106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ /Süleyman Aleyhisselâm

Hz. Süleyman'ın Görkemli Hâkimiyeti ve Güçlü Ordusu

 “Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi bir arada (O’nun tarafından) düzenli olarak sevk ediliyordu.”  (Neml Suresi, 17)

Hz. Süleyman, eşi ve benzeri görülmemiş, çok güçlü bir orduya sahipti. Bu ordu; cinlerden, kuşlardan ve insanlardan oluşmaktadır ve çok güçlü bir istihbarat ağıyla desteklenmektedir.

Ayette Hz. Süleyman'ın tek bir ordusunun değil, ordularının olduğundan bahsedilmektedir. Bu çoğul kelime O’nun ordusunun gücünün ve sayıca üstünlüğünün de bir ifadesidir.

Hz. Süleyman'ın ordusunun en dikkat çekici yönlerinden biri ise disiplinidir. Cinler, kuşlar ve insanlar gibi üç farklı topluluk aynı ordu içinde, büyük bir uyumla görev almakta, ordudaki düzende en ufak bir aksaklık yaşanmamaktadır.

Ordusunun cinler ve şeytanlarla desteklenmesi, Hz. Süleyman'a pek çok açıdan üstünlük sağlamıştır. Bu varlıklar insanların yapamadıkları pek çok şeyi kolaylıkla yapabilirler. "... Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir..." (Araf Suresi, 27) ayetiyle bildirildiği gibi, kendilerini göstermeden insanları görebilirler. Bu özellik, cinlere istihbarat konusunda çok büyük kolaylık sağlamaktadır.

Böylece rüzgârı O’nun buyruğu altına verdik. O’nun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi. Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı… Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini. (Sad Suresi, 36-38)

Ayette geçen "sağlam kementlerle birbirine bağlanmış" ifadesi, Hz. Süleyman'ın, hizmetine verilmiş olan cin ve şeytanlar üzerinde çok büyük bir hâkimiyeti olduğuna işaret etmektedir.

Bu bilgiler, Hz. Süleyman'ın hâkimiyetinin sadece dindar ve teslim olmuş cinleri değil, inkârcıları da kapsadığını ortaya koymaktadır. Bu ayetten Hz. Süleyman'ın şeytanları, şeytanın etkisi altındaki insanları ve dinsiz kimseleri zararsız hale getirdiği anlaşılmaktadır. Dahası onları İslam'a faydalı hale getirmiş, onlara çeşitli görevler vermiştir.

 

Süleyman Aleyhisselam ve Karıncalar

Cenâb-ı Hak buyurur:

Nihayet Karınca Vadisi’ne geldikleri zaman, bir karınca: «Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!» dedi.” (Neml,18)

“Hazreti Süleyman’ın saltanatı, çok büyük bir saltanattır; çiğnenirsiniz! Yuvalarınıza çekilin!” dedi.

Bu sözleri işiten Süleyman Aleyhisselam:

“Hayır, Benim saltanatım geçicidir! Benim dünyevî hayatım da hudutludur. Bir kelimeyi tevhidin getirdiği saadet ise sonsuzdur!” dedi.

Ayeti kerimede buyrulur:

“(Süleyman) onun (karıncanın) sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: «Ey Rabbim! Beni, gerek Bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın salih amelleri işlemeye muvaffak kıl! Rahmetinle, beni salih kulların arasına kat!»” (Neml, 19)

Hz. Süleyman'ın karıncaların aralarında geçen konuşmayı duyduktan sonra, hemen Allah'a yöneldiği ve dua ettiği ayette bildirilmiştir. O, kendisine verilen nimetler karşısında her zaman bunların gerçek sahibinin Rabbimiz olduğunu bilmiş, her tavrı ve sözüyle tek hedefinin Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu göstermiştir.

 Allah O’nun bu samimi ve ihlâslı ahlakının karşılığını en güzel şekilde vermiş ve O’nu, "Şüphesiz, O’nun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır." (Sad Suresi, 40) ayetiyle müjdelemiştir. Bir diğer ayette ise, O’nu ve babası Hz. Davud'u, "İnanmış kullarından birçoğuna göre üstün kıldığını" (Neml Suresi, 15) bildirmiştir.

Ayrıca Hz. Süleyman dişi karıncanın, karınca topluluğuna karşı olan şefkatini görünce hemen annesini ve babasını hatırlamıştır. Bu, insanın, kendisine anne ve babası vesilesiyle gelen nimetlere (küçüklüğünden itibaren bakımı, büyütülmesi, barınması, eğitimi gibi) karşılık da bunların asıl sahibi olan Allah'a şükretmesi gerektiğini gösteren önemli bir derstir.

 

Süleyman Aleyhisselâmın At Sevgisi

Ayet-i kerimelerde buyrulur:

“Hani kendisine bir zaman, akşamüstü iyi cins ve çalımlı koşu atları sunulmuştu. «Doğrusu Ben bu iyi malları, Rabbimi anmaktan ötürü sevdim.» dedi. Nihayet atlar, perdenin arkasına gizlendi. «Geri getirin onları Bana!» dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.” (Sâd, 31-33)

Bir kısım müfessirlere göre, Hazreti Süleyman Aleyhisselam-:

“Ben atları, Rabbimin zikrinden dolayı sevdim!” dedi.

Yani namazını veya virdini aksatmadı. Nihayet o atlar, perdenin ardına gizlendi. Ahırlara çekildi yahut koşuda gözden kayboldu, o zaman namazını bitirdi. Ardından:

“Geri getirin onları Bana!” dedi.

Artık bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı. Okşadı, tımarlarına itina gösterdi.

Hz. Süleyman içinde duyduğu sevgiyi hem sözle ifade etmekte, hem de fiilen göstermektedir. Burada Hazreti Süleyman'ın sevgisini ifade etme gücünü en açık şekilde görüyoruz. Genelde insanlar içlerinde duydukları sevgi, muhabbet hislerini her zaman doğru ve güzel şekilde ifade edemezler. Hatta çoğu zaman bundan çekinirler. İnsanın bir varlığa karşı duyduğu muhabbeti en içli şekilde gösterebilmesi Allah'ın verdiği özel bir yetenektir.

Kuran'da Hz. Süleyman'ın atların yanı sıra başka hayvanlara da aynı sevgiyle yaklaştığına dair örnekler anlatılmaktadır. Bu hayvanlardan biri karıncalardır. Hz. Süleyman'ın ordusu ile birlikte geldiğini gören bir dişi karınca, karınca topluluğuna yuvalarına girmelerini, aksi takdirde Hz. Süleyman ve ordularının "farkında olmaksızın" onlara zarar verebileceğini söylemiştir. Dişi karıncanın konuşmasında "farkında olmadan" ifadesini kullanması, Süleyman Peygamberin bir savaş durumunda karıncalara dahi zarar vermeyecek kadar yüksek merhametine dikkat çekmiştir.

Hz. Süleyman'ın hayatına dair örneklerin anlatıldığı bu ayetlerde Müslümanlar için hayvan sevgisinin önemine de işaret edilmektedir. Çünkü iman eden bir insan Allah'ın yarattığı canlılardaki derin hikmetleri, yaratılış güzelliklerini daha iyi kavrayabilir. Nitekim hayvanlardaki ibretlerin detaylı olarak anlatıldığı Nahl Suresi'nde, "... Onlarda (hayvanlarda) sizin için bir güzellik vardır" (Nahl Suresi, 6) buyrularak bu gerçeğe dikkat çekilir. İşte Hz. Süleyman'da gördüğümüz hayvan sevgisi de, Allah'ın bu kusursuz yaratışına duyulan hayranlığın ifadelerinden biridir.

 

Hârût ve Mârût Kıssası

Yahudiler arasında sihir yaygındı. Bu yüzden Hazreti Süleyman’ın büyük bir sihirbaz olduğunu, hükümdarlığı da sihir ile elde ettiğini, hayvanlara ve cinlere büyü ile hükmettiğini söylerler ve buna inanırlardı. Ancak Hazreti Süleyman, Kur'ân-ı Kerim’de peygamber olarak tanıtılınca:

“Muhammed, Süleyman’ı peygamber sanıyor, hâlbuki o, bir büyücüdür!” demişlerdi. Bunun üzerine aşağıdaki ayeti kerime nazil oldu:

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Hâlbuki Süleyman, (sihir yapıp) kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Bâbil'de Hârût ile Mârût isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek, herkese:

«Biz ancak imtihan için gönderildik. Sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız!» demeden, hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de, zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!” (Bakara, 102)

Ayette geçen ifadeden, Hz. Süleyman döneminde bazı insanların, Allah'ın haram kıldığı fiillerden olan sihire rağbet ettikleri anlaşılmaktadır. Onlar şeytanlardan sihir öğrenmişlerdir. Ayrıca Babil'deki Harut ve Marut adlı meleklere öğretilmiş olanları da -yine şeytanlardan öğrenerek- kötü amaçları için kullanmışlardır.

Şeytanlar insanları yoldan saptırmak için onlara, Harut ve Marut'tan öğrendikleri sihirleri öğretmişlerdir. Oysa Harut ve Marut, sahip oldukları bilgiyi, öğrenmek isteyenlere önce kendilerinin Allah'tan bir deneme olduklarını söylüyor ve inkâra düşmemeleri için onları uyarıyorlardı. Ancak ondan sonra bu bilgiyi öğretiyorlardı. Bu nedenle de insanların sihrin bir fitne olduğunu bilmeleri ve bundan şiddetle kaçınmaları gerekmektedir.

Sihir yöntemlerine başvuran herkes çok iyi bilmelidir ki Allah izin vermeden insanların öğrendikleri ve uyguladıkları büyülerin bir sonuç vermesi kesinlikle mümkün değildir. Çünkü büyünün etkisini bir hikmet üzere yaratan da Allah'tır. O'nun izni ve bilgisi olmadan hiçbir insanın zenginlik, güç ya da başka bir imkânı sihir benzeri yöntemlerle elde etmesi mümkün değildir.

Allah, büyünün etkisine inanan ve bu gibi yöntemlerle kendilerine menfaat sağlayabileceklerine inanan insanlara, bu şeytani yöntemleri bir bela olarak musallat edebilir. Onlar batıl yollara saptıkları için, Allah onlara buna göre bir karşılık vermekte, büyü, bu insanlar için dünya hayatında bir azap haline gelmektedir. Bu, Allah'ın hidayet yolundan sapan insanlara dünyada verdiği bir cezadır.

Ahir zamanın bu büyük fitnesi, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de haber verilmiştir. Bunlardan biri şu şekildedir:

“Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum, yıldızlara (inanmak), kaderi yalanlamak...” (Ramuz el-Ehadis, 1/1540)

 

Süleyman Aleyhisselâmın Vefatı

Hazreti Süleyman Aleyhisselâm vefatı esnasında bir asaya dayanmaktaydı. Bu yüzden ayakta durduğu için O'nun vefat ettiğini etrafındakilerden hiç kimse fark etmemişti. Ta ki bir ağaç kurdu asasını yiyip Hazreti Süleyman yere yıkılınca vefat etmiş olduğu anlaşıldı. Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

“(Süleyman’ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, O'nun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.” (Sebe', 14)

Süleyman Aleyhisselam ahirete irtihal edince, cesedinin uzun süre asasına dayanarak ayakta kaldığı anlaşılmaktadır. Ayeti kerimede cinler hakkında buyrulan “küçük düşürücü azap” tabiri, onların güç işlerde çalıştırılmalarına binaen kullanılmıştır. Onlar, Süleyman Aleyhisselâmın öldüğünü anlamadıkları için, O'nun hayatında olduğu gibi yine yorucu işlerine devam etmişlerdi. Buradan, cinlerin gaybı bilmedikleri anlaşılmaktadır.

Süleyman Aleyhisselamın hayatı gibi vefatı da, tevhit mücadelesi vasfındaydı. Çünkü vefatıyla da, Allah’tan başka hiçbir varlığın gaybı bilemeyeceğini, ancak Cenab-ı Hakk'ın bildirmesiyle buna vâkıf olunabileceğini tebliğ etmişti. Cenab-ı Hak, Süleyman Aleyhisselamın vefatını çok aciz bir varlık olan ağaç kurdu vasıtasıyla ortaya çıkararak, gaybı bildiğini iddia eden cinlerin de, Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey bilemeyeceklerini açıkça beyan etmiştir.

Diğer taraftan, büyük bir mülk ve saltanata sahip olan Süleyman Aleyhisselâmın ayakta ölmesi, ne kadar düşündürücü bir tecelli ve büyük bir ibrettir. Zaten tüm peygamberlerin sözleri, yaşayışları ve başlarından geçen hâdiseler, arkalarından gelen bütün ümmetlere birer ibret vesilesidir.