106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ESMA-ÜL HÜSNA / EL-VELİ (cc)

  "Allah gerçek dosttur." (Şûra: 42/9)

Yardımcı ve dost, iyi kullarına dost.

"El-Veli" Kur'ân-ı Kerim'de 13 kere zikredilmiştir

"Allah inananların dostudur. Onları karan­lıklardan aydınlığa çıkarır." (Bakara: 2/257)

“Allah mü’minlerin dostudur." (Âl-i İmrân: 3/68)

O, övgüye lâyık velidir." (Şûra: 42/28)

"Allah muttakilerin velisidir. “(Câsiye: 45/19)

"Yoksa Allah'tan başka veliler mi edindi­ler? Veli yalnız Allah'tır.” (Şûra: 42/9)

"Allah dost olarak yeter." (Nisa: 4/45)

"Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulü’dür ve iman edenlerdir." (Mâide: 5/55)

"Sen bizim velimizsin, bizi bağışla ve mer­hamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (A'raf: 7/155)

"(Melekler de:) Sen yücesin, bizim dostu­muz onlar değil, Sensin, diyecekler." (Sebe': 34/41)

“Rableri katında onlara esenlik yurdu (Cen­net) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur." (En'âm: 6/127)

"Ey gökleri yerleri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!" (Yusuf: 12/101)

"Allah gerçek dosttur."( Şûra: 42/9)

Evet; Allah-u Teâlâ sevdiği kullarının dostudur. Onlara yar­dım eder, sıkıntıları, darlıkları kaldırır, ferahlık verir, hidâyet eder, dünyâca, ahiretçe iyi işlere muvaffak kılar, her çeşit ka­ranlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır, gönüllerini nurlandırır, bu sayede o gönüller, hayâtı bugünün dar çemberi içinde sıkı­şık görmezler, ezellere, ebetlere uzanır; ezellerin, ebetlerin hâkimi bulunan Allah-ü Teâlâ'yı bilir, birliğini tanır, ancak O'na kul olmak şerefiyle, yerin ve göklerin esrarından nice hikmetlere ererler. Allah dostlarının kulağı da nurludur, gözleri de, işittikleri, gördükleri her şeyden ibretler sezer, yüzleri de nurludur; onları görenler Allah'ı hatırlarlar.

Allah dostları, Allah'tan başka dost tanımadıkları ve Al­lah'ın rızasına muhalefetten korkup korundukları ve Allah'tan başka hiç kimseden korkuları veya bekledikleri olma­dığı ve Allah da kendilerine dost olduğu için, artık onlara ne korku vardır, ne de hüzün. Onun için herkesin korktuğu zaman onlar korkmazlar, herkesin tasalandığı zaman onlar tasalan­mazlar. Allah'ın vaadi böyledir. Allah'ın sözünü değiştirecek, hükümden düşürecek, mesela, Allah'ın korkma, mahzun olma dediğini korkutup mahzun edebilecek hiçbir hâkim kuvvet bulunmayacağı gibi, Allah-ü Teâlâ'nın kendisi de asla vaadinden dönmez, sözünü yerine getirir.

Adamın biri bir gün, Mümşâd Dîneverî Hazretlerinin huzuruna geldi, derdi, tasası vardı: “Ey âlem şeyhi, dedi, bana dua et!”

Şeyh Hazretleri yanağına tombul bir gülücük kondu­rup dedi ki:

“Ey kardeş! Git Allah'ın mahallesine yerleş, o za­man benim duama ihtiyacın kalmaz.”

Adam hayretle bir nida koyuverdi:

“Allah’ın mahallesi de neresi?”

Şanlı veli:

“Senin, dedi, senlikten soyulduğun, Hakk ile kaim olduğunu anladığın yerdir! Yani Allah dostluğuna gönül açtığında her iş tamamdır.”

 

Bilirsiniz ki sevenler sevdiklerinin ismini dillerinden düşürmezler. Maşuk Allah-ü Teâlâ olunca, âşık O'nsuz du­rabilir mi? Ve O'nun yoluna canla başla koyulmaz mı? Kur'an-ı Kerim’in beyanıyla, “Vallâhü veliyyü'l mü'minîn = Allah müminlerin dostudur.”  Sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en lâyık olan da elbet O'dur.

Ey can âleminin kuşu! Ben sana ne diyeyim? Sen ka­nadını dost yolunda vur ve ondan başka dost arama...

Bir gün, bir adam, sultan velilerden Sırrı Sekatî (ks) Hz.lerinin kapısına geldi ve kapıyı güm güm çaldı. Sırrı Sekatî Hazretleri sordu:

“Kimdir o?”

Kapıdaki adam cevap verdi:

“Aşığın birisi!”

Ay yüzlü mânâ pîri yaman bir âh etti de dedi ki:

“Git adam işine! Eğer gerçekten âşık olsaydın, Benim kapımda ne işin vardı... Âşık olan hep Rabbi ile ülfet eder. Ve Rabbinin emrinde olur.”

Sonra ellerini Allah'ın hacet kapısında açıp hıçkırdı:

“Ya Rabbi, Ya Rabbi! Bu kişiyi hep kendin ile meşgul et ki başkaları ile sohbete mecal bulamasın!”

Kapıdaki adam birden değirmen taşları gibi döndü, döndü. Ve gönlüne feyiz ırmaklarının aktığını gördü ve bundan sonra mest bir halde gezdi...

"Rasulü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünneti Seniyyesinin membaı üçtür: Akvali, ef'ali, ahvalidir. Bu üç kısım dahi, üç kısımdır: Feraîz, nevafil, âdât-ı hasenesidir."

Akval, Allah Resulü’nün (sav) sözlü emir ve tavsiyeleri;

Ef’al, yaşayışıyla, yaptığı işlerle fiilen verdiği dersler;

Ahval (haller) ise, Onun o mukaddes ruhunda yer etmiş her türlü güzellik ve üstünlüktür.

Üç guruba ayrılan bu sünnetlerin her birisi insana bir başka gü­zellik verir ve onu Allah'ın muhabbetine mazhar kılar.

Bunlar içerisinde de en kıymetli olanı, ahvale taalluk eden sün­netlerdir, Allah Resulü’nün (sav) haliyle hallenmektir. İhlâslı olmak, halkın değil Hakk'ın rızasını gözetmek, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık beslemek, kin tutmamak, affedici olmak, öfkesini yutmak, mütevazı olmak bu sünnetlerden sadece birkaçıdır.

Şu var ki Allah Resulü’nün (sav) haliyle hallenmenin yolu, diğer iki gurup sünnete tam uymaktan geçiyor Veli, ibadet ve taatleriyle Allah'ın dostluğunu kazanan kimsedir. Bu isme mazhar olan kulunu, Cenab-ı Hak korur, gözetir; onu bir an bile nefsiyle baş başa bırakmaz.