106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

GÜNCEL SORULAR/ DÜNYA NEYE BENZER?

Vehb bin Münebbih (ra) demiştir ki: İlk dirhem ve dinarlar basıldığında iblis aleyhillane bunları eline alarak öptü, önüne koyduktan sonra; “Sizleri helalinden kazanarak sevenlerin vay haline. Haram yoldan kazanıp sevenlerin de vay haline!”, dedi.

Adamın biri uzak bir yerden gelmişti. Rasulullah (sav) Efendimiz ona geldiği yerin topraklarından sordu. Adam geniş toprakları olduğunu ve bu topraklardan çok çeşitli nimetler elde ettiğinden bahsetti. Rasulullah (sav) Efendimiz;

“Bunları ne yapıyorsunuz?”, diye sordu. Adam;

Bunlardan çok çeşitli yiyecekler elde ediyoruz ve yiyoruz, diye cevap verdi. Rasulullah (sav) Efendimiz;

“Peki, bunun sonu nereye varıyor?”, buyurdu. Adam,

“Ya Rasulullah! Hepimizin de bildiği gibi idrar ve dışkı oluyor, diye karşılık verdi. Rasulullah (sav); “İşte dünyanın misali budur.”, buyurdu.

Allah-ü Teâlâ Rasulüne yaptığı sırlı vahiylerinden birinde şöyle buyurmuştu:

Ey Ahmed! Şayet bir adam, yerdekilerin ve göktekilerin kıldığı kadar namaz kılsa ve yine yerdekilerin ve göktekilerin tuttuğu kadar oruç tutsa sonra kalbinde riyaset ve dünyanın süslerine karşı zerre miktar dünya sevgisinden bir şey görsem, ahirette huzurumdan geçemez, mükâfat bulamaz.

Hasan Basrî Hazretleri şöyle demiştir: "Kulağıma geldiğine göre Hz. Peygamber ashabına şöyle demiştir: 'Benim, sizin ve dünyanın misali, bir kavmin misali gibidir ki bu kavim tozlu topraklı bir sahraya yolcu olarak çıkıyorlar. Yürüdükleri yolun mu daha fazla, yoksa kalan kısmın mı daha fazla olduğunu bilmedikleri bir durumda azıkları bitiyor. Hayvanları helâk oluyor. Çölün ortasında kalıyorlar. Ne azık var, ne binek... Kesinlikle yok olacaklarına kanaat getiriyorlar. Onlar bu durumda iken süslü bir elbiseye bürünmüş, başı yağlanmış birisi ansızın çıkıp yanlarına geliyor. Kendi aralarında diyorlar ki: 'Bu adam sulu, meskûn bir yerden pek yakın bir zamanda ayrılmış ve yakın bir yerden geliyor olsun.'

O adam onlara vardığı zaman şöyle dedi:

- Ey cemaat!

-Buyur! Ne diyorsun?

-Siz ne durumdasınız?

-Senin gördüğün durum üzerindeyiz!

-Acaba susuzluğunuzu kana kana gideren bir suya, yemyeşil bir bahçeye sizi iletirsem ne yaparsınız?

-Hiçbir şeyde sana muhalefet etmeyiz?

-Haydi, Allah ile sözlerinizi ve vaatlerinizi teyit ediniz! Onlar hiçbir hususta kendisine karşı gelmemek üzere ona Allah ile söz verdiler.

Kişi onları, susuzluklarını kana kana gideren suya, yemyeşil bir bahçeye götürdü. Orada Allah'ın dilediği zamana kadar kaldı, sonra şöyle dedi:

-Ey millet!

-Buyur!

-Göç vardır!

-Nereye?

-Sizin suyunuza benzemeyen daha güzel olan bir suya, bahçenize benzemeyen daha üstün bir bahçeye...

-Allah'a yemin olsun, biz bunu artık hiç elde edemeyeceğimiz zannına kapıldığımız bir anda elde ettik. Bundan daha hayırlı olan bir hayatı biz ne yapalım!

Onlardan bir grup da- ki az bir gruptu- şöyle dediler:

-Siz bu kişiye, hiçbir şeyde kendisine isyan etmeyeceğinize dair sözler ve Allah ile yeminler vermediniz mi? Bu kişi ilk konuşmasında sizinle doğru konuştu. Allah'a yemin ederim, sonunda da sizinle doğru konuşuyor!

Adam bu konuşmadan sonra kendisine tâbi olanlarla beraber gitti. Diğerleri geri kaldılar. Onlara bir düşman baskın yaptı. Sabahleyin kimi esir, kimi ölü olarak sabahladı!"

Halkın dünya ile nimetlenmesine, sonra dünyanın ayrılışına üzüldüklerine başka bir misal: İnsanların kendilerine verilen dünya hakkındaki durumları, bir evi hazırlayıp süsleten ve insanları tertip üzere evine davet eden bir kimsenin durumu gibidir. Biri onun evine girer ve girene, üzerinde buhur ve reyhanlar bulunan bir altın tabak ikram eder ki onu koklasın ve geriden gelenlere bıraksın. Onu alıp mülk edinsin ve götürsün diye takdim etmez. O kişi de bunu bilmediği için, ev sahibinin onu kendisine hediye ettiğini zanneder. Evden çıkınca bundan dolayı sıkılır, acı çeker. Fakat ev sahibinin âdetini bilen bir kimse ise, o tabaktan faydalanır ve sahibine teşekkür eder, onu kalp rahatlığıyla, göğsünün inşirahıyla sahibine geri verir. İşte dünya hakkındaki Allah'ın kanununu bilen bir kimse bilir ki dünya ziyafet evidir. İkamet sahiplerine değil, yolculara sebil edilmiştir ki yolcular ondan azıklansınlar. Nasıl ki misafirler yol kenarındaki vakıflardan yararlanıyorlarsa, onun içindekinden de yararlansınlar. Ona kalplerini bağlamazlar ki ondan ayrıldıkları zaman üzülmesinler.

İşte bunlar dünyanın, afet ve gailelerinin misalleridir. Biz “Lâtif” ve “Habir” olan Allah'tan hüsn-ü tevfikini, kerem ve hilminin yardımıyla talep ederiz!

 

Dünya Sevgisi Her Hatanın Başıdır

Bir gün Rasulullah (sav) oturmuş etrafındaki sahabelerle sohbet ediyordu. Bir ara Üsame bin Zeyd hariç bütün sahabeler ağladılar. Üsame bin Zeyd (ra) kalktı;

“Ya Rasulullah! Kalbim çok katı, bu durumumu size arz etmek istiyorum”, dedi. Rasulullah (sav) Efendimiz elini Üsame’nin göğsüne koyarak;

“Ey Allah’ın düşmanı, çık!”, buyurdu. Bundan sonra Üsame ağlamaya başladı. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Gözlerin donukluğu (ağlamaması) kalbin katılığından, kalbin katılığı günahların çokluğundan, günahların çokluğu ölümü hatırlamamaktan ve uzun hayaller peşinde olmaktan ileri gelir. Uzun hayaller peşinde olmak ise (aşırı) dünya sevgisindendir. Dünya sevgisine kapılmak ise her hatanın başlangıcıdır.” (Beyhaki)

Fudayl bin İyaz (ra) şöyle demiştir; “Bütün kötülükler bir evde toplanmış ve onun anahtarı da dünya sevgisi yapılmıştır. Hayrın, iyiliğin tümü bir evde toplanmış onun anahtarı da takva yapılmıştır.”

O halde dünya sevgisini kalbinden at ki Rabbinin katında yüce derecelere çıkasın.