106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MUHİDDİN İBNİ ARABİ HZ.LERİNDEN NASİHATLER

ZİKRULLAHIN BEREKETİ

Size, kendi içinizde ve topluluklar arasında gizli-açık daima Hakk'ı zikretmeyi tavsiye ederim. Zira Yüce Allah (cc) şöyle buyurur:

“Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.” (Bakara;152)

Demek ki kulun zikrinin karşılığı, Allah'ın kulunun zikretmesidir. Hangi sıkıntı ve keder, kul için günahtan daha zararlı olabilir? Efendimiz (sav) sıkıntı içinde bulunduğu zamanlarda; “Her halükârda Allah'a hamd olsun.” diye dua ederlerdi. Bolluk ve genişlik içinde olunca da: “Fazlından ve ihsanından bol bol nimetler ihsan eden Allah'a hamdolsun.” diye hamdlarını arz ederlerdi.

Sen de kalbini her zaman zikirle uyanık tutarsan, zikrin nuruyla kalbin nurlanır. Bu nur sana keşif kapısını açar. Zira eşyanın hakikatine vukuf ancak bu nurla hâsıl olur. Bu keşif hali zuhur edince peşinden hayâ duygusu seni kaplar. Hayâ duygusunun alâmeti, yakınlarının, saygı duyduğun şerefli kimselerin yanında hayâlı ve edepli davranmandır. İman, insana Hak Teâlâ'ya karşı hürmet ve tâzim duygusu verir. Sözümüzün doğruluğunu ancak mümin olanlar anlar. Nasihatimiz Allah-ü Teâlâ'ya teslim olmuş, gönlü Allah'a bağlı ve Allah'tan gelene sabırla boyun eğmiş imanlı müminleredir. Hadis-i kutsi de Cenab-ı Hak şöyle buyurur;

“Kulum Beni zikredince Ben onunla beraber olurum. Beni kendi içinde zikrederse Ben de onu zatımda zikrederim, bir topluluk içinde zikrederse, Ben de onu topluluğundan daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim.” (Buharî)

Kur'an-ı Kerim'de mağfiret olunup büyük bir ecre nail olacaklar belirtilirken; “Allah'ı çok zikreden erkekler ile çok zikreden kadınlar...”(Ahzâb;35) onların arasında sayılmıştır.

Çok zikir, zikr-i daimidir; yani Allah'ı hiç hatırdan çıkarmamaktır.

 

MÜNAKAŞADAN KAÇINMAK

Kardeşim dini hususlarda cedel ve münakaşadan sakın. Çünkü cedelde kişi ya hakkı savunur veya Hak olan bir şeyi iptal için çalışır. Münazara toplantılarında günümüzün fakihlerinin yaptığı budur. Bunu yaparken de niyetleri ve bir nevi zihin jimnastiği yapıp, düşünceleri düzene sokmaktır. Yani doğru düşünce şekline ulaşmak. Bu durumda münazaracı inanmadığı bir görüşü iltizam (bir tarafı tutma) edip, arkadaşının Hak olan fikrine karşı çıkar. O fikrin Hak olduğuna kendisi de inanır. Bu durumda nefsi onu şöyle diyerek hile ile aldatır: “Biz bunu ancak birbirimizin düşünce şeklini düzene sokmak için yapıyoruz, yoksa batılın doğruluğunu ispat için yapmıyoruz. Bilmez ki Yüce Allah her konuşanın yanındadır. Hem avamdan olan kimseler onların konuşmalarını dinleyip batılın galip geldiğini görür ve savunucusunu da fakih bir kimse olarak tanır da burada duyduğu ile amel ederse, bu durum batılı savunan kimse için günah olmaz mı? Elbette olur. İşte bu sebepledir ki Efendimiz (sav):

“Haklı da olsa münakaşayı terk edene Cennet’in köşesinde bir köşk verilmesine Ben kefilim. Yine şakada olsa yalanı terk edene Cennet’in ortasında bir köşk verilmesine kefilim” buyurmuşlardır. (Ebu Davud)

Batıl bir şeyi savunmak da bir nevi yalan konuşmaktır. Peygamber Efendimiz (sav) de latife yapardı; fakat doğruyu konuşurdu.

 

MUSİBETLERE KARŞI SABIRLI OLMAK

Ey kardeşim! Başına gelen musibetler sebebiyle üzülüp sızlanma. Bu musibetler mal ya da aile fertlerine gelebilir Böyle bir durumda şöyle de: “Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.” (Bakara,156)

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh gibi sen de şöyle söyle:

“Bana bir musibet isabet edince onda Allah'ın Bana olan üç nimetini görürüm;

1-Hamdolsun dinime ait bir musibet değildir.

2-Başa gelenden daha büyüğü olabilirdi; ama şükür Allah'a ki bununla Benden daha büyüğünü giderdi.

3-Yaptığımız işlerde kusurları örten bir kefaret oldu.

Unutma ki dünyada müminin başına gelen musibetler çoktur. Çünkü Allah-u Teâlâ, mümini tertemiz yapmak ve bu şekilde huzuruna kabul etmek istiyor. Onu dünyada işlenmesini takdir ettiği muhalefet pisliklerinden arındırmayı murad ediyor. Böyle olunca çoğu zaman müminin başına musibet gelmesi kaçınılmazdır. Bu hususta Efendimiz (sav)’den şu hadisi şerif rivayet edilmiştir:

“Mümin taze bir ekin gibidir. Rüzgâr onu bazen eğer bazen onu doğrultur. Kuruyuncaya kadar böyle devam eder.” (Buharî)

 

Ey mürid!

Daima, ihsan makamına uy. Çünkü ihsan, Allah'tan hayâya, utanmaya ve ihsan dolu gönülde Allah'ın büyüklüğünün tecellisine sebep olur. Cibril-i Emin Hazretleri Peygamber Efendimize, “İhsan nedir?”, diye sorduğunda, Peygamberlerin en üstünü, “Allah'ı görürcesine ibadet etmendir.” cevabını verdi. İşte ihsan makamının bu mertebesi, Yani Allah'ı görürcesine ibadet, ihsan halini kazanmış bir mü'min kalbinde, Allah'ı tazim tecellisini doğurur. Bu cevaptan sonra da Peygamber Efendimiz; “Sen Allah'ı görmezsen de O seni görür.” buyurdular. İhsanın bu mertebesi de, müminin Cenab-ı Hakk'tan hayâ etmesini sağlar. Hz. Peygamber, “Hayâ baştanbaşa hayırdır.” dediğine göre, bir müminde hayâ bulunursa, o mü'min de fenalık bulunmaz. Ve gönlü hayâ kaplayınca, böyle bir gönül sahibi, dünya ve ahirette fenalık görmez. Hayâ sahibi, kimseye ululuk taslamaz ve tahakküm iddiasında bulunmaz. Haydi sen de; ihsan makamının bu iki yüce sıfatını kazanmaya çalış ve yönün hep bu makam olsun...

Ey Mürid!

Seher vaktinde istiğfar ve zikre devam et. İstiğfar, hemen günahın ardından gelirse onu mahveder ve olmamışa çevirir. İbadet ve ihsandan sonra olursa nur üstüne nur, sevinç üstüne sevinç olur. Allah'ı zikretmek ise kalbi dağınıklıktan, her parçası bir yerde olmaktan, perişanlıktan kurtarır ve bir noktada, bir hedefe yönelmiş olarak toplar ve gönlü sıkıntıdan kurtarır, onu sevinçle doldurur. Zikirden usanırsan Kuranı Kerim'den oku. Ama okurken manasını düşün ve tevhid ve tenzihe dair ayeti kerimelerle Allah'ı an ve tazim et. Hayır ve korkutuşu taşıyan yüce ayetlerde ilahi rahmeti iste ve azap bildiren ayetlerde Allah'ın koruyucu ismine sığın, geçmiş ümmet olaylarının açıklandığı ayetlerden de ibret al. Evet, gerçekten Kuran'ın taşıdığı hesapsız mananın çokluğu ve çeşitliliği sebebiyle okunuşundan kimseye usanç, melâl ve sıkıntı gelmez...