106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜ'MİNE ANNELERİMİZ / ÜMMÜ EYMEN (r.anha)

“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle Ben, Cennet’te şöyle yan yana bulunacağız." (Müslim)

 ÜMMÜ EYMEN (r.anha)

Kâinatın en güzel yetimini koruyup gözetleyen sadakat timsali bir hanımefendi…

Ümmü Eymen, Fahr-i Kâinat Efendimizin babası Abdullah’tan kalan emaneti, “Annemden sonra annem” diye hürmet ve iltifat ettiği dadısıdır. Hayatta iken Cennet’le müjdelenen, çilekeş bir hanımefendidir.

O, küçük yaşta ailesinden koparılarak köle pazarlarında satılmış, Hz. Abdullah’a köle olmuştur. Hz. Abdullah’ın ve Hz. Âmine’nin vefatına katlanmış, Kâinatın Efendisi’ne hep annelik etmiştir. Bu nedenle vefa örneği, Fahri Kâinat Efendimiz, “Annemden sonra annem” diyerek O’na özel ihtimam göstermiştir. Ancak 640 yılında Sevgililer sevgilisinin vefatına fazla dayanamayıp Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Bir gün Hz. Amine, hem eşinin kabrini, hem de akrabalarını ziyaret etmek maksadıyla Ümmü Eymen ile birlikte Medine’ye gittiğinde yaklaşık bir ay kadar Ebva köyünde kalmıştı. Ancak Medine’den dönüşlerinde Hz. Amine’nin vefat etmesi üzerine Ümmü Eymen, Peygamber Efendimizi alarak Mekke’ye döndü. Gözyaşları arasında dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti.

Ümmü Eymen (r.anha) ilk Müslümanlardandı. Onların çektiği sıkıntıları, çileleri O da çekti. Fakat asla imanından taviz vermedi. Vermezdi de. Çünkü Sevgililer Sevgilisine gönül vermişti…

Osman b. Kadım anlatıyor:

Ümmü Eymen (r.anha) hicret ederken Rahva’nın (Mekke ve Medine arasında  bir yer) berisinde bir yerde geceledi. Çok susamıştı. Yanında hiç su yoktu. Ayrıca O, o günü oruçlu geçirmiş ve çok sıkıntı çekmişti. Birden O’na gökten beyaz bir ip ile bir kova su sarkıtıldı. O da onu doya doya içti. Kendisi, “O hadiseden sonra hiç susamadım. Çok sıcak günleri oruçlu geçirdiğim halde yine de susamadım.” demiştir.

O, önce Hazrecoğullarından Ubeyd İbni Zeyd ile mesud bir hayat yaşıyordu. Eymen isimli çocuğu bu eşinden dünyaya gelmiştir. Bu nedenle asıl adı Berke olduğu halde, oğlunun adıyla anılmış, “Ümmü Eymen” künyesiyle meşhur olmuştur. Huneyn savaşında kocası şehit düşünce dul kalmıştır.

Her halükarda Ümmü Eymen Allah Resulü’ne büyük bir muhabbet besliyordu. Rasululah (sav) da O’nu çok seviyordu ve evlendikten sonra da sürekli evinde O’nun ziyaretine gidiyordu. Dolayısıyla iman ettikten sonra da hiçbir zaman Rasulullah’ın ve nübüvvet hanedanının yanından ayrılmamış ve onlara hizmette kusur etmemiştir. Bundan dolayı da defalarca Rasulullah’ın (sav) sevgi ve övgülerine mazhar olmuştur. İlk eşi şehit olduktan sonra, “Kim Cennetlik bir kadınla evlenmek istiyorsa, Ümm-ü Eymen’le evlensin” buyurmuştu.

Ümmü Eymen (r.anha) bu müjdeli haberi duyunca sevincinden gözyaşlarını tutamadı. Cennetlik olmak ne büyük bahtiyarlıktı. Hem de bu haberi Hatemen Nebi’nin mübarek ağzından duymak… Evlenmeyi düşünmediği halde, Rasulullah (sav)’ın sözüne ezelden eyvallah demişti.

Sahabeler kuvetli imanın getirdiği feraset sahibi kimselerdi. Hemen bu teklifi yerine getirilmesi gerektiğini biliyorlardı. Bu teklifin cevabı aynı teslimiyet timsali Allah Rasulü’nün evlâtlığı Zeyd’den geldi. Zeyd İbni Hârise (ra) genç idi. Ümmü Eymen (ra)  yaşlı bir hanım olmasına rağmen sırf Hakk’ın Habibi’nin sözü yerine gelsin diye evlendi.

Efendimiz fedakâr dadısını genç sahabesi Zeyd’e nikâhladı. Niyet hayır olunca akibet hayır olurmuş. İşte bu evlilikten İslâm’ın genç ve yetenekli kumandanı Üsâme bin Zeyd (ra) dünyaya geldi. Oğlu Üsame bin Zeyd’i öyle bir yetiştirdi ki daha on sekiz yaşında iken İslam ordularına kumandanlık etmiş ve meşhur bir kumandan olmuştu.

Allah’a ve Rasülü’ne gönül vermiş bu canlar, hem canları hem malları hem de evlatlarıyla hizmet ediyorlardı. Nitekim Ümmü Eymen de öyle yapmıştı. Savaşlarda Allah’ın Habibi’ni yalnız bırakmamıştı. Yaşlı ve kadın olmasına rağmen cepheden cepheye koştu. Yaralıları tedavi etti. Su taşıdı. Hatta Hayber Gazasında su dağıtırken oğlu Eymen’in şehitliğine tanık oldu. Kocası Zeyd, Mute’de, İslam ordusu kumandanı olarak katıldığı savaşta şehit düştü. Böylece İslam uğruna hem oğlu hem de ikinci eşini de şehit verdi.

 O gözü pek, cesur, kahraman bir iman fedaisi idi. Allah ve Rasulü yoluna hayatını ortaya koymuştu .Uhud Harbinde okçuların Rasulullah’ın emrine itaat etmeyerek yerlerini terk etmeleri sonunda, bozguna uğrayan ve Uhud´dan kaçarak Medine’ye gelen Müslümanların yüzlerine toprak  saçmıştı. Ve onlara:

- Burada öreke var! Bari onu al da iplik bük! Getir, ver kılıcını Bana! Kadınlarla Uhud’a gidip Ben çarpışayım, diyerek serzenişte bulundu.