106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ESMA-ÜL HÜSNA / EL-HAMÎD (cc)

"Ey İnsanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur." (Fâtır: 35/15)

Övülmüş, senaya layık olan, her bakımdan övülen, ancak kendisine hamdü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen…

Hamd edilmeye layık Allah noksan sıfatlardan. münezzehtir…

Övülmüş ve her senaya lâyık olan, bütün varlığın diliyle övülen.

Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'e hamd ile başlıyoruz. Çünkü hamd edilmeye lâyık ancak Allah-ü Teâlâ'dır. Hamd, ihsan ve kerem sahibi ve misli bulunmaz zâtı övmektir. Âlemde, yerde, gökte her ne varsa hâl diliyle ol­sun, kâl diliyle olsun Yüce Allah'ı tespih ve takdis etmek­tedir. Bütün hümdü senalar, ta'zîmler O'na mahsustur. O'ndan başka ibâdete lâyık ilâh yoktur.

Dünya dolusu nimet O'nun, gökler dolusu devlet O'nundur. Her nimetin Mevlâsı yine O'dur. Lâlenin başına kına yakan, sümbülleri kıvrım kıvrım eden, bülbülün bir damlacık gönlüne gülün sevdasını koyan, kederli Mecnûn'u çöllere düşüren hep O!..

O'nun üzerimizdeki nimetlerini saymaya ömürlerimiz kâfi gelmez. Her şeyden evvel bizi yaratıp varlık âlemine getirmesi ödenmesine güç yetmez bir nimettir. Kendi vücudumuza bir kere ibretle bakmış olsak neler görürüz. Göz bir nimet, kulak bir nimet, akıl bir nimet, ayak, el ve baş bir nimet. Ya gönül nimeti. Çünkü o gönülle Allah sevilir, o gönül iman yatağıdır, o gönül sevdanın pınarıdır. O gönülde nice sevdalar çağlar, nice hikmetler demetlenir.

Şu halde biz, Nebiler Sultanı’nın dediği gibi: “Elhamdülillâhi alâ külli hâl = Her bir hâl için Allah'a hamd ol­sun.” demeliyiz.

Elimizde hiçbir nimet yoktur ki o nimet Allah-ü Teâlâ'dan olmasın. Her nefeste O'nun rahmeti bizi kuşatmakta­dır. Meselâ bir nefes aldık, ikinci bir nefesi alamamış olsak hayatımız biter. Demek ki her bir nefes için Allah'a şükretmek durumundayız.

Bir de şu unutulmamalı: Yüce Allah'ın Hamîd olması, insanların, Zât-ı Akdes'ine hamd etmesine bağlı değildir. İnsanlar, ister hamd etsin ister etmesin, O her hâlükârda Mahmûd ve hamd-ü senaya layıktır.

Merhum Hamdi Yazır Fatiha suresinin izahında şöyle demektedir:

“Hamd, isteğe bağlı yapılan bir iyiliğe veya onun başlangıç noktası olan bir iyiliğe karşı gönül açıklığı ile o iyiliğin sahibine saygı ifade eden bir övgü sözüdür. Kısmen meth, kısmen teşekkür ile birleşen bir övgü, bir çeşit övmek veya övülmek, iyi bir övüş veya övülüş, güzel bir övücü veya övülen olmak, ciddi bir övücülük veya övülücülük hülasa bu mânâları ihtiva eden güzel ve ciddi bir sözdür.”

Allah'ı, övgüye değer her türlü sena ile överiz. Bütün hamd ve övgü; övgü ve sena sahibinedir. O'ndan başka her türlü hamda layık kimse var mıdır? Bilakis bütün hamd O'nadır. O'ndan başka övgüye değer kimse yoktur. O her halükârda darlıkta da genişlikte de her türlü övgüye layıktır. Çünkü her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah (cc) hikmet sahibi ve övülendir. Mü'minler daha Kitab-ı Mübin'in baş­langıcında O'na hamdü senada bulunurlar ve dün­yada da ahirette de, "bütün hamd Âlemlerin Rabbinedir" (Fatiha/1) derler. Ve onların dualarının, niyazlarının sonu da Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ile biter.

Cennet halkının sözleri ve halleri göz önüne alındığında Allah'a hamdın sonu yoktur.

Ey Allah'ım! Celâlin, kudretinin gereği ve hükümranlığının büyüklüğü nasılsa Sana sonsuz bir hamd ile Seni övmek istiyoruz. Çünkü diller Seni öv­mekten acizdir.

El-Hamîd "Kur'ân'da 17 defa zikredilmiş olup şu ifadelerle gelmektedir:

"El-Ganiyyu'l Hamid" (Her şey­den müstağni övülmeye layık),

"Ve huve'l Azizu'l hamid" (Aziz ve övgüye değer),

"Ve huve Hamidun Mecid" (O övülen ve şanı yüce olandır),

"Ve huve Hakimun Hamid" (O hikmet sahibi övgüye layık olandır),

"Ve huve Veliyyul Hamid" (O veli ve övülmeye layıktır.)

Yüce Allah şöyle buyurur:

"Ey İnsanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur." (Fâtır: 35/15)

Her şey, her yerde, her dille O'nu över. Çiçekler açar­ken, kuşlar uçarken, dereler akarken, yağmurlar yağar­ken O’na hamd eder.

Süleymaniye Camii durduğu yerden Mimar Sinan'ı hatırlatır. Sanattan anlayan herkes Süleymaniye Camii'ni görünce Sinan'a karşı saygıyla ürperir. İşte her yaprak, her çekirdek, her dağ ve deniz, yara­tıcısını bize hatırlatır. Kendine has diliyle bizim iç dünyamızda ince duyguların gelişmesine sebep olur ve kâinatın sahibi önünde hamd ile teşbih ederek eğiliriz.

Müslümanlar günde beş vakit namazlarında 40 defa Fatiha suresi okuyarak Allah'ı övdüklerinden, Allah'dan başkasına hamd etmediklerinden boyunlarına esaret zin­cirini hiçbir zaman geçirtmemişler.

Akif merhumun Çanakkale şehitleri için;

“Şüheda gövdesi bir baksana dağlar taşlar.

O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar” dediği gibi Allah'a eğilen bu başlar, yedi düvele baş eğmemiş, upuzun vatanın bağrına serilerek set olmuşlardır.

Düşünen beynini, yazan elini, konuşan dilini yaratan Allah'a bir defa boyun eğmeyen ve Allah'a hamd etmeyenlerin, Allah'ın yarattığı inkârcı kullar önünde her gün eğilen ve onların artıklarını yalamak için övgüler düzen­leyenlerde hamd ediyorlar ama yanlış yere hamd ediyor­lar.

“eI-Hamid”e iman eden, günde kırk defa hamd eden bir mü’minin başı dik ve yumuşak olmalı. Eli, alan el değil veren el olmalı. Verirken sevdiği yiyecek giyecek­lerden vermeli. Sözlerin en güzeline iman ettiği için en güzel sözler söylemeli. İnsanları kafirliğin karanlığından, imanın aydınlığına çıkmasına sebep olmak için gayret göstermeli.

Binlerce şükür, binlerce minnet Sana,

Lâyık eyle bizleri verdiğin bu ihsana...

Esirgemezsin bizlerden onca nimetini,

Yine de bilmeyiz biz nimetinin kıymetini...

Topraktan yarattığına, topraktan rızk yaratırsın.

Kuru dalı yapraklarla, çiçeklerle donatırsın.

Çiçekten olan meyveyi edersin bizlere azık,

Eyvah bunu görmeyene,

Bunu bilmeyene yazık!..

Her övgünün üstünde Sen,

Her sevgi Sana az,

Çiçek açar dergâhında Sana gönderilen niyaz.

Minnet Sana, şükran Sana,

El-Hamîd Sensin Yâ Rab, her dem Sana

Hamdü sena...