106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

KISSADAN HİSSE

İBRAHİM BİN EDHEM HAZRETLERİ

 İbrahim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı. Onu bu düşkünlükten kurtarıp ahiretini de ihya edebilmesi için, devrin arif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli ikazlar yapılıyordu. Nitekim meşhur rivayete göre bir gece sarayının damında birtakım acayip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:

  "- Orada ne yapıyorsunuz?"

  Garip bir cevap verildi:

  "- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"

  İbrahim bin Edhem kızdı:

  "- Damda deve aranır mı hiç?"

  Bu seferki cevap ise pek manidar ve ibretli idi:

  "- Ey İbrahim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saadetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"

Diğer ibretli ikazlara nazaran bu sözler, İbrahim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.

Günler böylece gelip geçerken İbrahim bin Edhem, bir gün maiyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:

"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.

  İbrahim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine İbrahim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini İbrahim bin Edhem'e dikip dile geldi:

  "- Ey İbrahim! Rahman olan Allah, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"

İbrahim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:

"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allah'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allah'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"

Artık İbrahim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temaşasına dalmıştı. İşte bu temaşa, ondaki diğer güzellik telâkkilerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimamla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişam ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.

Bu halet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedamet ateşleriyle yanık olan İbrahim bin Edhem, sahralara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libasına mukabil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. İçinden: «Pâhişâhımız herhalde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa İbrahim bin Edhem aklını yitirmemiş. Bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allah Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...

 

 

 

Evet; Dünya ile âhiretten birini tercih etme söz konusu olduğunda âhireti seçenler, ebediyyet sultanı olarak sonsuz mükâfatlara nail olurlar. Ancak dünyayı seçenler bu âlemde zahiren sultan da olsalar, hakikatte ebedî âlemin, ellerine hiçbir şey geçmeyecek olan dilencileri hükmündedirler. İşte bu sırrı anlayan İbrahim bin Edhem, kendi ıslahının ancak hükümdarlığı bırakmaktan geçtiğini görünce, bu fedakârlığı ve feragati yapmış ve bir ebediyyet sultanı olmuştur.

Onun karşısına çıkan kendisini îkâz edici sebepler ise, bir bakıma gönlünde bulunan ihlâs ve samimiyet cevherinin bir bereketidir. Daha doğrusu onun gönül hâli, ilâhî iklime adım attıracak sebeplerin karşısına çıkmasına ve Hakk'ın yüce tecellilerine nâiliyyetine, sultanlığı terk gibi büyük bir feragatin kendisine kolaylaştırılmasına ve nihayet bir lâhzada nice ihsanlara ermesine vesile olmuştur.


Hak tecellî eyleyince her işi asan eder;

            Halk eder esbabını, bir lâhzada ihsan eder.