömrü gerçekten fakirlik içerisinde geçti derken, akşamdan geleni sabah namazından evvel dağıtma alışkanlığındandı. Hz.Ebubekir’in kızları çok cömerttiler. Hem Hz.Âişe hem Hz.Esma.

Allah Rasulü’nün amcası İbni Abbas’ın yaşadığı şu hadise bütün sahabeye örnek olmuştu.

İbni Abbas birgün yolda giderken zenci bir köleyi görmüştü.Eşi Zubeyir ise bir savaşçı olarak, asr-ı saadetteki bütün savaşlara girmiş bir kahraman olarak, en azından ganimetlerden düşen hisseler dolayısıyla hali vakti yerinde olması lazım gelen bir kimse olduğu halde Hz. Esma'nın dağıtmasına serveti dayanmamıştır.

Bir gün kendisi şöyle anlatır:

 - Bir ara Allah Rasulü ‘nün (sav) Ebu Seleme ile Zübeyr’e, Benî Nadir kabilesinin arazisinden verdiği bir arazide bulunuyorduk. Zübeyr, Rasûlullah ile beraber çıktı. Bizim bir yahudi komşumuz vardı. Bir koyun kesti ve onu pişiriyordu. Onun kokusunu hissettim. Hiçbir şeyin bende yapmadığı bir etki yaptı bu koku. O zaman kızım Hatice’ye hamileydim. Sabredemedim, gidip yahudi kadının yanına vardım. Ondan ateş istedim. Maksadım bana birşey ikram etmesiydi. Çünkü ateşe ihtiyacım yoktu. Kokuyu alıp eti de gözümle gördükten sonra iştahım daha da arttı. Ateşi söndürdüm. Sonra ikinci kez, üçüncü kez gidip ateş aldım. Sonra oturdum, ağladım ve Allah’a yalvardım. Sonra yahudi kadının kocası evine gelip karısına :

“Bizim evimize herhangi bir kimse geldi mi?” diye sormuş. Kadın “Evet, şu Arap kadın geldi ve ateş istedi” demiş. Kocası “Ya bu etten ona da göndereceksin veya ben bu etten hiçbir zaman yemem” demiş. Böylece bana bir kab içerisinde et gönderdi. Ömrümde ondan daha hoşuma giden bir yemek yemedim.

Hz. Esma, Zübeyir nereden ne ganimet getirdi ise hepsini dağıtmıştı. Öyle ki,çektikleri sıkıntılara Efendimiz (sav) dayanamamış  bir hurma bahçesi hediye etmiştir.