106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

DERVİŞLİK YOLU / DERVİŞLİKTE NAMAZ

Bir kimse maneviyat ehli bir mürşid-i kâmilin terbiyesi altına girerek Tasavvuf yoluna süluk ettiği vakit, evvela şeriatını tam oturtması gerekir. Zira şeriat olmadan tarikat olmaz. Bunun için de evvela namazlarına büyük bir ihtimam göstermeli, farzların yanında nafile namazlara da devam etmelidir. Ancak namaz kılarken, namazın asli olarak ifade etmiş olduğu manaya erişmeyi, huzuru kalp ile namazını eda edebilmeyi kendine gaye edinmelidir. Zira namaz Allah’a açılan bir kapı, Rasulullah (sav) Efendimizin ifadesiyle; “Müminin miracıdır.” Namazın tarikat âlemindeki manası: “Kalbin, sonsuz huzurda kalmasını temindir.”

Anlaşılacağı gibi, en önemli iş, kalp namazıdır yani namaz kılarken kalbimizin o gafletten sıyrılmış tamamen namaza odaklanmış olmasıdır. Çünkü namaz kılan yaratanı ile münacat eder. Münacatın insan varlığındaki yerine gelince, kalptir. Kalp gafil olursa, kılınan namazın manevi değeri ölür. Zahirdeki duyguların namazdan alacağı huzur da kaybolur. Çünkü kalp asıldır; geri kalan ona tabi olur. Bunu da şu hadisi şeriften anlamaktayız: “Âdemoğlunun cesedinde bir et parçası bulunur. O iyilik bulunca, bütün ceset, salâha erer. O kötü olunca, bütün varlık iyiliğini yitirir. Ayık olunuz! O et parçası kalptir.”

Bayezidi Bistami Hazretlerini çocukluğu döneminde âlimlerden bir zât çok sevmiş, zekâ ve anlayışını ölçmek için;

“Güzel çocuk, namaz kılmasını biliyor musun?” diye sormuş.

Bâyezid-i Bistâmî (ks) Hz.leri de:

“Evet, Allah dilerse, becerebiliyorum” cevabını vermiş.

O âlim zât:

“Nasıl?”, diye sormuş.

Bâyezid Hazretleri de:

'Rabbimin emrini yerine getirmek üzere tekbir alıyor, Kur'an-ı Kerim’i tane tane okuyor, ta'zim ile rükuya gidiyor, tevazu ile secde ediyor, vedalaşarak selam veriyorum, dedi. O zat bu tarife hayran kalarak:

“Ey sevimli ve zeki çocuk! Sende bu fazilet ve derin anlayış varken, insanların gelip başını okşamasına niçin izin veriyorsun?” diye sordu.

Bâyezid Hazretleri, bu soruya da yaşından umulmayacak hakimane bir cevap verdi. Buyurdu ki:

“Onlar Beni değil, Allah-ü Teâlâ'nın Beni süslediği o güzelliği mesh ediyor, okşuyorlar. Bana ait olmayan bir şeye dokunmalarına nasıl mâni olabilirim.”

 

Bizlerde kendimizi namaza maddi ve manevi olarak hazırlamalı, yaptığımız secdenin, durduğumuz kıyamın, rükunun, selamın şuurunda olmalıyız. Bunun için de takva üzere hareket etmeliyiz. Zira mürid derslerini çektikçe, usül ve edeplere riayet ettikçe, elde edeceği manevi telakki neticesinde doğrudan namaza karşı hassasiyeti artacaktır. Abdestine daha hassas, elbisesine daha özenli olacak; dışa yansıyan bu güzellik gönlünde husule gelen heyecan ile birleşecektir. Müridin Allah’a yakınlığı arttıkça, kalbindeki masiva kaybolacak; böylece zamanla gaflet ile kılınan namazların yerini, gözyaşlarıyla okunan kıraatler ve tarifi imkânsız hazlarla dolu kılınan namazlar alacaktır.

Cennet Mekân Üstadımız namaza çok önem verir ve sık sık namazın büyüklüğünü vurgulayarak şöyle buyururdu:

“Namaza gevşek davranmayın, devamlı abdest alın. Namaz vuslattır. Allah’ı sevmeye, yönelmeye, kavuşmaya en yakın an namazdır. Nafile namaz kılarken istediğiniz sureyi okuyun! Ne kadar uzun okursanız o kadar makbul olur!

            Eğer sizler de kıldığınız namazların, yaptığınız ibadetlerin sevabını Peygamber (sav) Efendimize, diğer peygamberlere ve Allah dostlarına hediye ederseniz; kıldığınız namaz arz olunur ve size yedi yüz misli sevap verilir. Siz vefat ettikten sonra size şefaat edilir. Cennet-i Ala’da sizleri kendi makamlarına çağırırlar, izzet ve ikramda bulunup şöyle derler;

            “Allah senden razı olsun! Sen dünyada iken beni hiç görmediğin halde; bana yaptığın ibadetlerinin sevabını hediye ettin. Ben de seni ona karşılık makamıma misafir ettim. Buyur! Gönderdiğin sevap kadar buradan faydalan” derler.

            Bu şekilde sevabını hediye ettiğin ne kadar mübarek zât var ise; hepsi tek tek çağırır, misafir eder. Sizler de inşallah buna dikkat ederseniz.

            Namaz kılarken, nefis ve şeytan size çeşitli vesveseler verir. “Kapı açık mıydı? Arkadan biri mi geliyor? Veya (kadınlara) çocuğun üstü mü açıldı? Gibi…”

            O anda, “Ben Rabbimin huzurundayım” diyerek o vesveseyi engellemeliyiz. Namazda ayetleri kulağımızın duyacağı kadar sesli okursak muhakkak vesvese azalır. Şeytanı Lâin size bir secdede, bir de dua anında vesvese veremez. Namazı kıldıktan sonra, “Benim namazım olmadı.” diye hüküm vermeyin. Namazınız sahihtir ancak derece derecedir.”

            Mevlana Hazretleri biz müridlere namazda yakalamamız gereken gönül muhabbetini ne güzel ifade ederler:

“Namaza gel ve Cenab-ı Hakk’a tazarru, niyaz eyle diye kulu, her gün beş vakit müezzin davet eder. Hazreti Peygamber, ‘rükû ve sücud’, Hak kapısında vücut halkasını vurmaktır, buyurmuştur.”

“Her kim (namaz kılarak) o kapının halkasını vurursa, onun için bir devlet ve saadet baş gösterir.”

“Ey delikanlı, o yüksek yola ilerlemek ümidiyle, mihrap önündeki mum gibi kıyam ederek, daima namaz kıl.”

Tekbirin manası, “İlahi, biz Senin huzurunda kurban olduk.” demektir.

Kurban kestiğin vakit, “Allah-ü Ekber” dersin. Öldürülmeye layık nefsin zebni sırasında da öyle ediyorsun. Namaz kılanın cismi İsmail, ruhu da Hazreti Halil gibidir.

Ruh, Allah-ü Ekber demekle cismin zebhine tekbir getirmiş olur. Namaz kılanın cismi Bismillah demekle, namazda yarı boğazlanmış sonra da şehvetlerden, haramlardan arzusu kesilerek ölmüş ve kurtulmuş olur…