106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

AYIN KONUSU/ Zikreyle Hakk’ı Her Nefes

Allah-ü Teâlâ’yı zikret. Şunu bil ki: En çok anılmaya layık olan O’dur. O’nun derecesini yükselt. Şan ve şerefini yüce bil. Her yerde ve her zaman, O’nun fazlını ve ihsanını tanı. Ondan sonra, bu hali bütün varlığına taksim et. Velhasıl O’nun bütün kuvvet ve kudreti, senin her zaman ve her hareketinde görünmeli. Her halinde O’nun zikriyle olduğun bilinmeli.

Allah’ı anmak isteyene gerek olan, sakınmaktır. Yapılan zikrin fazlalığı göze gelmemeli. İnsan gayretini ve himmetini arttırmalı; iradesine sahip olarak, her olur olmaz şeye gönlünü kaptırmamalıdır.

Allah’ı anan kul, zeki olmalı. En ufak bir işareti anlamak için gayret sar etmeli. O’nu anmakla O’ndan ve rızasından başka şey istememeli. Niyetini, iradesini temiz tutmalıdır. Bir an bile olsa, O’nun zikrini bırakmanın bir Hak yolcusunun aklına gelmesi doğru sayılmaz. Çünkü O’ndan gayri başvurulacak kapı yoktur, asla varabilmek, O’nu bilmek, O’nu anmak ve rızasını kazanmakla mümkün olur. Her şeyden mahrum yaşama da, O’ndan ayrılmak neticesinde olur.

Allah’ı anmak isteyenlere birçok şey lazımdır. Son derece tazim ve hürmet yoluna girmek başta yapılacak iştir. Adet yerini bulsun diye yapılan zikirden bir şey hâsıl olmaz. Gafletle Allah’ı anan neyi andığını ve ne yaptığını bilemez ve faydasını da göremez. Çünkü zikrin şanına layık iş tutmadı; ona hürmet ve tazimde bulunmadı. Çünkü zikre karşı yapılacak saygı, onu yapmaktan daha önemlidir.

Şunu iyi bilmek gerekir ki tam manasıyla yapılan bir zikrin karşılığı Allah olur. Bundan daha üstün ne olabilir ki?

İrfan sahibi çok defa zikre başladığı zaman, iç âlemi taşmaya, tazim ve heybet dalgaları coşmaya başlar. Dili tutulur, kalbi uçmak ister. O’nun vahdaniyet sırrı arifi bu hale getirir. Bundan sonra aşk, şevk ve sevgi ışınları çakar, kalp perdesi açılır. Bundan sonra da irfan sahibinin himmet ve gayretleri öteleri aşar. Varlık perdelerini açar, yaratıcılık sahalarında dolaşmaya koyulur. Hakk’ın kudretinin yeterliğini, pak nurlarını orada sezer. İşte o zaman kul bilir ki: Allah, dilediği işi, dilediği kimseye yapandır. Hangi iş olursa olsun, dilediği an ve dilediği kimseye yapandır. Hangi iş olursa olsun, dilediği an ve dilediği gibi yalnız O yapar, iyilik O’nun elinde, arzu ve vermek işini O yapar. O’nun yaptığı iyiliği geriye çeviren olamaz. O’nun hikmetini kimse teftiş edemez.

İşte irfan sahibi bunları bilir ve Allah ile olur. O’nun varlığı altında kendini yok bilir.

Bütün bunları Rabbimiz Zülcelâl Hazretleri bir kutsi hadiste şöyle bildiriyor:

“Beni unutmadan zikredenin kalbi sevgimle dolar; öyle bir hale gelir ki konuşması Benim için, susması Benim için olur.”

Buna benzer bir de ayet-i kerime vardır. Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor: “O kimseler ki iman sahibi olmuşlardır, onların kalbi Allah zikri ile aradığını bulur.” (13/28)

Zikir hakkında Yahya b.Maaz’ın çok güzel bir sözü vardır, der ki:

“Allah’ı anmakta olan için taht, Cennet yoktur. Çünkü zikir bizzat Allah’tan gelir; Cennet ise, kula bir nasiptir. Zikirde, Allah’ın sevdiği hal vardır. Cennet’i ise, kul sever.”

Hazreti Ali (kvc) Hz.leri şöyle buyurur:

-Allah zikredildiği yerde, Kur’an okunduğu zaman, ilahi tecelli iner. Ama bu tecelli görünmez. O görülmekten yana münezzehtir.

Tek olan Allah’a yöneliniz. O’nun zikriyle olunuz. İnsanlara inen bela ve hidayet için, mutlaka Allah’ın kitabında bir işaret vardır. Bunu anlamak için, daima Kur’an okuyunuz ve Allah’ı zikrediniz.

Bir gün, Ebu Abdullah Nessac arkadaşlarını toplamıştı. Onlara şöyle dedi:

-Dünyada Allah’ın Cennet’i vardır. Ona giren, her beladan kurtulur; emin olur. Oraya varanlara mübarek olsun. Orası ne kadar hoştur.

İçlerinden biri sordu: “Cennet nedir?”, şu cevabı aldı: “Allah’ın zikriyle hoş olmaktır.”

Allah-ü Teâlâ, peygamberlerine indirdiği bazı kitaplarda şöyle buyurdu:

-Dostlarım, sevdiklerim, zikir nimetimle doyunuz. Benimle hoş olunuz. Dünyada ve ahirette, Benden daha iyi bir besleyici bulamazsınız.

Bir gün, Ebu Bekir Vasıtı’ye şöyle sordular: “Bir şey istiyor musun?”, şu cevabı verdi:

-Yakın saflığı ile marifet sofrasında, bir lokma Allah zikri...

Bu sofrada parmak, Allah’a iyi zan; tabak ise, O’ndan razı olmaktır…

Allah-ü Teâlâ bir gün, İbrahim’e (as)’a sordu: “Seni neden dost edindim bilir misin?”

İbrahim Aleyhisselam buna karşılık: “Hayır!”, deyince, Allah-ü Teâlâ O’na şöyle bildirdi: “Çünkü Benden gafil olmadın. Her halinde Beni zikrettin. Kalbine, Benden başkası girmedi. Ve seni: Unutan olarak görmedim.”

İlahi, bize emrin olmasa, seni kim anabilir?

Senin şanını ve büyüklüğünü kim anlatabilir?

Sen Sübhan’sın. Seni ananlara hayretle bakılır:

Kalpleri bedenlerine nasıl sığar? Seni anınca, o kadar üstün olurlar ki?

Kaab el-Ahbar (ra) Hz.leri bir hadisi kutsi rivayet ediyor. O kutsi hadiste, Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor: “Beni anmakla ömür tükenip, bu sebeple Benden bir şey istemeye vakti olmayana; durmadan ihtiyaç beyan edenden daha fazla veririm.”

-Bir kimse korkacaksa, ancak Allah’tan korkmalı... Zikredecekse, yalnız Allah’ı zikretmelidir... Böyle yapabilene mübarek olsun. Bütün bu mevcudat her daim Mevlayı Zülcelâl Hz.lerini zikrederken, eşrefi mahlûk olan insan Allah’ı zikirden kesinlikle uzak kalmamalıdır. Düşülen sıkıntılar, çekilen hastalıklar, belalar, dertler, sevinçler özetle her şey yaşanırken muhakkak Allah’ı zikirden taviz verilmemelidir. Çok hastayım, çok sıkıntılıyım vb. bahanelerle zikirden uzak kalmak son derece kötü bir durumdur. Zira hiçbir zaman Allah’dan gafil olmamamız gerekmektedir.  

Şöyle bir rivayet vardır:

Yakub Aleyhisselam oğlu Yusuf Aleyhisselam için çok hasret çekti. O’na karşı olan sevgisini bir türlü unutamadı. Bunun üzerine, Allah-ü Teâlâ O’na şöyle vahyetti:

-Ne zamana kadar Yusuf’u anacaksın? Seni Yusuf mu yarattı? Rızkını O mu verdi? Peygamberliği O’ndan mı aldın? Şanıma yemin olsun: Eğer Beni ansaydı; başkasını bırakıp Benimle olsaydın: Bir an bile sürmezdi; Seni bu halden kurtarırdım.

Bunun üzerine, Yakup Aleyhisselam hatasını sezdi… Allah’ın zikrini yapmayıp devamlı Yusuf’u anmakla hata işlediğini, yanıldığını anladı. Artık, Yusuf’u az anmaya ve Allah’ı çok anmaya başladı; aradığını buldu. Hatta Yusuf’un Yusuf’luğunu unuttu bile.

Rabia Hatun diyor ki: “Allah’ı anmadan geçirdiğim an gibi, kötü bir şey bilmiyorum.”

Bir gün Zünnun-ü Mısri Hz.lerine sordular: “Kul, ne zaman saf olarak Allah’ı anabilir?”  Şu cevabı verdi: “Allah’ı bilip başkasından uzak olduğu zaman…”

Hz. Ali (kvc) zikir üzerine şöyle buyurur:

“Allah’ı anmak, ruhun gıdasıdır. O’nu övmek, ruhun içkisidir. O’ndan utanmak, ruhun örtüşüdür. Tat arayanlar, O’nun zikrinden daha tatlı bir şey bulamazlar.”

Allah-ü Teâlâ, peygamberlerine indirdiği bazı kitaplarında şöyle buyurdu:

“Bir kimse, Beni içinden anarsa, Ben de onun zatını anarım. Beni bir cemaat içinde ananı, Ben de cemaat içinde anarım. Ama onun cemaatinden hayırlı bir cemaat içinde.

Bir kimse, kendi varlığı ile Beni anarsa, Ben de, Ben olarak anarım.”

Bazı büyükler, şöyle dediler:

-İnsanlar, şeytandan kaçarlar. Hâlbuki şeytan, Allah’ı zikredenden kaçar.

İbn Abbas (ra) diyor ki: “Her müminde bir şeytan vardır. Kalpte Allah’ın zikrini görünce siner. Unutulunca da fena duygu verir.”

Allah’ın zikri ruha şifadır. O oldukça, hastalık zarar vermez.

İnsanlara düşkün olmak ve onları hatırlamak, çaresiz hastalıktır. Allah zikrini gayene kıble bil. Düşüncelerine bir secdegah durumunda olsun.

Şunu iyi bil ki: Sevgiliyi anmak, başkalarını unutmak sayılır.

Bir kimsenin işi Allah’ın zikri olunca başkalarını unutur. Allah’ın hikmetli işlerini düşünerek hoş olmaya bakar. Allah’ın Cemal sıfatının güzelliği önünde, varlığı söner ve O’nun iyilik denizinde yok olur. Ne var ki böyle ehemmiyetli bir mevzu olan zikrullah, günümüzde büyük ölçüde terk edilmiştir. İnsanlarımız zikrullahdan kendilerini ne yazık ki soyutlamışlardır. Hal böyle olunca da gönlümüzde zikrullahdan boşalan yeri, dünyanın sevgisi almıştır. Rabbimiz buna karşın kullarını uyarıyor ve kutsi hadiste şöyle buyuruyor: “Ey âdemoğlu! Cennet’e ancak Benim azametime boyun eğen, gündüzlerini Beni zikretmekle geçiren, yalnız Benim için şehvetlerden el çekenler girer. Ey Âdemoğlu! Beni zikretmekten gafil olma! Gafil kaldığın takdirde kalbini fakirlikle doldurur, vücudunu yorgun ve halsiz kılar, göğsünü dert ve gama salarım. Ne kadar ömrün kaldığını görebilsen, düşünü kurduğun emellerden gönlünü çekerdin. Beni zikretmek için vakit ayır, seni meleklerimin yanında anayım. Ey âdemoğlu! Kalbinde Allah'tan başkası varken ve sen O'ndan başkasından bir şey umarken, ne zamana kadar hem, “Allah her şeyden yücedir.”, diyeceksin hem O'ndan başkasından korkmaya devam edeceksin? Allah'ı hakkıyla tanısaydın, düşünceni O'ndan başkasıyla meşgul etmezdin, O'ndan başkasından korkmazdın ve O'nun zikrini dilinden hiç düşürmezdin. Ey âdemoğlu! Dünyaya duyduğun rağbet kadar Cennet’e rağbet etseydin, seni her iki âlemde de mesut kılardım. Bazılarınızın bazılarını zikrettiği kadar olsun Beni zikretseydiniz, melekler sabah akşam sizi selâmlardı.”

Şimdi bilmiş ol ki kalp huzuru ile zikrullah da bulunmanın yani daima ve çok çok zikrullah yapmanın faydası de gayet çoktur. Vesvese veren şeytan zikrullaha başlanıldığında vesvese veremez olur ve zikrullahtan firar eder. Zira zikrullah manada gayet büyük bir ateştir ki düşmanın kalbe girmesine manidir. Zikrullah ile gönüller her türlü çirkinliklerden temiz olur. Zikrullah cesede güzel bir koku, ruha kuvvet gözlerde ve gönüllerde nur ve Allah’a ünsiyet vesilesidir. Zikrullah insanı Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerinin nuru ile nurlandırır, gönülden şeytanın hâkimiyetini uzaklaştırır. Zikrullah, kalbe ve kalıba nur ve inayettir. Ruha rüştü hidayettir, her derde devadır. Zikrullah dünya ve ahiret belalarına manidir. Kim ki inanarak Mevlayı Zülcelâl Hz.lerini zikreder, şeytan ve insan şeytanı ondan (zikredenden) uzak durur. Zikri daim olanın kalbi uykuda olmaz, kalbi uykuda olmayan da şeytanın vesvesesinden muhafaza olunur. Gizli ve aşikâre huzuru kalp ile zikredenler sultan olurlar. Zikrullah, kalpte Allah’a muhabbeti husule getirir ve gönülden Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerinin gayrisinin muhabbetini giderir. Şeytan melununun bütün vesveselerini keser, şeytanı avare eder ve bütün hile ve tedbirlerini dağıtır. İmanı sağlamlaştırır. Gönül pasını giderir ve gönlü nurlandırır. Yani bir bakıma ölülükten, ayakta gezen kalbi ölülerden kurtarır. Ölmeden evvel diriltir. Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.leri dil ile gönül (Kalb) ile tüm azalar ile zikrolunduğu zaman kalpler cilalanır. O ciladan gönülde Allah (cc) Hz.lerinin korkusu hâsıl olur. Ne zaman ki gönül zikrullahtan lezzet bulursa, o zaman iman üzerine iman hâsıl olur. Zikretmek gönül âleminden karanlığı giderir, basiret gözünü açar. Zikrullahın hassaları sayılamayacak kadar çoktur. Zikrullahı hiç terk etmeyen, münafıklıktan kurtulur. Ey kardeş! Zikrullahın fazileti ve sevabı gayet çoktur hepsi yazmaya kalkışılsa ne kâğıt yetişir, ne mürekkep yetişir ne de kalem yetişir. Bütün insanlar ve cinler kâtip olsalar yazmaya güçleri yetmez. Aklıselim olana bu sözlerde yeter. Bu hususta Yüce Allah (cc) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Allah'ın (cc) ayetlerini inkâr etmiş olanlar işte böyle (Haktan) çevriliyorlar.” (Mümin/63) Bu kadar ayetleri gördüğü halde inanmayan yalanlayan kimseler açık bir dalalet içinde hakikatleri görmeyen kör ve sağır ayakta gezen ölüdürler. Ammar. B. İbrahim anlatıyor: “Bir veli zatı vefatından sonra rüyada gördüm. Dünyada iken onu ‘Miskin Taviye’ diye çağırılıyordu. Zikir meclislerini de çok severdi. Kendisine ‘Merhaba ey miskin!’ dedim, bunun üzerine bana şöyle dedi: ‘Hey Ammar. Artık miskinlik gitti, zenginlik geldi.’ Şöyle dedim: ‘Mübarek olsun!’ Bundan sonra bana dedi ki: ‘Cennet’e nasıl erdin, diye sorsana bana!’ Sordum, söyledi: ‘İşte dünyadaki zikir meclislerine devam ettiğim için bu mertebeye erdim.’ dedi.”

Eğer Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerine muhabbetin ve sevgin varsa, Resulü Zişan’ın (sav) yolunda bulun ki Allah (cc) Hz.leri de sana muhabbet etsin. Allah (cc) Hz.lerini unutma ki Hak Teâlâ (cc) Hz.leri de seni unutmasın. Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerini zikreyle ki Mevlayı Zülcelâl (cc) de seni zikreylesin. Ey kardeş! Zikrullaha devam etmeni şiddetle tavsiye ederim. Çünkü ömründe ahiret nimetleri sebeplerinden en büyüğü olarak ancak Rabbini (cc) zikrettiğin vakitler mahsup edilir. Diğer ibadetlerin Rabbini (cc) zikirden sonra gelirler. O halde gece ve gündüzde zikir için saatler ayır. Zikir yap ki, onunla kalbini ölümden ölü olmaktan kurtararak diriltesin. Boş konuşmalar, dil, göz, kulak, el, ayak, kalp zinaları ile ve hezeyanlarla zayıflamış kalbini diriltesin. Rivayet edilmiştir ki her nefis dünyadan susuzlukla çıkar. Fakat Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerini zikredenler bundan müstesnadır. Allah dostlarından Sehil (ra): “Zikri terk etmekten daha çirkin bir günah tanımıyorum” buyurmuştur. İmam Nevevi Hz.leri demiş ki: “Her şeyin bir cezası vardır. Arifin cezası da zikirden kesilmesidir.” Nitekim zikrin fazileti ayeti kerimede şöyle ifade edilmektedir: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı da kıl. Çünkü namaz, kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir. Allah’ı (cc) zikir elbette en büyük ibadettir.” (Ankebut/45) Burada “Allah (cc) Hz.lerinin zikri en büyük ibadettir.”den maksat, kalbin manevi hastalıkları ve manevi illetlerin giderilmesi hususunda zikir, namazdan ve Kur’an-ı Kerim okumaktan daha büyük ve önemli bir tesire sahiptir. (Ruhül Beyan)

Cenab-ı Hakk’ı zikretmek ilahi emirlerdendir. Allah-ü Teâlâ (cc) Hz.lerini zikretme gereği, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde sayılamayacak kadar çok tekrar edilmiştir. (Huccetüz-Zakirin)

Cenab-ı Hakk (cc) Hz.leri namaz, oruç, hac ve benzeri ibadetler için belirli bir vakit tayin etmiş ve bu ibadetlerin vaktinde eda edilmesini emretmiştir. Ancak zikir için böyle bir vakit ve biçim tayini söz konusu edilmemiştir. O diğer ibadetlerden farklı olarak her zaman ve her yerde icra edilebilir. Aşağıdaki ayeti kerimeler bu inceliğe işaret etmektedir.

“Ey iman edenler Allah’ı (cc) çokça zikredin.” (Ahzap/41) “Allah’ı (cc) zikreden erkekler ve zikreden kadınlar için (Allah cc) bağış ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab/35) “Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak Allah’ı (cc) anın.” (Nisa/103) “Hacc ibadetlerinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı (cc) anın.” (Bakara/200) “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ı (cc) çokça anın ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma/10)

Cennet Mekân Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.leri şöyle buyuruyorlar:

            Müceddid-i Elfi Sani İmam-ı Rabbani Hazretlerine, bir molla diyor ki;

– Neden bu kadar zikrullahtan bahsediyorsun?

            İmam-ı Rabbani;

– Çünkü sahabe devrini okumuyoruz. Allah’ı (cc) zikreden, Allah’ı (cc) sever. Resulullah (sav) Efendimize salât-u selam getiren Muhammed-ül Mustafa’yı sever, kişi sevdiğiyle beraber olur.

Sonra o molla İmam-ı Rabbani Hazretlerine diyor ki;

– Sen niye farz-ı ayın dedin. Buna vacip diyenler de var, zikrullah farz diyenler de var ama Sen farz-ı ayın dedin kurtuluş yok o zaman.

Mübarek, o mollaya diyor ki;

–Kalk bakalım en son kazaya kalmış sabah namazını eda et.

Molla namaza başlamak için “Allah-ü Ekber” deyince de:

            –Neyle başladın gördün mü? Allah’ı (cc) zikirle, demek her şeyin başı zikirdir, diyor Rabbani Hazretleri. Doğmamız, ölmemiz arasındaki mesafede Cenab-ı Zülcelâl bizi nefesimizden soracak ve: “Bu nefesi nerede harcadın? Benim için mi? Muhammed’im için mi? Kur’an’ım için mi? Çoluğun çocuğun maişeti için mi harcadın? Eğer öyleyse sana birinci kat cennetten sekizinci kata kadar takva olduğun ölçüde, çok güzel nimetler hazırladım. Yok, bu nefesi, nefsanî arzulardan hevai heveste, kumarda, içkide, fuhuşta, faizde, kötü düşünmekte, zina etmekte ve kötülüklerde harcadıysan, sana da azab-ı elimi hazırladım” buyuracak.

Rasulullah (sav) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Size amellerinizin en hayırlısını ve melik (olan Rabb)’inizin katında en sevaplı olan ve derece bakımından en yüksek hem de altın ve gümüş sadaka dağıtmanızdan, (Allah’ın dini için cihat edip İslam) düşmanlarının boyunlarını vurmanızdan size daha hayırlı olan ameli haber vereyim mi? Sahabe; “Ver Ya Rasulullah!” deyince, Hazreti peygamber (sav) “Zikrullahtır” buyurdu.” (Tirmizi)