106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

İSLAM BÜYÜKLERİ / HZ. MUHAMMED ŞEMS-İ TEBRİZİ

Şems-i Tebrizi Hazretlerinin Mevlana Hazretleriyle Karşılaşması

Hz. Mevlana’nın Şems-i Tebrizi Hazretleri ile karşılaşması hayatının bir dönüm noktası olmuştur. Mevlana’nın yaşamını birden değiştiren O’na, coşkun ve taşkın bir ruh hali aşılayan bu adam yani Şems Hazretleri kimdi? Hz. Mevlana da var olan aşkı ortaya çıkartan Şemseddin Tebrizi Hazretleri idi.

Katırı ile Şems Hazretlerine doğru yaklaşan Hz. Mevlana’nın, Şems Hazretleri nazar-ı dikkatini çekti. Şöyle ki:

Şems Hazretlerinin başında hiç bir külaha benzemeyen bir başlık vardı ve oldukça cazip idi. Sırtında siyah bir cübbe bulunuyordu. Yüzü ayın on dördü gibi gayet nurani idi. Seyyah kıyafetli bu şahsı gören Mevlana Hazretleri, katırının başını çekip, bu oturmakta olan esrarengiz adamın yüzüne doya doya bakmak istemiş ise de kendinde utanmak, sıkılmak hâsıl olduğundan o göz kamaştırıcı olan nurani yüze bakamayıp sadece selam verip geçer ve kendi kendine:

“Ben hiç böyle kıyafetli, böyle nurani ve bu şekilde kisveli derviş görmedim,” derken Şemseddin Tebrizi Hz.leri selamı alıp hemen ayağa kalkarak arkasından yetişti ve katırın yularından tutup durdurunca Mevlana Hazretleri yüzüne bakıp:

“Ne istersin?” diye sordu. Şems-i Tebrizi Hazretleri cevap verip:

“Size bir sualim var!” deyince. Hz. Mevlana:

“Yol üzerinde sual olmaz, eğer sualini soracak isen medreseye gel der.”

Şems Hazretleri de:

“Bu sualim çok önemli” diyerek, katırın dizginine eliyle sıkı sıkı yapışır. Israrla sormak isteyince talebeler, Şems Hazretlerine müdahale ederler. Mevlana Hazretlerinin katırı da, gelen talebelere, başı ve kuyruğu ile karşı koyup çifte atarak onları Hz. Şems’e yaklaştırmaz ve etrafında dönmeye başlar. Bu hali gören Mevlana Hazretleri, hayvanın da O’na itaat ettiğini görünce, feraset nuruyla bu zatın, Allah-ü Teâlâ’nın bir evliyası olduğunu anlar. Talebelerine ise durmalarını söyleyerek, Şems Hazretlerine de sualini sormasını ister.

Feraset Nuru: İlmi ile amel eden salih insanların kalbine gelen ilham nurudur. Peygamber Efendimiz (sav); “Mü’minin ferasetinden sakının zira Allah’ın nuruyla bakar.” buyurmuştur.

Hz. Şems: “Ey Müslümanların imamı! Bir müşkülüm var? Hazreti Muhammed mi (sav)  büyük, Bayezidi Bistami mi?” Mevlana, bu vaka’yı (olayı) anlatırken: “Bu sorunun heybetinden, sanki yedi kat gök biri birinden ayrılıp yere yıkıldı ve içimden çıkan büyük bir ateş kafatasımın içini kapladı. Oradan bir dumanın çıkıp, Arş’ın altına kadar yükseldiğini gördüm” buyurur. Mevlana hemen kendisini toparlayarak: “Bu nasıl sual böyle? Elbette Allah’ın elçisi Hazreti Muhammed (sav), bütün yaratıkların en büyüğüdür. Burada Bayezid’in sözü mü olur?” dedi ve Fahri Âlem Efendimizin (sav)  faziletine dair birçok ayet okuyarak, Bayezidi Bistami’nin ise, O’nun Ümmetinin fertlerinden bir kimse olduğunu izah etti. Bunun üzerine Şems Hz.leri:

“O halde, bu ne demektir? Peygamber bu kadar büyüklüğü ile: ‘Sübhaneke ma arafnake hakka marifetike’ “Ya Rabbi! Seni tenzih ederim, Biz Seni layık olduğun veçhile (şekilde) bilemedik” buyurdu. Hâlbuki Bayezid:

- ‘Sübhani ma azame şani’ “Ben kendimi tenzih ederim, Benim şanım çok yücedir” ve yine: ‘cesedimin her zerresinde Allah’dan başka varlık yok.’ demekte” dedi.

Mevlana Hazretleri: “Hazreti Muhammed (sav), müthiş bir manevi suya doymazlık hastalığına tutulmuş, susuzluk içinde susuzluktan içi yanıyor ve O’nun mübarek göğsü: “Biz Senin göğsünü açmadık mı?” Şerhiyle kalbi genişledi, bunun içinde susuzluktan dem vurdu. O her gün sayısız makamlar geçiyor. Her makamı geçtikçe, evvelki bilgi ve makamına istiğfar ediyor, daha çok yakınlık istiyordu. Bayezid ise, bir yudumla susuzluğu dindi ve suya kandığından dem vurdu. O’nun idrak testisi, o kadar suyla doldu. O nur da, onun evinin penceresinin büyüklüğü nispetinde içeri girdi ve nurla dolmuş gördü. Ve daha çok bakmadı. Vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendisinden geçti ve o makamda kaldı; bu sözü söyledi.” Bunun üzerine Şemsi Tebrizi Hz.leri bir feryatla: “Allah (cc)” deyip bayıldı.

 

Mevlana Hazretleri hemen katırdan inerek yanındaki adamlarıyla Şems Hz.lerini tutup kaldırdı ve O’nu, kendi medresesine götürdüler. Şems, orada kendine gelince Mevlana ile öyle bir kucaklaştılar ki sanki iki umman (deniz) biri birine kavuşmuş, yıllarca biri birine hasret olan iki sevgili birleşmişlerdi. Çünkü onlar ruhlar âleminde tanışmış ve ülfet etmişlerdi. Bu âleme gelince de oradaki birlikteliklerini devam ettirmeye başladılar. Fakat Mevlana’nın etrafındaki talebe ve yakınları ise, bu hale hayretle baka kalmışlardı. Yıllardır birbirine hasret olan iki âşık, Mevlana’nın medresesinde mana âlemi ile sırlanmış, bir hücreye girerek, aylarca sürecek sohbetlerine başlamışlardı.

Seyr-i Sûluk Günleri Başlıyor

Şems Hazretleri Allah’ın (cc) esmasının sırlarını Mevlana Hazretlerine öğretmeye başlamıştı. Mevlana ve Şems Hazretleri, birbirlerine kavuşmalarının aşk ve şevki içerisinde halvethaneye girerek, yeme ve içmeyi terk edip, ihtiyaç dahi gidermeden, Allah’ın (cc) esma ve zikirleriyle tefekküre, manen doyulmaz feyz ve nur deryalarına dalmışlardır. Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin ihsanı ve keremiyle bu mübarek iki zat’ı manen (insanoğlunun aklına bile gelmeyecek çeşitli Cennet nimetleriyle) doyurup, rahmetine gark eylemiştir. Mevlana Hazretleri böylece seyri sülukuna başlayıp, kâmil bir mürşid olmaya ilk adımı atmış oldu.

Şems Hz.leri ile Mevlana Hz.leri uzun bir süre yalnız kaldılar. Hizmetlerini görmek için Mevlana’nın oğlu Sultan Veled Hz.leri yanlarına girerdi. Şems Hz.leri Mevlana Hz.lerinin kitap okuyup araştırma yapmasını yasakladı. Mevlana Hz.leri yılların vermiş olduğu alışkanlık ile gizliden gizliye okuyor, Şems Hz.lerinin söylediklerini okumuş olduğu kitaplara göre değerlendiriyordu. Bir gün Şems Hz.leri medresenin avlusunda gezerken havuzun başında bulunan Mevlana Hz.lerinin çok sevdiği el yazması eserlerinden oluşan kitaplarını havuza atmış ve havuzun suyu mürekkep dolmuştu. Bu durumu gören Mevlana Hz.leri bir süre hayretle baka kalmıştı. Üzerinde ki şaşkınlığı atan Mevlana Hz.leri;

- Ziyanı yok Efendim, dedi. Yalnız içinden;

“Keşke Feridüddin Attar Hz.lerinin daha küçük çocuk iken hediye etmiş olduğu Esrarname  (Mantık-ut Tayr) isimli el yazması kitabı atmasaydı” diye geçirdi.

Mevlana Hz.lerinin kalbinden geçenleri bilen Şems Hz.leri; “Elini havuza sokarak al istediğin bu kitap mı?” diyerek Mevlana Hz.lerine uzatmıştı. Mevlana Hz.leri kitabı eline aldığı zaman sanki havuza hiç atılmamış, hiç ıslanmamış ve mürekkebi hiç bozulmamış olarak gördü. Mevlana Hazretleri anlatır; “Hallerimin başlangıcında, sık sık Babam Bahaddin Veled'in sözlerini (Maârif adlı kitabını) okuyordum.

Şems-i Tebrizi Hazretleri Beni, onları okumaktan men etti. Ben de, O'nun mübarek hatırını gözetmek suretiyle, bir müddet okumayı bıraktım. Bir gün rüyamda, Karatay medresesinde bir toplulukta oturmuş, o kitabı okumakla meşgul olduğumu gördüm. Suret âlemine geldiğimde, yani uyandığım vakit, Şemsi Tebrizi Hazretlerinin kapıdan içeri girdiğini gördüm.

Bana: “Niçin yine o kitabı okumaya başladın!” dedi.

Ben de: “Hâşâ! Onu okumakla meşgul olmayalı hayli zaman oldu!” dedim.

Bunu üzerine O: “Dün, Karatay medresesinde bir toplulukta oturmuş o kitabı okuyordun. Çünkü rüyaların çoğu, bir fikir ve zikirdir. Eğer bu (okumak), Senin fikrinde olmasaydı, rüyana girmezdi! “ dedi.