106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ABDULLAH BABA (KS)'NIN HAYATI / ABDULLAH BABAM HER ZAMAN HER YERDE YANIMIZDA

Mürşidi kâmil olan zatlar hakkında söylenmesi gereken söz; onların vasıflarının Allah-ü Teâlâ’nın koruması altında olduğunu kabul etmektir.

Mürşidi kâmiller Allah’ın yeryüzündeki eminidirler. Onlarla beraberlikte çok hayır ve bereket vardır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Tövbe/119)

Mürşidi kâmiller kalp mütehassısıdırlar. Kötülüğü emreden nefsin hile ve desiselerine karşı geliştirdikleri metotla, kalpleri tamir etmede Allah onlara kabiliyet vermiştir. Sen, dinin emrettiği farzları, vacipleri ve diğer hususları bir fıkıh âliminden alıp öğrenebilirsin. Mesela İslam akaidini bir kelam âliminden ya da ilm-i kelama ait bir eserden öğrenebilirsin. Ama kalbinde oluşan fırtınaları, kamil bir mürşidin vereceği bir reçeteyle durdurabilirsin. Âlimlerin ihtisas alanları değişik değişiktir. Nasıl ki kalp doktoru, ameliyat doktorunun sahasına karışmazsa, bilginler de, kendi ihtisas alanlarını aşan hususlara girmezler. Girmemelidirler. Çünkü bu fizik ilmi değildir. Din ilmidir. Bu bakımdan, asrın getirdiği birtakım tereddütler, kalplerde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu tereddütleri gidermek için, mutlaka bir mürşide ihtiyaç vardır. Efendim böyle bir zamanda bunlara ne gerek var; denilemez. Gerçek saadete, ilim ve amel bütünlüğü ile ulaşılır. Bu bütünlük, kalpte gelişmedikçe, bedene tesiri olmaz. Öyleyse, vasıflarını belirttiğimiz mürşidi kamillere giderek, bu ihtiyaç giderilmelidir.

Mürşidi kamillerin hali iki kısımdır. Biri vefatıyla tasarrufu nihayete eren, diğeri ise irtihalinden sonra da irşat ve salahiyeti devam eden mürşidi kâmildir. Eğer vefat eden mürşit kendisinden sonra irşat yetkisini devretmediğini, kendisiyle beraber devam edeceğini bildirirse, o mürşit vefatından sonra da tasarruf sahibidir.

Üstadımız Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri mürşidi kamillerin çok önemli bir vasfına (manen) işaretle buyurdular ki;

“Ruhani ve Nurani âlemde görevimiz devam etmektedir. Kur’an ve Sünnet yoluna uyup ta bize üç İhlâs bir Fatiha gönderen bizi gören veya görmeyen hepsi için Cenabı Zülcelâl Hz.lerinden bütün dervişlerimizin günahlarının affı için vaat aldım Elhamdülillah, Bütün hastalıklarından Bizi şifacı kıldı.”

Abdullah Baba (ks) Hazretleri bir sohbetinde bir Türkmen şeyhi ile bir Arap şeyhinin hadisesini şöyle anlatır.

Zamanında bir Türkmen şeyhi ile bir Arap şeyhi sohbet ederlerken Arap şeyhi Türkmen şeyhine: Mürşidi kamil insan odur ki, dervişlerini Allah’ın izni ile sırat köprüsünden geçirir’ diyerek, Türkmen şeyhini biraz da hafife alarak böyle söyler. Türkmen şeyhi de O zaman: “Buyur deneyelim” deyince, Arap şeyhi manen sırat köprüsünde sağa sola doğru koşturup dervişlerini toplamaya başlar ve nihayetinde karşıya geçer. Türkmen şeyhi de karşıya geçer. Arap şeyhi Türkmen şeyhine:

- Efendi, ben dervişlerimi sırattan geçirdim görüyorum ki sen sadece kendin geçebilmişsin. Dervişleriniz nerede, deyince,

Türkmen şeyhi üzerinde ki cübbesini yanlarına doğru kaldırır. Arap şeyhi bakar ki bütün dervişleri cübbesinin altındadır. Üstadımız bu kıssanın arkasında şöyle buyurur;

            Dervişinin yeri, şeyhinin yanıdır.

            Abdullah Baba (ks) Hazretleri bu kıssayı anlattığında o meclis içerisinde basiret gözü açık olan dervişler hep bir ağızdan:

            “Vallahi O Türkmen şeyhi sizsiniz Efendim” diyerek o yaşanan hadiseyi müşahede etmişlerdir.

            Abdullah Baba (ks) Hazretleri de bu zümreye dâhil olan Allah’ın izni ve yüce katında ki değeri hasebi ile dervişlerine himmet edebilme özelliğine haiz büyük bir zattır.

Bazı zatların kabirlerinde de irşat ve hidayet vazifelerini sürdürüp salahiyetlerinin devam edeceğine dair rivayetlerede tasavvuf kitaplarının pek çok yerinde rastlamak mümkündür. Bunlardan bazılarını nakletmek icap ederse:

            Öncelikle Peygamberimiz (sav) Efendimizin şu hadisi şerifini zikredebiliriz.

“Dünya işlerinde şaşırıp, hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz.” (Acluni, Keşfül Hafa)

            Örnek verecek olursak, Ebul Hasan Harakani (ks) Hazretleri tam on iki yıl Beyazidi Bistami (ks) Hazretlerinin kabrinden istifade ederek feyz almış ve seyri sülûkunu tamamlamıştır. Ondan sonra da irşat ehli bir mürşidi kamil olarak silsileyi saadetin altıncı halkasını oluşturmuştur.

            Büyük Üstadımız Bilal Nadir Hz.leri de Ukkaşe (ra) Hz.lerinin manevi terbiyesi altında seyri sülukunu tamamlamış ve irşat vazifesi ile görevlendirilmiştir.

            Aynı şekilde Şahı Nakşibendî Hazretlerinin, Abdul Halik Gucduvani Hazretleri ile aralarında beş vasıta olmasına rağmen O’nun ruhaniyetinden feyiz almıştır.

            Hanefi imamlarından Ahmed Bin Muhammed el-Hamevi, “Nefahat-ul Kurb” isimli eserinde buyurur ki:

            “Evliyaullah, ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle birçok surette görünebilirler. Onların tasarruf ve kerametleri, hayatlarında olduğu gibi, mematlarından sonra da devam eder.”

Yine Hanefi büyüklerinden Allame Seyyid Şerif Curcani (ks) “Şerh-ul Mevakıf” isimli eserinde;

“Mürid ve saliklere evliya suretlerinin zuhuru ve o suret vasıtasıyla, mürşidin hayat ve ölümü halinde feyiz verdiğini” bildirir.

Ehlullahın vefatından sonra irşat ve tasarruflarının devamına aklen delil ise şudur:

Rasulullah (sav) Efendimiz vefat ettikleri zaman da İslam’la şereflenenler mahdut ve belli bir sayıda idi. Vefatından sonra fütuhatlar neticesidir ki İslam bir çığ gibi büyümüş ve tüm cihana yayılmıştır. Eğer irtihalleriyle irşat ve salahiyetleri munkati (kesik) olsaydı, o güne kadar iman edenler de dinden çıkarlardı. Rasulullah’ın muktedir olmadığına, ondan sonrakilerinin güçlerinin hiç yetmemesi lazım gelirdi. İrşat ve salahiyetlerinin devam etmesinin neticesidir ki İslam on dört asır gün be gün inkişaf etmiş ve etmektedir. Bu durum şüphesiz O’nun varisleri içinde geçerlidir. Bütün bunlar irşat ve tasarruflarının, ahirete irtihallerinden sonra da kemaliyle ve tamamıyla devam ettiğinin apaçık göstergesidir.

Hatta şu da bir gerçektir ki; vefat eden kişinin ruhu ceset kafesinden kurtulduğu için çok daha müessir ve süratli olmaktadır. Üstadımız Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri buyurdular ki;

“Dünyada bulunan ruh, kınındaki kılıca benzer. Ölümünden sonra ise cismani alakalardan soyulduğu için kınından çıkmış kılıç gibi olur.”