106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANLARIN SOFRASI/ EŞREFOĞLU RÛMİ HAZRETLERİNİN GÖNÜL İKLİMİNDEN RIZKIN TEVZİİ

Bir defasında, Peygamber Hz. Musa Aleyhisselam Allah (cc)'a niyazda bulundu: "Ya Rabbi ahmaklara rızkı çok verirsin. Onlar da bunu boş ve faydasız yerlere harcarlar. Senin yolunda bulunmayı hiç düşünmezler. Akıllılar ise Senin verdiklerinden yine Senin yolunda harcarlar."

Şanı mübarek ve yüce olan Allah, Musa (as)'ya cevaben buyurdu ki: "Ya Musa! Akıllılar, rızkın Allah (cc)'tan olduğunu anlasınlar diye ahmaklara bol rızık veririm. Rızık her kişiye Benim takdir ettiğim miktarda gelir. Benim takdirimin dışında hiçbir kimse zerre miktarı dahi rızka nail olamaz."

O halde ey Müslüman kardeş, mademki rızık Allah (cc)'ın kefaleti altındadır ve ancak O'nun takdir ettiği miktarda gelir. Öyleyse sen de rızık hususunda endişe etme. Meşru ve helal yoldan sapma. Allah (cc)'ı unutacak şekilde dünyaya haris olma. Meşru ve helal kazancınla iktifa et. İhtiyaç fazlasını da Allah yolunda harcamasını bil. Zira sen bu dünyada asla baki değilsin. Bir gün gelecek mutlaka öleceksin. İşte o zaman sana, ancak burada Allah yolunda harcadıkların fayda verecek.

Vaktiyle, İbrahim Aleyhisselam zamanında bir kaç yıl kıtlık olmuştu. Buğday ve arpa denen şeyler pek nadir bir varlık hâline gelmişti. O devrin imansız zenginleri İbrahim (as)'e hiç aldırmazlar ve O'na asla yardım etmezlerdi Hâlbuki fakir halk açlıktan çok bunalmış bir durumdaydı. İbrahim (as) kendi kendine dedi ki:

"Burada bu imansızlar bize tahıl vermezler, satmazlar, sattırmazlar. Bari gideyim de diğer şehir ve kasabalardan biraz tahıl alarak gelip şu yoksullara dağıtayım..."

Ve öyle yaptı. Yük develerini alarak civar kasaba ve şehirlere tahıl aramaya gitti. Fakat imansız zenginler O'nun niyetini anlamışlardı. Hemen harekete geçtiler. Onlar da O'nun gittiği şehir ve kasabalara giderek oralardaki kişilerden tahıl almasına mani oldular. İbrahim (as) çaresiz eli boş olarak geri döndü. Ancak, gözlerini dünya hırsı bürümüş imansızlara karşı müşkül durumda kalmak da istemiyordu. Onun için yolda çuvallara kum doldurarak develere yükledi. Öylece şehre geldi. İmansızlar, O'nun yüklerinin dolu olarak geri dönmesine şaştılar. Çuvallardakilerin neler olduğunu öğrenmek için çocuklarını gönderdiler. Onlarda çuvalları yokladılar. Ellerine yumuşak gelince içindekilerin un olduğunu sandılar. Gelip büyüklerine öyle söylediler.

Diğer taraftan İbrahim (as)'da çuvalların içindekileri kimseye söylemedi. Hatta karısına bile. Nihayet akşam olunca karısına dedi ki: "Bu çuvallarda kum vardır. İmansızlara karşı müşkül duruma düşmemiş olmak için böyle yaptım. Zira gittiğim yerlerde imansızlar Bana tahıl satılmasına mani oldular. Ben de onları çatlatmak için dönüşte bu yola başvurdum. Kalk, şimdi gidelim, kimse görmeden çuvallardaki kumları götürüp dökelim..."

Kalktılar. Çuvalların bulunduğu mahale gittiler. Karısı çuvalın birisini açarak şöyle baktı. Onun içindekilerin kum değil un olduğunu gördü. Diğer çuvalları da yokladı. Onların içindeki de un idi. Bunun üzerine İbrahim (as)'a sordu: "Ey Allah'ın dostu, içinde kum olan çuval hangisidir?" İbrahim (as) dedi ki: "Çuvalların hepsi kum doludur." Karısı cevap verdi: "Ey Allah'ın dostu, bunların hepsi de unla doludur." Bunun üzerine çuvallara birlikte tekrar baktılar. Gerçekten, kudret-i ilâhi ile bütün çuvallardaki kumlar un olmuştu. İbrahim (as) ile karısı, Allah (cc)'ın bu lütfuna çok sevindiler ve O'na hamd-ü senalar ettiler.

Şanı mübarek ve yüce olan Allah'ın yardım ve inâyeti, hâlis mü'min kulları ile beraberdir. O, dilediğini yapar, dilediğini dilediği şekle sokar. Nitekim bu hususları dile getiren ayetlerde şöyle buyrulur: "Allah dilediğini yapar." (İbrahim,27) ve  "dilediğine hükmeder." (Maide,1)

Sen ey Müslüman kardeşim, kula kul olma. Daima Allah (cc)'a kul ol. Kendi elindekine veya fani varlıkların elindekilere güvenme. Ancak Allah'ın elindekine güven. Allah'ın rahmeti O'nun üzerine olsun, İmam Kuşeyrî der ki: "Hakiki bir tevekkülle tevekkül eden kimse, hacetini de yine Allah'tan diler, başkalarından dilemez. Tevekkül edenler, Allah'tan dilediklerini huşu ve tezellülle dilerler." Efendimiz (sav)'de bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: "Kişinin yediğinin en iyisi, kendi eliyle kazandığıdır."

Allah'ın rahmeti O’nun üzerine olsun, İmam Ca'fer Huldî der ki: "Bu hadisten murat, kişinin hacetini, isteklerini ve nafakasını Allah'a arz ederek almasıdır."

Allah'ın rahmeti O'nun üzerine olsun, Şeyh Şehabeddin Sühreverdî de şöyle der: "Kişi hacetini hacet vaktinde Allah'a arz etmelidir. Zira Allah'ın vermiş olduğu rızıktan daha helâl ve latif rızık olmaz. Şu var ki tevekkül edenlerin bazıları kendilerine fütuh geleceğini bilir, fakat Allah izin vermeyince almaz. Kimisi de fütuh gelince alır. Bunları bilmeye hacet yoktur. Zira Tevhid-i Efâle vasıl olup bütün kâinatta Allah'ın fiiline nazar ederler ve O'nun fiilinden gayrisini ıskat eylerler. İşte bu mertebe yüce bir mertebedir. Onlar gibi olan kimselerin sohbetleri Allah ile tamam olmuştur. Bunlar, kendi iradelerini Allah'ın iradesinde eritmişlerdir. Öyle ki çok kere kendi hallerini bile bilmezler."

Ey aziz kardeşim, eğer sen, esbaba tevessül ederek Allah'a tevekkül eylersen O,  hiç ummadığın yerlerden senin rızkını verir. Sana rızık kapılarını açar, seni telaş ve kaygılardan kurtarır. Görmez misin ki kuşlar bile karınları aç olarak sabahleyin yuvalarından kalkarlar, gezerler, dolaşırlar, esbaba tevessül ederler. Şu dağlardaki hayvanlara bak gör ki; ne samanları var, ne yemleri, ne ahırları, ne de ambarları. Fakat buna rağmen yine de geçinip gidiyorlar. Allah (cc) her birinin rızkını ayrı ayrı veriyor. Şu hususu iyice bilmeli ve inanmalıdır ki insanlar, cinler, vahşi hayvanlar, kuşlar, balıklar... hâsılı bütün canlılar hepsi de Allah'ın mahlukatıdır. Rezzak-ı Âlem olan Allah (cc) hepsinin de rızkını ayrı ayrı verir.

Mü'minler için tevekkül lüzumdur. Allah (cc)'ın vaadine inanmak ve sıkıca bağlanmak gerekir.

Ey aziz kardeşim, şu hususu kesinlikle bilmiş ol ki rızık hususunda Allah (cc)'a tevekkülü olmayan kişi ibadet halâvetini yani zevkini bulamaz. Rızık hususunda Allah'a tevekkülü olmayanlar, bir hayvan kadar bile olamazlar. Gerçekten bazı insanların bu hususta ne sabrı vardır ne de kanaati. Hâlbuki bir Müslüman, Allah (cc)'ın Rezzak-ı Âlem olduğuna inanmalı, esbaba tevessülden sonra Allah (cc)'a tevekkül etmelidir. Rızık hususunda Allah (cc)'a tevekkülü olmayanlar günlük hayatta rahat yüzü görmezler ve Allah (cc)'a olan kulluk vazifelerini yapamazlar.

Bir defasında, Musa Aleyhisselam Tur Dağı'na münacata gidiyordu. Yolda bir mecûsî (ateşperest) ile karşılaştı. Hz. Musa'yı gören mecusi sordu: "Nereye ya Musa?" Musa (as) dedi: "Allah'a münacata gidiyorum" Mecusi alay kabilinden dedi ki: "Öyleyse Rabbine söyle ki ben O'na tapmıyorum. Buna rağmen bana rızık veriyor. Eğer kudreti varsa benim rızkımı kessin."

Musa (as) Tur'a gitti. Rabbine münacatı yaptı. Geri döneceği sırada Allah (cc) kendisine hitaben buyurdu ki: "Ey Musa, o mecûsinin sana söylediklerini huzur-u ilâhime neden arz etmedin?" Musa (as) dedi:

"Ya Rabbi! Sen gizliyi de aşikârı da bilirsin. O mecûsînin densiz sözlerini huzur-u ilâhine arz etmeye utanırım"

Allah (cc) buyurdu:

"Ey Musa! Git ona ve onun gibilere söyle: Benim kullarım Bana kulluk etmekten arlanmış olsalar da Ben onlara rububiyetimi terk etmem. Bütün mahlûkatıma rızkımı veririm. Onlar ister Bana ibadetlerini yapsınlar, isterse yapmasınlar..."

Musa (as) geriye dönerken o mecûsî ile yine karşılaştı. Mecûsî Hz. Musa'yı görünce sordu:

"Ey Musa söylediklerimi Rabbine bildirdin mi?" Musa (as): "Bildirdim ey imansız!", dedi. Mecûsî sordu: "Rabbin ne cevap verdi?" Musa (as) dedi ki: "İnsanlar ister kâfir olsun, ister Müslim; ister salih olsun, ister fasık; Bana, ister ibadet etsinler, isterse bundan ayrılsınlar, Ben bütün mahlûkatın rızkını veririm. Zira onların hepsini Ben yarattım. Yine hepsinin rızıklarını vermek Bana aittir, dedi"

Mecûsî, Hz. Musa (as)'nın kendisine böyle bir cevapla geleceğini hiç beklemiyordu. Fakat Allah (cc)'ın cevabını duyunca şaşırdı, ağlamaya başladı. Daha sonra da: "La ilâhe illallah, Musa Kelimullah (Allah'tan başka ilah yoktur, Musa da O'nun elçisidir)" dedi ve Hak dinine girdi.

Şanı mübarek ve yüce olan Allah (cc), kendisini tanımayan bir putperestin rızkını bile verip dururken, esbaba tevessül eden hâlis bir Müslüman’ın rızkını neden vermesin? O halde ey aziz Müslüman kardeşim, sen rızık hususunda tasalanma. Dünyaya fazla hâris olma. Helal ve meşru kazancınla iktifa et. Mal, mülk ve dünya sevgisine de gönlünde asla yer verme. İhtiyaç fazlası dünyalığını muhtaç ve yoksullara dağıt. Allah (cc) senin rızkını daimi olarak verir. Sen esbaba tevessül edip O'na mütevekkil oldukça aç kalmazsın, dünyalık hususunda tasalanmana hiç mi hiç lüzum yok. Yeter ki senin niyetin halis olsun. Yeter ki sen kendi yanındakinden çok Allah (cc) katındakine güvenmiş ol. O, senin için mutlaka bir kapı açar ve seni aç bırakmaz.