106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

AYIN KONUSU/ Sadece Allah’ın Kudret Kapısına Yönelmek Lazımdır

Her şeyi bırakıp Allah’ın fazilet kapısına dön!

Bütün yönleri bir yana at, bırakıp attığın şeylere yanaşma. Onların birine dahi iltifat, maneviyatı yıkar, ilahi faziletin kapısı sana açılmaz. Allah’a (cc) yaklaşamazsın.

Nefsini ezme; onu kötülüğe atma. Ve onu kendi başına bırakma. Onu kendi isteğine bırakırsan şaşar; halka bağlanır. Hakk’ı (cc) unutur. Maddi kuvvete ve sebeplere güvenir; mahvına sebep olur. Hayır kapılarını sana kapar.

Nefsi kendi başına bırakmak bir cehalettir. Allah’a (cc) bir eş tutmaktır. Bu yapıldığı takdirde mukabili olarak manevi taraf kapanır. Çünkü Hakk (cc) terk edilmiş ve batıl tutulmuştur. Şunu da bilmelisin ki ilahi kapılar her zaman açıktır. Her an tövbe yolları görünmektedir. Onları tuttuğun an yine Hakk (cc) yardımına erersin; merhamet eli seni yine kurtarır.

Bir defa kapıldım, deyip ötesini aramamak olmaz; Allah’a (cc) dönmek istediğin an kabul olunmuş sayılırsın.

Dön ve yalvar; O’nun (cc) rahmeti seni tutar. Hastalıklara şifa verir. İstediğin zenginliği ve her güzelliği bulursun. Eğer yine bir şaşkınlık yapmazsan böylece kalırsın ve yokluk senin için yok olur…

Akla hayretler veren sırlar mevcuttur. Asıl anlamak lazım gelen mana da odur. Onu, ehli olanlar anlarlar. Bir kimse, Allah’ın üstün ve düzenli işlerini, bu işlerdeki ince güzelliklerini görürse bilir ki: Allah zatı ile kaimdir. Yaptıklarını tek başına yapar. Hiç kimse, O’na buyruk olamaz. Kulların bağları O’nun kuvveti altındadır. Onları istediği cihete sevk eder. Ve yine, kulların saadet ve şekaveti, O’nun vermiş olduğu hükme bağlıdır. O’nun hükmünü hiç kimse geri çeviremez. O’nun verdiği hükmü, hiç kimse teftişe yetkili değildir.

            Bu anlatılan manalar, bir kimsenin kalbinde yer tutarsa, o kimse Allah’a sarılır. Bütün varlığı ile O’na teslim olur. Bütün varlığını O’na bırakır. O’nun manevi huzurunda bir muzdarip zavallı edası ile durur. Kuvvet, kudret, seçme, bağlılık, tedbir gibi şeyler onda bulunmaz. Artık bir şey de isteyemez.

            İki cihanda rahat arayan, bütün işlerini, Allah’a havale etmekle bulur. Bütün güçlükler ise Allah’ı bırakıp güç ve kuvvete dayanmak sonunda çıkar.

            Allah-ü Teâlâ’nın, Rasulullah (sav) Efendimize hitaben buyurduğu şu ayeti kerimenin manasına hiç mi bakmadın?

“De ki: Kendim için iyilik veya kötülük yapmaya muktedir değilim. Ancak Allah’ın dilediği kadar olur” (10/49).

            Musa (as)’a buyurulan; “Ayakkabılarını çıkar” (20/12) ayeti kerimesindeki mana:

“Kalbinden, ehlini ve çocuklarını; sonra, orada Allah’tan başka ne ki var, hepsini çıkar.”, şeklinde anlatılmıştır.

            Sonra, Allah-ü Teâlâ, Musa’ya (as) sordu:

“Elindeki nedir ya Musa?” (20/17)

O da şu cevabı verdi:

“Asamdır; ona dayanırım” (20/1/)

Bu sözü ile O, asayı kendisine mal etti ve O’na güvendiğini belli etti… Bunun üzerine şu emri aldı:

“Onu yere at”(20/18)

“Yere atınca da yılan oluverdi.” (20/19).

Bundan şu mana çıktı:

Ya Musa, ona mı güveniyordun? O, bir düşman oldu. Benden başka neye dayanırsan, o Sana bir düşman olur.

Bundan sonra, kalpten Allah’a döndü. Allah-ü Teâlâ da O’nun bu halini bildi ve şöyle buyurdu:

“O halde onu al; korkma..” (20/21)

Rasulullah (sav) Efendimize de yukarıda anlatılan manada şu emir geldi:

“De ki: Bize, Allah’ın yazdığından başka bir musibet gelmez” (9/51)

Bir kutsi hadiste şöyle buyuruldu:

“Hangi kul olursa olsun; bela geldiği zaman, kullara koşar da, onlardan yardım dilerse, bütün yüce sebepler onun elinden çıkar. Bundan sonra o, nefsinin elinde perişan olur.

Bir kimse, belaya duçar olur, halkı atar da Bana koşarsa, o istememiş olsa dahi, her arzusunu yerine getiririm. Bana dua etmeye kalkmadan her ihtiyacını bilir veririm.”

Bize ulaşan şöyle bir rivayet vardır:

-Cenab-ı Hak, Davud (as)’a şöyle vahyetti:

“Ya Davud! Kullarımdan herhangi biri, yaratmış olduklarımı bir yana atar da varlığıma sığınırsa, bu hali sebebi ile yedi kat sema ve ondakiler, yedi tabaka yerle onda olanlar, o kimse için düşman olsalar, yine de onun için bir kurtuluş yolu açarım. İzzetime, celalime ve mahlûk önünden yüceliğime yemin ederim ki bu böyledir.

Yine izzetime, celalime ve halktan üstün yüce varlığıma yemin olsun: Bir kimse Beni bırakır da, kullarımın herhangi birine gönül bağlarsa, onun kalp derinliğinde sezdiğim an, bütün sebep yollarını keserim. Bundan sonra, onun hangi çölde öleceğini düşünmeden kalbini, hırs ve içinden çıkılmaz meşgalelerle doldururum. Dünyanın ömrü kadar ömrü olsa dahi, bitirip tüketemeyeceği ümitlerle doldururum.”

Bir başka rivayet ise şöyledir:

-Bir kimse, Allah’a sığınır, O’ndan yardım dilerse, Allah-ü Teâlâ, insanları ona koşturur. Dilinden hikmetler çıkar. Her iki cihan için, bir şah olur. Aksine bir kimse de, Allah’ı bırakır kullara koşarsa, kalbini de bu hale alıştırırsa, ona azap gelir. Dünya ve ahretin hayır sebepleri ondan kesilir.

Birçok evliyaullahın nasihati şudur:

-Elinizden geldiği kadar, dünyalık işlerden kendinizi alınız. Kalbinizle Allah’a dönün. Cümle işlerinizde, O’na güvenin ve O’na yapışın. Çünkü bir kul, kalbini Allah’a bağlarsa, Allah-ü Teâlâ da; kulların kalbi ile ona bağlı olur. Bir kimse, Allah’a dayanırsa, her ihtiyacı için, Allah ona yeter.

Yahya b. Maaz’a sordular:

-Kul, Allah’a tam olarak ne zaman bağlanabilir?

Şöyle anlattı:

-Kalbini, olan veya olmayan bütün ilgilerden kesip tam olarak Allah’ı vekil bilince…

Davud (as)’a şöyle bir vahiy geldi:

-Ya Davud, kullarımın yaptığı ibadetler arasında, Bana güvenmek kadar büyük bir iş yoktur. Bana teslim olmak kadar onlara yararlı bir şey bulunmaz.

Amir b. Kays, irfan sahibi zatlardan birine:

-Bana dua et, dedi. Şu cevabı aldı:

-Sen, duadan aciz birinden dua yardımı istiyorsun. Allah’a itaat et, O’na bağlan. Göreceksin ki: Dua ile O’ndan isteyenlere verilen şeylerden daha fazlası sana geliyor.

Musa Aleyhisselamın Tevrat’ında şu nasihatin bulunduğu rivayet edilir:

-Dünya ehline bir önder, öbür âlemin de yüce seyrangâhlarında efendi olmak istiyorsan, emrime teslim ol; hükmüme boyun eğ; razı ol.

Fudayl bin İyaz Hz.leri şöyle anlatıyor:

“Ben Allah’a bağlıyım.”, demekten utanıyorum. Çünkü O’na bağlı olan, O’ndan başka hiç kimseden korkmaz. O’ndan başkasından bir şey beklemez. Kalbini, Her iki cihanın da bağlarından çözer.

“Biz, Allah içiniz; Allah’a döneceğiz.” (2/156)

Ayeti kerimesinin şöyle bir tefsiri yapılmıştır:

-Biz, Allah’ın kullarıyız. O’nun irade ve hükmü altında ve arzusu önünde dönen varlıklarız. Bütün kulların bağları O’nun elindedir. İşlerimizi O’na bırakırız. O’ndan razı olmak suretiyle tam teslim oluruz.

Şöyle bir rivayet vardır:

-Allah-ü Teâlâ, Musa’yı (as) firavuna gönderdiği zaman şöyle buyurdu:

“Firavun’a git; o azdı.” (20/24)

Bunun üzerine Musa (as) şöyle dedi:

-Ya Rabbi, çocuklarım var, davarım var, onlar ne olacak?

Buna karşılık Hak Teâlâ O’na şöyle buyurdu:

-Ya Musa! Beni bulduktan sonra başka ne istersin? Bu boş sözleri bırak da yürü, Bana bağlan ve teslim ol. İstersem, kurdu koyunlarına çoban ederim. Meleklerimi de ehline muhafız ederim.

Ya Musa, nedir bu düşündüğün? Anan Seni denize attığı zaman, kim Seni kurtardı? Bundan sonra, Seni atana kim kavuşturdu? Sen hani, birini kaza ile öldürdüydün? Firavun da Seni arıyordu, bulsaydı öldürecekti. Kim ondan kurtardı?

Bu söylenenleri, Musa (as) dinliyor, hem de her cümle sonunda:  

“Sensin Ya Rabbi…”, diyordu.

Şunu iyi bilmek gerekir ki: Allah’tan başka her neye dayanılırsa dayanan sürünür. Aynı zamanda, kulluk haddini aşmış olur. Kulluk demek: Her şeyi Cebbar olan Allah’a havale etmek demektir.

Bu mevzuda buyrulan şu ayeti kerimelerin manalarını iyi anlamak gerekir:

“Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; başkalarına bir seçme hakkı yoktur.” (28/68)

“Allah insanlara bir rahmet kapısı açmış ise, onu kapatacak kimse yoktur.” (35/2)

“Sana bir kötülük gelecekse, onu, ancak Allah giderebilir.” (6/17)

“De ki: Bize ancak Allah’ın yazdığı isabet eder.” (9/51)

“Bir kimse ki: Allah’a tevekkül eder; Allah ona yeter.” (65/3)

 

Sahrada oturan bir adam vardı. Adamın, kendisini sabah namazına kaldıran bir horozu, kendisini ve eşyalarını hırsızlardan koruyan bir köpeği ve suyunu, çadırını yüklediği bir merkebi vardı.

Bir gün yakınında bulunan kasabalıların yanına, onlarla konuşmak için gitti. Onlarla birlikte kahvelerinde otururken, kendisine, horozunu tilkinin yediğini bildirirler. Adam bu haberi duyunca;

- Hayırdır inşallah, dedi.

Bir müddet sonra, köpeğinin de ölüm haberi gelir ve adam yine;

- Hayırdır inşallah, der.

Yine bir müddet sonra, kurdun, eşeğinin karnını yardığı haberi gelir, bu sefer de adam;

- Ümit edilir ki bu işte de bir hayır vardır, der.

Gece olunca çadırına gider ve uyur. Sabahleyin, o kasabada yaşayan insanların düşmanlarının, geceleyin kasabaya baskın yaptıklarını, o karanlık içerisinde horozların öttüğü, köpeklerin havladığı ve merkeplerin anırdığı evlerin yerini keşfedip bütün mallarını yağma ettiklerini, buldukları her ne varsa aldıklarını, bunun sonucunda da halkın mağduriyetini görür. Kasabada sadece kendisinin mallarına bir zarar gelmez. Bu olaydan sonra hayvanlarının niçin öldüğünü anlar ve Allah'a şükür eder.

Son olarak şunu iyi bil ki: Allah’a teslim olmak ve teslim yollarını aramak, imanın bölümlerinden sayılır. Teslimin manası şudur: Bütün varlığınla Allah’a teslim olup mevhum olan benlik davasından kurtulmak.

“Allah'a Teslim Olmak Neyi Gerektirir?”, bunu da iyi bilmemiz gerekir:

Allah'a (cc) teslim olmak; yalnızca ondan korkup her halimizi gözettiğini bilmeyi gerektirir. Allah'ın (cc) hükmü ile hükmetmeyi gerektirir. O'na (cc) tevekkül etmeyi gerektirir. Allah (cc) mülk ve makam verdiği zaman O’na kullukla şükretmeyi gerektirir. Allah'a (cc) tam güvenmeyi ve tam yönelmeyi gerektirir. Allah'ın (cc) şiarlarına saygı ve hürmeti gerektirir. Resulü’nün sevgisini her sevginin önüne geçirmeyi gerektirir. Resulü’nün emirlerini uygulamada gevşeklik etmemeyi ve gafil davranmamayı gerektirir. Sabretmeyi ve Allah'ın (cc) kazasına rıza göstermeyi gerektirir. O'nun (cc) yolunda gayret ve fedakârlığı gerektirir. İslam'ın hâkimiyeti için derde düşüp dine sahiplenmeyi gerektirir. Malı, canı dinin muhafazası için ortaya koymayı gerektirir. Şüpheli şeyleri terk edip helal gıda ile beslenmeyi gerektirir. Hatalara ve günahlara pişman olmayı gerektirir. Allah'ın (cc) emrine yapışarak kendi arzularını aradan çıkarmayı gerektirir. Din kardeşini kendisine tercih etmeyi gerektirir. Ahiret hayatını dünya hayatına tercih etmeyi gerektirir.

Allah'a (cc) teslim olmak; güzel ahlak ile ahlaklanmayı gerektirir.

 

Anlatılan bu hallere yabancı bir şey karışmazsa, teslim olmanın manası tam olur.

Teslim olmanın yollarını aramaya gelince: İnsanın, başına gelecek bütün belalara boyun eğmesi, sabırla onları yenmesi, demektir.

Allah bunları yapmayı cümlemize nasip eylesin. Âmin…