106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Usve-i Hasene- Peygamberin Ailesine Muamelesi

Bir Aile Reisi Olarak Peygamberimizin Hanımlarıyla İstişaresi

"İstişare eden pişman olmaz." (Heysemî)

Farklı düşünce ve tecrübelerden istifade etmek suretiyle bir karara varmak, muhtelif çiçeklerden öz toplayarak bal yapmaya ve o balı kovandan alarak nimetler sofrasında insanlara takdim etmeye benzer. Cenâb-ı Hak, Resulü’ne hitaben:

" (Yapacağın) işlerde onlarla istişarede bulun. (Bir işe) azmettiğin zaman da, artık Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, kendine tevekkül edenleri sever." (Âli İmrân) buyurmak suretiyle istişarenin ehemmiyetini ve usulünü bildirmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) de:

"İstihare yapan hüsrana uğramaz, istişare eden pişman olmaz, iktisatlı olan da fakir düşmez" (Heysemî) buyurmak suretiyle istişareyle hareket etmenin hataları asgarîye indireceğini ve insanın gönlünü rahatlatacağını vurgulamıştır. Ancak istişarede bulunulan kimsenin kendisine itimat edilen emin kimselerden olması zaruridir.

Rasulullah (sav) Efendimizin hayatına baktığımızda, gerek kendilerini alakadar eden hususlarda gerekse diğer mevzularda hanımlarının fikirlerini aldığını, vereceği kararlarda bu görüşlerden istifade ettiğini görmekteyiz. Gerçekte Peygamberimizin hiç kimsenin fikrine ve hiç kimseyle istişare etmeye ihtiyacı yoktu. Çünkü O, Allah'tan vahiy alıyor, Cebrail (as) ile görüşüyordu. Ancak Efendimiz çevresindekilerle istişare ederek bu hususun önemine dikkat çekiyor, ümmetine örnek oluyordu. İnsanlara emrettiği şeyi önce kendi hanesinde tatbik ediyordu.

Nebiyyi Ekrem (sav) onlarla istişare etmediği durumlarda hanımlarından gelen teklifleri de ciddî bir şekilde değerlendirmiş, makul ve meşru olduğu müddetçe itiraz etmemiştir. Nitekim kızı Zeyneb'in, Ebu'l Âs'la evlendirilmesi Hz. Hatice'nin teklifiyle olmuştur. Bunu nakleden râvi:

"Rasulullah (sav) Efendimiz, Hz. Hatice'ye muhalefet etmezdi." (Heysemi) diyerek Allah Resulü’nün bu husustaki güzel ahlâkını beyan etmektedir.

Peygamberlik gibi ağır bir vazifenin tevdi edildiği günlerde, Fahri Kâinat (sav) , durumunu ilk önce Hz. Hatice'ye açmış, O’nunla istişare etmiş, muhtereme validemiz de meşhur ve malum sözleriyle Efendisini teselli etmiş, daha sonra da amcasının oğlu Varaka'ya götürmüştü. (Buhârî)

Münafıkların ortalığı fesada vermeleri neticesinde zuhur eden İfk hadisesinde uzun müddet sıkıntı içinde kalan Peygamberimiz, hanımlarından Zeyneb bint-i Cahş ve Hz. Âişe'nin cariyesi Berîre ile istişare etmiş, onların Âişe Validemiz hakkındaki fikirlerini sormuştur. (Buhârî)

Hz. Âişe (r.anha) bu hususta şöyle der:

Rasulullah (sav) Efendimiz tahkik sırasında Zeyneb bint-i Cahş'a da benimle ilgili görüşünü sormuş ve:

"Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?" demiş.

O da:

- Ey Allah'ın Resûlü, kulağımı işitmediğim, gözümü de görmediğim şeylerden daima muhafaza ederim. Ben Âişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum, demiş.

Zeyneb, Rasulullah (sav)'in zevceleri arasında bazı faziletleri sebebiyle benimle boy ölçüşen birisiydi. Ancak Allah verâ ve dindarlığı sebebiyle onu bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan korudu. (Buhârî)

Müslümanlar Hudeybiye sulhundan sonra anlaşma maddelerinden duydukları memnuniyetsizliklerini izhar etmiş, bu yüzden Allah Resulü’nün "Kurbanlarınızı kesin, ihramdan çıkın, başlarınızı tıraş edin" emrinde ağır davranmışlardı. Rasulü Ekrem Efendimiz kızgın bir şekilde Ümmü Seleme Validemizin çadırına girmişti.

Validemiz:

- Ey Allah'ın Resûlü! Neyiniz var, dediklerinde, Efendimiz durumu O’na açıkladı ve:

"Ne kadar şaşılacak bir hâdise ey Ümmü Seleme! Ben insanlara defalarca «Kurbanlarınızı kesin, başlarınızı tıraş edin, ihramdan çıkın!» diyorum. Sözümü işittikleri ve yüzüme baktıkları hâlde insanların bir tanesi bile bu hususta Bana icabet etmiyor!" buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ümmü Seleme:

- Ey Allah'ın Resûlü, dediğini yapmalarını istiyorsan sen kalk dışarı çık, onların hiçbirisiyle bir tek kelime dahi konuşmadan kurbanını kes ve berberini çağır, Seni tıraş etsin! Onlar da mutlaka Sana uyacaklardır, dedi.

Hanımının bu tavsiyesine uyan Rasulullah (sav) gitti ve kurbanlık devesini kesti, tıraşını oldu. Bunu gören ashâb-ı kiram da kendisine tâbi oldular ve kalkıp kurbanlarını kestiler, birbirlerini tıraş etmeye başladılar. (Buhârî)

Güzel ahlâk, en zor şartlarda bile tatbik edilebilen, meşakkatler karşısında hemen zayıflayıvermeyen vasıflardan meydana gelir. Üsve-i hasene olan Allah Resûlü (sav) de vefatından önceki hastalıkları esnasında dahi mümtaz vasıflarını terk etmemiş, büyük bir ahlâk üzere iken hayata gözlerini yummuştur. Habib-i Ekrem Efendimiz hastalığının en şiddetli anında, şah damarını koparırcasına acı veren ağrılar içinde hanımlarına danışmış, onların rızalarını almış ve adalet mefhumunun en şahika eserini ortaya koymuştur. Bir gün, bütün zevcelerini yanına çağırarak hastalığını Hz. Âişe'nin evinde geçirmesi için kendilerinden muvafakat istedi. Onlara:

"Ben yarın neredeyim?" diye sordu. Onlar da nerede olacağını bildirdiler.

Bazıları da:

- Rasulullah (sav) ancak Ebu Bekir'in kızının gününü arzu eder, dediler ve bu isteği kabul ettiler. Sonra da:

- Ya Rasulullah! O’nun yanında kalmanı kabul ediyoruz. Bizler ancak kız kardeşleriz! Birbirimize kıskançlık etmeyiz, dediler.

Peygamber Efendimiz onlara:

"Sizler, böyle yapmamı Bana helâl ediyor musunuz?" diye sordu.

- Evet, dediler.

Bunun üzerine, Allah Rasulü (sav) ridasını omzuna aldı ve akrabalarının yardımıyla Âişe Validemizin hücresine doğru yürüdü.

Hz. Âişe o anı anlatırken şöyle der:

"Peygamber (sav)’in hastalığı ağırlaşıp da ağrısı şiddetlendiği zaman, Benim evimde bakılmak üzere zevcelerinden izin istedi, onlar da izin verdiler. Bunun üzerine, Allah'ın Nebisi bir tarafında Abbas, diğer tarafında da başka biri olduğu hâlde ayakları yerde sürünerek çıktı." (Buhârî)

Rasulullah (sav) Efendimizin Âişe Validemize olan bu derin muhabbeti, O’nun parlak zekâsı, ilme kabiliyeti ve Kitabullah'ı daha derinden kavraması sebebiyle olmalıdır.