106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Usve-i Hasene- Peygamberin Ailesine Muamelesi

Bir Aile Reisi Olarak Peygamberimizin Hanımlarını Eğitmesi

 

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyunuz." (et-Tahrîm 66/6)

Bu ayet nazil olduğunda ashap; “Ya Rasulullah! Kendimizi koruyabiliriz, ya ehlimizi nasıl koruyacağız”, diye sordu. Resûlallah (sav); "Onlara Allah'a kul olmayı, tâat ve ibadeti emredersiniz. Allah'a isyan etmekten ve günah işlemekten de nehyedersiniz, işte bu onları korumak demektir." buyurdu. (Âlûsî)

Allah Resûlü hanımlarının talim ve terbiyesinde daha ziyade sohbet usulünü tercih etmiştir. Sohbet Peygamber Efendimiz için, hem ashabının hem de ehli beytinin yetiştirilmesinde önemli bir vasıta idi. Rasulullah (sav) hanımlarının her biriyle baş başa sohbet ettiği gibi onları bir araya toplayarak da sohbet etmiş, bu âdetine hayatı boyunca devam etmiştir. Her sabah mescitten çıktıktan sonra ve her ikindi namazına müteakip, hanımlarını tek tek ziyaret ederek kısa bir müddet onlarla sohbet ederdi. (Ebû Davud) Akşamları ise diğer hanımları, yanında kalacağı hanımının odasına gelerek Rasulullah'tan feyz alırlardı. (Müslim) Fahri Kâinat (sav) Efendimizin en mühim vazifesi tebliğ ve terbiye olduğu için hayatı, ilâhî hakikatlerin insanlara ulaştırılması ile geçmiştir. Herkesten önce kendi ailesini hayatın fitnelerine karşı uyarmış, ahirete hazırlanmaları için teşvikte bulunmuştur. Ümmü Seleme (ra), Rasulü Ekrem Efendimizin bir gün hanımlarını telâşla ve tedirgin bir şekilde ikaz ettiğini şöyle nakletmektedir: Allah Resûlü (sav) bir gece uyandı ve: "Sübhânallah bu gece ne fitneler indirildi ve nice hazineler açıldı! Uyanın ey hane halkı! Dünyada nice giyinmiş kadınlar vardır ki ahirette çıplaktırlar" buyurdu. (Buharî)

Bir defasında da Âişe Validemizi günahlardan sakındırırken şu dikkat çekici ifadeleri kullanmıştır: "Ey Âişe! Küçümsenen işlerden (önemsenmeyen en küçük günahlardan dahi) sakın! Zira Allah katında onları gözetleyip kaydeden bir (melek) vardır." (İbni Mâce)

Şer’i hususların öğretilmesine daha çok önem veren Rasulü Ekrem Efendimiz, bilhassa itikâdi mevzularda hemen müdahale etmiştir. Hazreti Âişe (r.anha) şöyle anlatır:

Üzerinde resim olan bir yastık almıştım. Nebî (sav) kapıda durdu ve içeri girmedi. Ben, bir günah işlediysem Allah'a tövbe ederim, dedim. "Bu yastık da ne?" buyurdu. Üzerine oturman ve yaslanman için aldım, dedim. "Bu resimlerin sahipleri kıyamet gününde azaba duçar olacaklardır. Onlara «Yarattığınız şeylere can verin!» denilecektir. Ayrıca melekler, içinde resim olan eve girmez" buyurdu. (Buharî) Fahr-i Kâinat (sav), bir keresinde de yanına âmâ sahabesi geldiğinde, hanımlarına perde arkasına çekilmelerini emretmiştir. (Ebû Dâvûd)

Hz. Âişe (r.anha) anlatıyor: Rasulullah (sav) bir gece yanımdan ayrılmıştı. (Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir, diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince hâlimi anladı ve: "Kıskandım mı yoksa?" dedi. Ben de, “Evet! Benim gibi biri Senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar.”, dedim.  Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz: "Sana yine şeytanın gelmiş olmalı." buyurdu. Ben, “Benimle birlikte şeytan mı var”, dedim. "Şeytanı olmayan kimse yoktur." buyurdu. Senin yanında da var mı, dediğimde ise:

"Evet, ancak ona karşı Allah bana yardım etti de Müslüman oldu!" buyurdu. (Müslim)

Allah Rasulü böylece ailesine, kıskançlığın şeytanî bir vasıf olduğunu bildirmekle birlikte, şeytanın hilelerine karşı her an uyanık olmak gerektiğini de anlatmıştır. Hz. Hafsa kıskançlık sebebiyle Safiye Validemizi incittiğinde ise Peygamber Efendimiz O’nu teselli etmiş, Hz. Hafsa'ya da yaptığı hareketin çok kötü olduğunu bildirmiştir. Enes (ra) hâdiseyi şöyle anlatır: Hz. Safiye, Hafsa'nın kendisini "yahudi kızı" diyerek hafife aldığını öğrendiğinde ağlamaya başladı. Tam o esnada Allah Rasulü (sav) yanına girdi ve: " Niçin ağlıyorsun?" diye sordu. Safiye şöyle cevap verdi; “Hafsa Bana "Yahudi kızı" dedi.” Rasulullah (sav): "Sen bir peygamber kızısın. Senin amcan da bir peygamberdir, ayrıca bir peygamberin de nikâhı altındasın. Öyleyse O, Sana karşı neyi ile iftihar ediyor ki?" diyerek O’nu teselli etti. Sonra da: "Ey Hafsa! Allah'tan kork!" buyurdu. (Tirmizî)

Allah Resûlü, bütün kadınlarda rastlanması tabii olan kıskançlık, itaatsizlik, dünya hırsı gibi çeşitli can sıkıcı davranışlara kendi hanımlarında rastladığında hep sabırla ve tatlılıkla mukabele etmiştir. Hanımları Efendimizin tasvip etmediği tarzda davransalar bile onları incitecek, gönüllerini kıracak hiçbir söz söylememiş, sadece yapılan hareketi beğenmediğini yüz hatlarıyla ifade etmeyi yeterli görmüştür. Hanımlarının geçim bolluğu ve dünyalık isteyerek kendisine sıkıntı verdikleri meşhur İlâ hâdisesinde dahi kırıcı bir söz söylememiş, ancak onları terbiye etmek için bir ay yanlarına uğramamayı tercih etmiştir. (Müslim)

Fahri Kâinat Efendimizin bu usulle hanımlarını eğittiğini gösteren bir misal de şudur: Âişe (r.anha) der ki: Bir sefer esnasında Safiye’nin devesi hastalanmıştı. Zeyneb'in de yanında fazladan devesi vardı. Rasulullah (sav) Zeyneb'e: "Safiye’nin devesi hastalandı, O’na bir deve versen!" buyurdu. Zeyneb; “Şu yahudiye mi vereceğim”, diyerek devesini vermek istemeyince Allah Rasulü çok kızdı, Zilhicce ve Muharrem ayları ile Safer ayının bir kısmında O’nun yanına uğramadı. (Ebû Dâvud)

Efendimizin bu kızgınlığı; ırkı, nesebi, kabilesi, vatanı gibi arızi sebeplerle bir Müslüman’ı küçümsemenin, zor durumda olan bir insanın ihtiyacı karşısında lâkayt kalmanın ne kadar kötü olduğunu öğretmek ve insanları bu tür mezmum hasletlerden uzaklaştırmak içindir.

Allah Resûlü hanımlarını infak konusunda da eğitmiştir. Bir gün Peygamberimize keler (kertenkele) hediye edilmişti. Efendimiz keleri yemediği için Âişe Validemiz, o sırada kapıya gelen bir fakire onu verip veremeyeceğini sordu. Nebiyy-i Muhterem (sav): "Onlara kendinizin yemediği şeylerden vermeyin!" buyurdu. (İbn-i Hanbel)

Hazreti Âişe (r.anha) diyor ki: “Ey Allah'ın Resulü! Safiye’nin şöyle şöyle oluşu Sana yeter”, dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı" buyurdu.

Fahr-i Kâinat (sav) hanımlarının birbirlerini söz veya tavırlarıyla tahkir etmelerini hoş karşılamamış, ahir ömründe bile onları eğitmekten geri durmamıştır. Müminlerin anneleri, son hastalığında Rasulullah (sav) Efendimizin yatağı etrafında toplanmışlardı. Safiye Validemiz, “Ey Allah'ın Resulü! Vallahi Sana gelen bu sıkıntının Bana gelmesini isterdim”, dedi.

Diğer zevceler kaş ve göz işaretleriyle Hz. Safiye’ye tarizde bulundular. Allah Resûlü onların ne yaptığını görmediği hâlde: "Ağızlarınızı yıkayınız!" buyurdu. Onlar şaşırarak, “Niçin yıkayalım”, diye sordular. Peygamber Efendimiz: "Safiye’yi kaş ve göz işaretiyle çekiştirmenizden dolayı... Allah'a yemin olsun ki O samimîdir." buyurdu. (İbn-i Hacer)

Rasulü Ekrem (sav)'in ailesini ve yakınlarını her vesileyle uyardığına ve onları ahlâken en güzel kıvama getirmek için gayret ettiğine bir misal de şudur:

Âişe Validemiz kız kardeşi Esma ile birlikte oturuyorlardı. Peygamberimiz içeri girdi. Esma'nın üzerinde geniş kollu Şâmi bir elbise mevcuttu. Efendimiz Esma'yı görür görmez derhal dışarı çıktı. Hz. Âişe kardeşine: “Uzaklaş, Rasulullah sende hoşlanmadığı bir şey gördü”, dedi. Esma çıkınca Allah Rasulü tekrar girdi. Âişe Validemiz bu davranışının sebebini sorduğunda: "Görmüyor musun durumu? Müslüman bir kadının ancak şu kadarı görünebilir." buyurdu ve elleriyle kendi yenlerini tutup parmaklarına kadar örttü, sonra da elleriyle şakaklarını örterek sadece yüzünü açık bıraktı. (Heysemî)

Rasulullah (sav) bu vesileyle Âişe (r.anha)'ya, Müslüman bir hanımın nasıl örtünmesi gerektiğini hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bizzat tarif etmiştir. Hayatının her alanında duaya çok önem veren Fahr-i Kâinat (sav), hanımlarına da pek çok dua öğretmiştir.

Allah Resûlü (sav), bazı kültürlü sahabe hanımların kendi zevcelerinin eğitimine katkıda bulunmalarını da talep ederdi. Şifa bint-i Abdillah anlatıyor:

Ben Hafsa'nın yanındayken Rasulü Ekrem yanımıza geldi ve bana:

"Buna yazıyı öğrettiğin gibi nemle tedavisini de öğretmez misin?" buyurdu. (Ebû Dâvud)

Hâsılı Peygamber Efendimiz aile efradını inanç, ibadet ve ahlâkî yönden terbiye ederek hem dünya hem de ahiret için en güzel şekilde hazırlamış, onları evlâtlarına ve ümmetine hakikatleri gösterecek mahir birer muallim olarak yetiştirmiştir.