106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF'TA SORU CEVAP/ EMANET

“Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara arzettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan ürktüler.” (Ahzab Suresi,72)

Ayeti kerimedeki «emanet»in manası, karşılığında sevap yahut ceza tahakkuk eden ibadet ve farzlardır. Kurtubî'ye göre «emanet» bütün din görevlerini içine alır, âlimlerin çoğunluğunun görüşü ve sahih fetva bu şekildedir. Fakat ayrıntılarda çeşitli görüşler vardır. İbni Mes'ud'a göre ayeti kerime, mal güvenliği ile ilgilidir, emanetler ve benzeri gibi. Yine ona isnat edilen başka bir görüşe göre ayette bütün farzlar kastedilmekle birlikte özellikle mal güvenliği söz konusudur.

Ebu Derda «cünüblükten arınmak emanettir» der. İbni Ömer «insan vücudunda Allah'ın ilk yarattığı organ cinsiyet uzvudur. Sanki Allah kuluna «bu uzuv, senin uhdene tevdi edilmiş bir emanettir, onu mutlaka yerinde kullan, onu koruduğun müddetçe ben de seni korurum» demiştir. Buna göre cinsiyet uzvu bir emanettir, söz gibi emanettir, kulaklar birer emanettir, dil bir emanetir, karın, eller ve ayaklar birer emanettir. Emanet göklere, yere ve dağlara arz edildi, bunların hepsi içindekilerle beraber titrediler. Çünkü Allah onlara teker teker «eğer emaneti iyi kullanırsan seni mükâfatlandırırım, eğer kötüye kullanırsan cezalandırırım» diye buyurdu. Bunun için her biri «hayır» cevabını verdi.

Mucahid (rehimehullahu) der ki, «Allah Hz. Âdem’i yarattığı zaman emaneti ona da aynı şartlarla teklif etti. Âdem «onu yükleniyorum» dedi.

Hiç şüphesiz Allah emaneti göklere, yere ve dağlara mecbur tutarak değil, onları gönüllü bırakarak arz etmiştir. Yoksa eğer onu onlara, mecbur tutarak teklif etmiş olsaydı, onlar da onu üzerlerine almaktan kaçınmazlardı.

Kaffal ve onun görüşünde olanlara göre âyetteki «arz etme, teklif etme» ifadesi sembolik (temsilî) dir. Yani gökyüzü, yer ve dağlar, bütün iriliklerine rağmen, eğer emaneti yüklenmeye elverişli olsalardı, karşılığı olan mükâfat ve azabın önemi yüzünden, Şeriat’ı omuzlamak bunlara ağır gelirdi. Demektir ki Şeriat’ı yüklenmek, göklerin, yeryüzünün ve dağların kaçınmasını haklı çıkaracak kadar dev bir iştir.

Bununla birlikte Yüce Allah'ın, «insan onu yüklendi» diye belirttiği üzere, insanoğlu bu yükün altına girmiştir. Yani Hz. Âdem tohum âleminde zürriyeti belinden çıkarken ve onlardan Allah'ı tanıyacaklarına dair söz alınırken kendisine arz edilen emanetin sorumluluğunu benimsemiştir. Ayeti kerimenin devamında «hiç şüphesiz o, (yani insan) çok zalim ve pek cahildir» buyuruyor. Demektir ki o, bu yükü yüklenirken nefsine ağır şekilde zulmetmiştir, ayrıca yüklendiği sorumluluğun ağırlığı hususunda pek cahildir veya Allah'ın emirlerinin ne olduğunu bilmemektedir.

İbni Abbas'dan (ra) rivayet edildiğine göre şöyle buyuruyor: Emanet, Hz. Âdem’e arz edildi, «Bunu içindekilerle birlikte al, eğer itaat edersen seni affederim. Eğer emrimi kırarsan seni azaba çarptırırım» denildi. Hz. Âdem «peki, onu içindekilerle birlikte kabul ediyorum» diye cevap verdi. Fakat o günün ikindisi ile akşamı arasındaki kadar bir zaman henüz geçmişti ki Hz. Âdem yasak ağacın meyvesini yedi. Ne var ki Allah hemen rahmetini arkasından yetiştirdi de kusuruna karşılık tövbe «ederek yine doğru yola döndü.

«Emanet» kelime olarak «iman» kelimesi ile aynı köktendir. Buna göre Allah'ın emanetini koruyan kimsenin Allah da imanını korur. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

«Emanete karşı titizlik göstermeyenlerin imanı yoktur. Sözünde durmayanın dini de yoktur.» Mü'min hıyanet ve yalan ile ilgisi olmayan her huyu edinebilir.»

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

— Ümmetim, emaneti ganimet ve sadakayı angarya saymadıkça iyi yoldadır.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

— Emaneti güvendiğin kimseye teslim et, sana hainlik edene sen de karşılık verme.»

Buharî ile Müslim'de Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edilerek nakledildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, verdiği sözü tutmaz, uhdesine verilen emanete hıyanet eder.”

Demektir ki münafık bir kimseye birisi güvenip bir sır verse hemen hıyanet ederek onu başkalarına açar, uhdesine maddî bir emanet tevdi edilse onu inkâr ederek veya korumayarak veyahut izinsiz kullanarak ona karşı hıyanet eder. Emaneti korumak, mukarrep meleklerin, peygamberlerin sıfatı ve Allah korkusu taşıyan iyilerin huyudur. Yüce Allah (cc) şöyle buyurur: “Hiç şüphesiz Allah size emanetleri lâyık olanlara vermenizi emreder.” (Nisa Suresi, 58)

Bütün tefsir âlimleri, bu ayeti kerimenin Şeriat’ın birçok temel prensibini kapsadığı görüşündedirler. Ayeti kerimenin muhatabı idare eden olsun, idare edilen olsun, bütün mükelleflerdir. Buna göre idarecilerin mazlumu destekleyip hakkını ortaya çıkarmaları gerekir, bu bir emanettir. Başta yetimler olmak üzere Müslümanların mallarını korumaları gerekir, çünkü o bir emanettir. Âlimlerin halka dinin hükümlerini öğretmeleri gerekir, bu âlimlerin koruyuculuğuna teslim edilmiş bir emanettir. Ana-babanın çocuğuna iyi terbiye vererek göz - kulak olması gerekir, çünkü çocuk ana - babaya teslim edilmiş bir emanettir. Nitekim Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Hepiniz ayrı ayrı birer çobansınız, herkes sürüsünden sorumludur.”

Zehr-ur Riyaz adlı kitapta anlatıldığına göre bir kul Kıyamet günü getiririlerek ulu Allah'ın huzuruna dikilir. Ulu Allah ona «falanın emanetini geri verdin mi» diye sorar. Kul «Hayır, Ya Rabbi!» diye cevap verir.

Bunun üzerine Allah bir meleğe emir verir, elinden tutar, onu Cehennem’e götürür ve Cehennem’in dibine düşmüş olan o emaneti adama gösterir ve onu ateşe atar. Adam, Cehennem’in dibine ininceye kadar yetmiş yıl ateşte batmaya devam eder. Dibe inince orada duran emaneti alıp yükselmeye başlar. Cehennem’in ağzına çıkınca ayağı kayar, yine batmaya başlar. Sonra yine yükselir, yine batar. Peygamberimizin (sav) şefaati sayesinde Allah'ın lütfu imdadına yetişerek emanet sahibi ona hakkını helâl edinceye kadar bu iniş çıkışlar aynı şekilde devam eder.

Emanete riayet imanın kemaline; ihanet de imanın zevaline işarettir. Emanete riayet, insanlar arasında itimat ve muhabbetin devamı­na sebeptir. Emanet; korunması, saklanması ve eksiksiz olarak sahibine iade edilmesi gereken şey demektir. Emanet, bir mal olabileceği gibi, sır olarak saklanması icabeden bir söz de olabilir. Korunması gereken bir namus olabileceği gibi, mil­letin mukadderatı ile alâkalı devlet işi de olabilir. Hangi çeşit ema­net olursa olsun, onu muhafaza etmemek hıyanet olur. Bırakılan bir para veya malı inkâr etmek, bir sırrı faş etmek; ko­rumakla vazifeli olduğu bir namusa tecavüz etmek ve devlet sırrını düşmanlara satmak emanete hıyanettir. Din ve dünya ile ilgili vazifeler birer emanettir. Bunların ehli ol­mayan ellere verilmesi; işlerin aksamasına, yüz üstü serili kalmasına ve memleketin yükselememesine tesir edeceği için emanete hıyanet­tir.

İnsanlar, saadet asrından uzaklaştıkça, o devrin pırıl pırıl ahlâkı­nı ihmal etmeye başladılar. Önce faziletleri terk ile kerahete bulaştı­lar, yavaş yavaş farzları bırakır oldular.  Onlar bu hâl üzerinde bulan yeni nesiller, ihmallere yenilerini eklediler. Vefa yok, ahde hürmet hiç, her yerde Hak meçhul.

Yaşadığı asırdan yüz yılların ötesini gören Rasulü Ekrem Efendi­miz buyurmaktadır ki; “İnsanlardan ilk önce kaldırılacak olan şey, emanet (e riayet) dir. Dinlerinden en sona kalacak olan da namazdır. (Görünüşte) ni­ce namaz kılan vardır ki onun Allah ininde (sevaptan) hiçbir nasibi yoktur” (Tirmiz)

              Evet, insan emaneti kabul etmiştir. Yerlerin ve göklerin taşımaktan kaçındığı o emaneti yüklenmeyi kabul etmiştir. Çünkü o unuttuğu ve emanete ihanet ettiği zaman zalim ve cahildir. Ama aynı şekilde insan aslını ve emanetini hatırladığı zaman eşref-i mahlûkattır.

Rabbim cümlemizi bu emanetin tefekkürünü ve tezekkürünü yapanlardan eyleyip maddi ve manevi emanetine sahip çıkan zümreyi salihinden eylesin…