106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Belde Sultanları/ Erzincan

APÎR MUHAMMED ERZİNCÂNÎ HAZRETLERİ

Pir Muhammed Erzincânî Hazretleri, Erzincan kasabalarından Kaleriç'te doğdu. 1464 (H.869) tarihinde Erzincan'da zelzelede şehit oldu. Kabr-i şerifleri, Erzincan'da Câmi-i Kebir yanındadır.

Pîr Muhammed, Erzincan'da zamanın önde gelen âlimlerinden okuyup, ilimde yüksek bir dereceye ulaştı ve meşhur bir müderris oldu. Her ne sorulsa hemen cevaplandırırdı. Tasavvuf yoluna girmesine bir rüyası vesile oldu. Bir gece rüyasında engin bir deniz gördü. Derya kenarına gelip o deryadan geçmeyi arzu etti. Derya kenarında birçok gemi vardı. Her biri yolcularını almış, yelken açmak üzereydi. Pîr Muhammed, bunların birisine binmek istedi. Lâkin binemedi. Hangisine binmek istediyse, gemiciler binmesine mâni oldular. Bu hâle şaşırdı ve hayretler içinde kaldı. Bu sırada gemiden bir ses; "Bu gemilerin sahibi Seyyid bir zâttır. Git hizmetine gir ve ondan izin al. O zaman binebilirsin. Yoksa kimse seni gemiye almaz ve buradan geçemezsin. O zatın ismi Yahyâ Şirvânî'dir." dedi. Bunun üzerine Pîr Muhammed, Seyyid Yahyâ Şirvânî Hazretlerini bulup, halini anlattı. Seyyid Hazretleri ona; "Nasîbin varmış." deyip kendi gemisinde yer gösterdi ve birlikte yola çıktılar." Pîr Muhammed sabahleyin bu rüyanın tatlı tesiriyle uyandı. Derhal yol hazırlığını yapıp medresesindeki talebelerine icazet verip, yola çıktı. Gönlü büyük bir aşk ve arzu ile dolu olarak Şirvan'a geldi ve Seyyid Yahyâ Hazretlerinin dergâhını buldu. Seyyid Yahyâ Hazretleriyle karşılaştığında Seyyid Hazretleri ona; "Ey Molla Muhammed! O gemiler Halvetî yolunun yolcularıdır. Yolumuz kolay ve güzeldir. Hoş geldin." buyurdu. Onu talebeliğe kabul edip, Halvetî yolunun edeplerini öğretti ve Pîr Muhammed'e bir köşeye çekilip ibadetle ve nefsiyle mücadele ederek vakitlerini geçirmesini söyledi. Pîr Muhammed aylar süren nefis terbiyesinden sonra kalbi nurlandı. Onun yetiştiğini gören Seyyid Yahyâ Hazretleri, kendisine icazet verip memleketi olan Erzincan'a ilim ve edeb öğretmesi için gönderdi. Arkasından dualarda bulundu.

Pîr Muhammed Halvetî hazretleri Erzincan'a gelince, Kaleriç kasabasında yerleşip, bir mescid ve dergâh inşa etti. O bölgenin insanlarını terbiye etmeye, kalplerine Allah-ü Teâlâ’nın aşkını yerleştirmeye çalıştı. Ekseriyetle Kaleriç'te kaldı. Cuma günleri Erzincan'a gelir, Câmi-i Kebîrde insanlara vaaz ve nasihatte bulunur, hikmetli sözler söylerdi.

Pîr Muhammed Hazretlerinin çok kerametleri görüldü.

Bir gün Muhammed Erzincânî Hazretlerinin kaldığı köyde, bir kadının ineği, akşam evine gelmedi. Kadıncağız, ineği, Şeyh Muhammed Hazretlerinin dergâhındaki talebelerden biri aldı zannedip onlara sûi zan etti. Sonra da dergâha gelip uygunsuz bir takım sözler sarf etti. Bunun üzerine Muhammed Erzincânî Hazretleri kadına hitaben; "Ey Hâtun! İnşallah senin sığırın sağdır. Dağda kalmıştır. Hele bir yarına kadar sabret." buyurdu. Ertesi gün seher vakti kadıncağız etrafı gözlerken baktı ki karşıki dağdan bir arslan sığırını kovalayıp getiriyor. Sığırı doğruca dergâh kapısına kadar geldi. Şeyh Muhammed Erzincânî Hazretleri; "Nerede kaldın? Bize ve talebelerimize sûi zan edilmesine sebep oldun." diye sığıra hitap etti. Sahibi de oraya gelmişti. Allah-ü Teâlâ’nın kudretiyle sığır dile gelip; "Sahibim insafsızdır. Sütümü sağdığı zaman buzağıma bir şey bırakmıyor. Ben de daha fazla otlamak için geciktim." dedi. Bu sözleri işiten kadının aklı başından gitti ve Şeyh Muhammed Hazretlerinden özür dileyip yaptıklarına pişman oldu. O zaman Muhammed Erzincânî Hazretleri ona; "Bak Hâtun! Ben sağ oldukça bu olanları kimseye söyleme." diye tembih etti.

Muhammed Erzincânî Hazretleri bir yaz günü sabah namazından çıkınca, talebelerine; "Erzincan'a inmek dileriz. Sevdiklerimizden arzu eden bizimle gelsin." buyurdular. Kırk talebesiyle hareket edip, Erzincan'a geldi. Doğruca Câmi-i Kebîre gidip halvete girdiler ve camide kırk gün ibadetle meşgul olmak istediler. Talebeleri onun bu hâline şaşıp; "Efendim, şimdi hasat mevsimidir. Erbaîne ve halvete girmek için münasip midir?" diye arz ettiler. Bunun üzerine Muhammed Erzincânî Hazretleri; "Doğru söylersiniz. Lakin Allah-ü Teâlâ bu beldeye yakında bir zelzele takdir etmiştir. Bu belânın geri çevrilmesi için bizlerin münacât etmesi, yalvarması lâzımdır. Umulur ki içimizden birinin duası kabul olur da halk kurtulur." buyurdular. Sonra Câmi-i Kebîrde ibadetlerine devam ettiler. Bir ara yanındakilere dönüp; "Bize ilham edildi ki: "Ey Pîr Muhammed! Eğer bu belânın geri çevrilmesini istersen bizim yanımıza gelmelisin." Şimdi kim bizimle beraber şahadet şerbetini içmek isterse burada kalsın. Eğer bir miktar daha dünya hayatını yaşamak arzu edenlere de biz izin veriyoruz dışarı çıkabilir. Bu gece bizimle birlikte olmasınlar." buyurdu. Bunun üzerine talebelerinden yedi kişi hariç diğerleri camiden dışarı çıktılar. O gece kuvvetli bir zelzele oldu. Câmi-i Kebîr yıkıldı. Yedi talebesi ile birlikte Muhammed Erzincânî Hazretleri şehitlik şerbetini içtiler. Câmiden başka hiçbir yerde bir zarar olmadı. Şehir ahâlisi durumu öğrenince büyük bir üzüntüye düştü. Allah-ü Teâlâ’nın hikmeti deyip, Muhammed Erzincânî Hz.lerini ve yedi talebesini defnettiler.

Şeyh Muhammed Hazretlerinin mübarek cesetlerinin gasli esnasında orada bulunan bazıları ileri geri konuştu ve; "Velî olsaydı böyle bir ölümle ölmezdi." dediler. O zaman Muhammed Erzincânî Hazretleri, Allah-ü Teâlâ’nın kudretiyle dile gelip; "Ey benim hâlimi bilen Rabbim! Sana güveniyor, Sana sığınıyorum." diye yüksek sesle konuştu. Bunu işiten gâfiller hayretler içinde kaldı ve tövbe istiğfâr edip onun büyüklüğünü anladılar.

Erzincan, bir zaman Erbiloğlu hâkimiyetine girdi. Erbiloğlu kumandanlarından Kaçarlı Hanı Erzincan'a gönderdi. Kaçarlı Han bir gün Erzincan halkının ziyaret mahalli olan Muhammed Erzincânî Hazretlerinin kabrine gidip, hakarette bulundu ve elindeki topuz ile kabir taşına vurup, sarık kısmını kırdı. Mağrurane bir şekilde atına binip oradan ayrılmak istedi. Daha bir adım atmadan atının ayakları kırılıp yere çakıldı. Kaçarlı Hanın da kemikleri birbirine geçti. Öyle oldu ki sanki bir kılıçla parçalanmış gibi birbirinden ayrıldı. Hemen oradaki bir çukura gömdüler. Sonradan Şeyh Muhammed Erzincânî Hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaretten dönenlerce, bu evliya düşmanının gömüldüğü yere lânet taşı adı verilen taşları atmaları âdet oldu.

Sözümüzün Neticesini Görünüz

Uzun Hasan, Fâtih Sultan Mehmed Han ile harb etmezden önce, Pîr Muhammed Efendi’ye gidip harb için izin istedi. Bunun üzerine Pîr Muhammed Hazretleri ona; "Sana ve askerine lâzım olan onlarla harb etmemektir. Zira onlar Müslüman gazilerdir. Onlarla harp etmemek akıllıca bir iştir." buyurdu. Uzun Hasan, Pîr Muhammed Hazretlerinden bu sözleri işitince, harb etmek istediğini belirtip dışarı çıktı. Pîr Muhammed Hazretleri, Uzun Hasan'a arkasından; "Bizim sözümüzün fayda ve zararını, hayır ve şerrini bu taraflara gelince anlarsın. Gerçi şimdi bize kırılırsınız ama ne yapalım siz bilirsiniz." buyurdu. Çok geçmeden yapılan harpte Uzun Hasan'ın askeri bozguna uğrayıp kendisi ve yakınları perişan bir hâle düştü. Sonra yine Pîr Muhammed Hazretlerine gelerek âkıbetinin nereye varacağını sormadan edemedi. Pîr Muhammed Erzincânî Hazretleri ona; "Fâtih Sultan Mehmed Han, şânı büyük affı seven bir sultandır. Sizi incitmezler. Edep ile hareket edeni rencide etmezler." buyurdu. Sonra çok sevdiği talebelerinden Pîr Ahmed Efendi’yi Fâtih Sultan Mehmed Han’a gönderip Uzun Hasan'la arasında sulh yapılmasını sağladılar.