106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

KISSADAN HİSSE

Varlığın Bilmeye Ne Hacet Kürreyi Âlem İle

Yeter İspatına Halk Ettiğin Bir Zerre Bile…

Abdullah bin Mübarek Hazretleri, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve;

'Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdüğünde Allah-ü Teâlâ’nın ibadet ve marifetine nasıl erişir?' dedi. Sonra kendi kendine;

''Gideyim, ona Allah-ü Teâlâ’yı tanımakta bir mesele öğreteyim'' deyip, çocuğun yanına geldi ve:

-Evladım, Allah-ü Teala'yı bilir misin, buyurdu.

Çocuk:

''Kul nasıl sahibini bilmez'' dedi.

-Allah-ü Teala'yı ne ile biliyorsun?

-Bu koyunlarımla.

-Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin?

-Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lazımdır. Bundan anladım ki kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kadir olan, Allah-ü Teâlâ’dan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allah-ü Teâlâ’yı, böylece bildim.

-Allah-ü Teâlâ nasıl bilirsin?

-Hiç bir şeye benzetmeden bilirim.

-Böyle olduğunu nasıl bildin?

-Yine bu koyunlardan...

-Nasıl?

-Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allah-ü Teâlâ’nın elbette kullarına benzemeyeceğini anladım.

Abdullah bin Mübarek Hazretleri:

-İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi, buyurdu.

Çocuk:

-Ben bu sahralarda, nasıl ilim tahsil edebilirim, dedi.

-Peki, başka ne öğrenmişsin?

-Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.

Gönül ilmi şudur ki bana kalp verdi ve kendi marifet ve muhabbet yeri eyledi ki, bu kalp ile O'nu bileyim. O'nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım.

Dil ilmi şudur ki bana dil verdi ve dili zikretmek, O'nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O'nu hatırlatanları dile getirmeyi, O'ndan bahsetmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îma etti.

Beden ilmi şudur ki bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O'na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

Abdullah bin Mübarek Hazretleri, bunun üzerine:

“Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin Bana bu öğrettiklerindir!” dedikten sonra:

Ey oğul, bana nasîhat ver, buyurdu.

-Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünya için öğrenmişsen, Cennet'e kavuşamazsın, dedi.

 

 

Allah-ü Teâlâ Zülcelâl Hazretleri, emsalsiz bir surette yaratmış olduğu insana, mükemmel bir idrak, feraset nuru ve gönül genişliği vermiştir. Bu lütfu ilahiyeler ile insan çok derin bir anlayışa sahiptir. Kıssamızda bahsi geçen çoban, hiçbir ilmi mütalaası olmadığı halde, bu idrak ve kavrayış ile Cenab-ı Hakk’ın azametini, marifetullahı, kalbin ehemmiyetini ve Allah’ın kulları üzerindeki tasarrufuna vakıf olmuştur. Bizler de bunları iyi anlamalı, mahlûkata gaflet ile değil de Cenab-ı Hakk’ın kuvvet ve kudretinin bir delili olarak ibret nazarıyla bakmalıyız. Zira bütün bu varlıklar, Allah’ı zikreder, tasdik eder. Bizler, nakşa bakarak o nakşın sahibi olan Mevlayı Zülcelâl Hazretlerini tefekkür etmeli ve kulluğumuzun gereklerini yerine getirmeliyiz. Zira bu anlayış vesilesiyle dağdaki bir çoban dahi Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin varlığını böylesine idrak etmişken, bundan yoksun kalmanın bir bahanesi yoktur ki Rabbimiz, siz bildiğinizle amel ederseniz, Ben size bilmediklerinizi öğretirim, buyurmuşken…