106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ABDULLAH BABA (KS)'NIN HAYATI / MÜRŞİDİ KAMİL OLMANIN EHEMMİYET VE ÖNEMİ

   Mürşidi kamil; akıl ve nefis bakımından külli ve cüzi bütün mertebeleri aşan ilahi isim ve sıfatları kendisinde toplayan ve bu isim ve sıfatların tecellilerine mazhar olan kimsedir. Gerekli olan bütün makam ve derecelere ulaştıktan sonra insanları terbiye ve irşat etmek için yüce Allah’ın yeryüzünde halife olarak görevlendirdiği kimsedir. Peygamber Efendimiz (sav),

 

            “Peygamber ümmeti içerisinde nasılsa, şeyh de kavmi içinde öyledir.” (İbni Hübban) buyurmaktadır.

            Üstadımız, sultanımız, Asrımızın Manâ Güneşi Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri kamil bir zatın mühim özelliklerinden bahsederken şöyle buyurdular;

            Mürşidi kamil olan zatlar kabirde çürümezler, mürşidi kamil olan zatlardan bazıları, Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin Cemal sıfatına mazhar olurlar bazıları da Celal sıfatına mazhar olurlar. Öyle ki Celal sıfatına mazhar olan evliyanın kabirlerinin yerini dahi değiştiremezler. Mürşidi kamil zat kendisine müntesip olan kişinin son nefeste kelimeyi şahadet söylemesine, imanlı gitmesine vesile olur. Rabbimiz Bana vesile ile gelin buyuruyor. Allah (cc) ve Peygamberler (as) arasında Cebrail (as) vesile oldu, Peygamber (as) de Allah (cc) ile insanlar arasında vesile oldu, Efendimiz (sav) hadisi şeriflerinde;

             Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki hiç şüphesiz, Allah-û Zülcelâl’ın en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır” (Beyhaki) buyurmuştur.

Bu fasılda Üstadımız, mürşid-i kamil olmanın kendisine uyanlara ne gibi bir şahsiyet kazandıracağı hakkında, Rabiatül Adeviyye (ks) ile Hasan Basri (ks) Hz.lerinin arasında geçen bir hadiseyi anlatarak, kamil mürşidin Hak Teâlâ katında ulaştığı mertebelerin ehemmiyetine işaret etmektedir. Buyuruyor ki:

Mürşid-i kâmilin Allah (cc) katındaki kıymet ve değeri ile ilgili bir başka hadiseyi daha anlatalım inşallah:

            Bir sohbetlerinde Hasan-ı Basri (ks) “Nasıl ki erkeklerin aslanları varsa, dişi aslanlar da vardır.” dedi. “Kimdir bu dişi aslan?” diye sorulunca, o da dişi aslanın Rabiatül Adeviyye olduğunu söyledi. Bunun üzerine, zamanın şeyhleri ve mürşitleri Rabiatül Adeviyye'nin evine ziyarete geldiler. Rabiatül Adeviyye'nin evi o kadar mütevazı idi ki, dünyalık birkaç parça eşyadan başka hiç bir şey yoktu. Evinde ışık dahi bulunmamakta, karanlık bir yerdi. Gelen ziyaretçiler, Rabia anamızı tebrik edip, bu makama nasıl geldiğini soracaklardı. Hasan-ı Basri o karanlıkta:

“Sen sağa, sen sola, sen de buraya otur” diyerek, herkesi yarım ay şeklinde topladı.

            Bundan sonra:

            “Mallarınız, çocuklarınız sizin için birer fitnedir.”(Teğabün /15)

“Sakın ola ki mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın (cc) zikrinden alıkoymasın” (Münafıkun /9), ayetlerini okuyarak sohbete başladı. Çeşitli ayet ve hadislerle Allah’ı (cc) sevmenin yollarını anlattı. Daha sonra sözü Rabia Anamıza bıraktı. O mübarek kadın da:

             ─ Herkes sevdiğinden bahseder. Ben Allah-ü Teâlâ Hazretlerini öyle seviyorum ki Muhammed’ül Mustafa’ya dahi kalbimde yer kalmadı” deyince, orada bulunanların hepsi “Allah, Allah” diye hayıflanıp ağlamaya başladılar.

            Rabiatül Adeviyye (r.anha)’ın sözlerinden anladığımız O’nun hem Resulullah’ta hem de Allah-ü Teâlâ da fani olduğudur.

            Hasan-ı Basri, kadınları irşat edecek, onlara Allah ve Resulü’nü sevdirecek bir insanla hayatına devam etmek istiyordu. Bu sebeple Rabiatül Adeviyye ile evlenmek istedi. Onunla görüşmeleri için aracılar yolladı. Rabiatül Adeviyye bu teklifi duyunca:

            ─ Ben dokuz nefsime sahip oldum da, O bir nefisine sahip olamadı mı? Hayır, istemiyorum” deyip aracıları geri yolladı.

            Cevabı duyan Hasan-ı Basri Hazretleri:

            ─ Eyvah! Teklifimi nefsanî zannetmiş, yanlış anlaşılmışım, deyip, bizzat kendisi yanına gitti. Ona:

            ─ Ya Rabia! Biz seni burada mahcup gördük. Seni Allah için nikâhlayıp, haneme götürmek istedim. Tüm müminlerin Senden ve Senin ilminden istifade etmesini arzuladım, deyince.

            Rabiatül Adeviyye:

            ─ Eğer Benim son nefesimde imanla gideceğime, kabrimde suallere cevap verebileceğime, sırat köprüsünden geçebileceğime dair bir ruhsat, bir imza verebilirsen, hemen kıyalım nikâhımızı, dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri Hazretleri:

             ─ Katiyen böyle bir şey yapamam” deyip ağlayarak evine gitti. Bu olaydan kısa bir süre sonra Rabiatül Adeviyye vefat etti. O’nun tabiri ile: “Âşık, maşukuna kavuştu” O sıralarda Selman-ı Farisi (ra) Hazretleri 129 yaşında olduğu halde, Kufe şehrine Hasan-ı Basri Hazretleri ile görüşmeye geldi. O’na Allah-ü Teâlâ’da fani olmanın formüllerini gösterdi. Böylece Hasan-ı Basri Hazretleri, seyr-i sülûkunu tamamladı. Kemale erip, Efendimizin varisi yani Varis-i Nebi oldu. Bir gün Rabiatül Adeviyye'nin (r.anhs) kabrinin başına gelerek:

            ─ Ah Rabia ah! Öyle ruhsatlar varmış ki eğer şimdi Benden o ruhsatları isteseydin; İman ile gitmene, kabir suallerine yardımcı olacağıma, Sırat Köprüsü’nden geçeceğine, amel defterinin sağdan verileceğine, Livaü’l Hamd sancağına gideceğine dair, değil imza, mühür basarım mühür, der.

            Ehlullahın haber verdiği bu kıssadan anlaşılacağı üzere, Allah’ın kendilerine izin ve ruhsat verdiği nice zatlar, Allah katında şefaatçi olacaklardır. Allah katında şefaat etmeye izin verilenler, öncelikle bu ümmete haliyle, yaşantısıyla örnek olmuş, ışık olmuş önderler olması icap eder. Zira onlar, Allah-ü Teâlâ’yı kullara sevdiren ve kulları da Allah’a sevdiren önderlerdir.

            Nükte:

            Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri yurt içi seyahatinde iken bir yere misafir olarak gider. Gittiği yerde kendisini etrafında ki insanlara şeyh olarak lanse ettiren ve bu şekilde insanları kandıran bir kişiyi Efendi Hz.lerine söylerler. Efendi Hz.leri çağırın bakalım da bir görüşelim buyurur. Adam’ı çağırırlar. Efendi Hz.lerinin yanına gelir bir müddet konuştuktan sonra;

            Abdullah Baba Hz.leri Adam’a;

            ─ Sizin burada kara fırın var mı, diye sorar;

            Adam;

            Kara fırın ne için lazımdır, deyince.

            Abdullah Baba (ks) Hz.leri şöyle devam eder:

            ─ Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin dostluk makamına eren kâmili mürşid zatları ateş yakmaz. Madem sende mürşidi kamil olduğunu iddia ediyorsun buyur o zaman seninle bir kara fırına girelim yalnız fırının içine girerken birbirimize değmek yok zira mürşidi kâmil olan zatın yanında elbisesine bile yapışsan ateş o kimseyi de yakmaz onun için ayrı ayrı gireceğiz deyince.

            Adamı bir telaş bir korku alır, hemen inkâra kalkar. Olur mu canım öyle şey, der ve oradan hemen gider.

            Mürşid-i kamil olan zatlar Allah-u Teâlâ Hz.lerinin sıfatlarında fani oldukları için bütün bedenleri nur olmuştur Onları ne ateş yakar ne de toprağın altında bedenleri çürür.