106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANLARIN SOFRASI/ İmam Gazali Hazretlerinin Gönül Sofrasından Allah-ü Teâlâ’yı Sevmek

Rivayet edildiğine göre, bir adam çölde yol giderken, karşına çirkin suretli bir varlık çıktı. Adam irkilerek:

"Sen kimsin, nesin?" diye sordu. Çirkin suretli varlık:

"Ben senin çirkin olan amelinim." dedi. Adam:

"Senden kurtulmanın çaresi nedir?" diye sordu. Çirkin suretli varlık:

"Bunun çaresi, Allah Resulü'ne salât ve selam okumaktır." dedi.

Allah Resulu (sav)' de şöyle buyurmuştur:

"Bana salât ve selam okumak, okuyan için nur ve ışıktır. Özellikle cuma günleri Bana çokça salât ve selam okuyun. Salât ve selamlarınız Bana ulaşır."

"Kıyamet günü Bana en yakın olanlar, Bana en çok salât ve selam okuyanlardır."

Nakledildiğine göre, bir adam Allah Resulü'nü rüyada gördü. Fakat Allah Resulü ona iltifat etmedi. Adam üzülerek:

"Ya Rasulullah! Bana dargın mısın?" dedi. Efendimiz (sav):

"Hayır, dargın değilim; seni tanımıyorum" dedi. Adam:

"Nasıl olur? Âlimler, Senin, ümmetini bir babanın evlâdını tanımasından daha iyi tanıdığını söylemişlerdir." dedi. Efendimiz (sav):

"Âlimler doğru söylemişlerdir. Fakat ümmetim Bana salâtü selam okurlar. Ben de onları bununla tanırım. Sen ise Bana salât ve selam okumamışsın." dedi. Adam ter içinde uyandı ve bundan böyle Allah Resülü'ne çokça salât ve selam okumaya söz verdi.

Allah ve Resülü'ne salât ve selam okumak, O’nu sevmenin sonucudur. O’nu sevmek ise imanın bir şartıdır. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur:

"Biriniz Beni ebeveyninden, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz."

Allah Resulü'nü de sevmek kuru iddia ile değil, din konusunda O'na uymak ve O'nun sünnetine göre ibadet etmekle sabit olur. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur:

 "De ki: Allah'ı seviyorsanız, Bana uyun. Bana uyarsanız, Allah sevginize karşılık verir ve O da sizi sever. Siz sevince de sizi affeder ve günahlarınızı bağışlar." (Al-i İmran; 31)

Hasan Basri Hz.leri şöyle demiştir:

"Bu ayet, Allah ve Resulü'nü sevmenin kuru iddia ile olmadığını, bunun ölçüsünün Allah Resulü'ne uymak olduğunu bildirmiştir. Böylece de, sevgi sözünde kimin doğru ve kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmıştır."

Şöyle denilmiştir:

"Kim dört şeyi dört şeysiz iddia ederse, yalan söylemiş olur:

Kim Cennet istediğini iddia ettiği halde, ibadet etmezse yalan söylemiş olur.

Kim Efendimiz (sav)’i sevdiğini iddia ettiği halde, O’na uyup sünnetini uygulamazsa yalan söylemiş olur.

Kim Cehennem ateşinden korktuğunu iddia ettiği halde, günahları terk etmezse yalan söylemiş olur.

Kim Allah-u Teâlâ'ya iman ettiğini söylediği halde, O'nun takdirlerine rıza göstermezse yalan söylemiş olur."

Rabia Tül Adeviyye sık sık şu dörtlüğü söylerdi:

Allah'a karşı itaatsizlik edersin,

Ve bu halde O'nu sevdiğini söylersin,

Yemin ederim, bu şaşılacak bir nesne,

Sevgin gerçekse O'na itaat eylersin,

Çünkü seven, itaat eder sevdiğine,

Ve bu saliha kadın şöyle derdi:

"Sevginin alâmeti, sevilene uymak ve ona muhalefet etmekten sakınmaktır"

Anlatıldığına göre, bir topluluk Hazreti Şibli'yi ziyaret etmeye gitmişler ve onu sevdiklerini söylemişler. Şibli Hazretleri, bunların sevgi iddiasında samimi olup olmadıklarını anlamak için, üzerlerine taş atmaya başlamış. Adamlar, taşları görünce korkup kaçmaya başlamışlar. Bunun üzerine, Şibli Hazretleri onlara şunu söylemiştir:

"Sevgi iddianızda yalancı olduğunuzu ispat ettiniz. Çünkü beni gerçekten sevseydiniz, attığım taşlardan kaçmazdınız." (Çünkü sevilenden gelen taş gül gibi, acı helva gibidir.)

Allah sevgisinde de durum budur. Onun için, bir eli yağda, bir eli balda iken Allah-u Teâlâ'yı sevdiğini söylemek bir anlam ifade etmez. Ancak, belâlar taş gibi üzerine yağdığı halde bunu söyleyen doğru söylemiş olur. Bu kimse, "Lütfun da hoş, kahrın da hoş.", "Beni mihnetlerle sınasan, bunlar benim için birer hediyedir.","Nimetin nimet, mihnetin iltifattır." der.

Şibli Hazretleri şöyle demiştir:

"Allah sevgisi dille söylenen bir söz değil, kalpte duyulan bir histir. Bu hissi duymak için, Allah-ü Teâlâ'yı gerektiği gibi tanımak lâzımdır. O'nu bu şekilde tanıyınca, sevgi hissi kalpte oluşur. Bu his oluşunca da kul, Allah-ü Teâlâ'nın anılmadığı meclislerden sıkılır, böyle yerler ve yurtlar ruhuna dar gelir. Bu kulun nazarında, O'nun anıldığı ıssız yerler ve köşeler mamur, O'nun anılmadığı cıvıl cıvıl saraylar ve evler harabedirler.

Senin sevgin aklımı aldı başımdan,

Görülmüş müdür aklı başında seven?

Denildiğine göre, deve sevgiyle coştuğu zaman uzun bir süre bir şey yemez ve en ağır yükleri taşıyabilir. Sevgi deveyi bile iştahtan kesip ona daha çok yük çektirirken, Allah-u Teâlâ'yı sevdiğini söyleyen bir insanın da en azından nefsinin haram şehvet ve isteklerinden vazgeçmesi ve farz ibadetlerin ağırlığına katlanması lâzımdır. Bunları yapmadan Allah-u Teâlâ’nın sevgisini iddia etmek, develere bile inandırıcı gelmez. Hz. Ali (ra) şöyle demiştir.

"Cennet’e iştiyak duyan bir kimse hayır işlerine koşar. Cehennemden korkan bir kimse, nefsini şehvetlerden (haram ve gereksiz isteklerden) çeker. Ölümü kesin gören bir kimse, dünya lezzetlerini küçümser." Onun için Allah Resulu Aleyhisselatü Vesselam şöyle buyurmuştur:

"(Nefsiniz lezzet istedikçe) lezzetleri acılaştıran ölümü anın."

İbrahim Havvas Hazretlerine:

"Allah sevgisi nedir?" diye sormuşlardır. İbrahim:

"Allah sevgisi Allah-u Teâlâ için kendi irade ve isteklerinden vazgeçmek, kötü huy ve hislerini terk etmek, kendini unutup Allah'ı görmektir." Bu şeyler sevginin kendisi değillerse de, onun en yakın sonuçlarıdır.

Fasık kimse, kendi nefsini öne çıkarıp Allah-u Teâlâ'yı unuturken, mümin kimse, kendi nefsini geriye itip Allah-u Teâlâ'yı görür.