106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

DERVİŞLİK YOLU / Dervişlik de Himmet

Kâinatın her zerresini ve olmuş olacak ne varsa hepsini Allah yaratmıştır ve O yaratır. İnsanlar âlemi de bu kâinatın cümlesindendir. Binaenaleyh, insanoğlu da bu Rabbani kudretin hâkimiyeti altındadır. O da Allah’ın kudretinin kabzasındadır. İnsanoğlunun her ferdi, yaratanın tasarrufu altındadır. Ve insanoğlu da noksan sıfatlardan münezzeh ve yüce olan Allah’ın kuludur. O, yüce kudret sahibi Allah-ü Teâlâ Hz.leri cümle mevcudadı Rasulullah (sav) Efendimizin hürmetine yaratmış ve insanoğlunun, O’nun şefaatiyle nurlandırmıştır. Sonra, O’nun sancağını peygamber varisi mürşidi kâmiller devralmış ve dergâhlarda Kur’an ve Sünnet ışığında, kendilerine tâbi olan dervişlerin Allah’a vuslat bulmaları için mücadele etmişlerdir. Rabbimiz onlara özel hususiyetler vermiş, böylece onlar, dervişlerinin her türlü maddi ve manevi sıkıntılarına yetişmek gibi mühim yetkilere erişmişlerdir. Cennet Mekân Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.leri öyle buyururlar; “Mürşid-i Kamil olan bir zâtın dervişleri ayrı ayrı ülkelerde, şehirlerde, köylerde, kasabalarda olursa olsun, eğer sıkıntıya düşseler veya sekerat halinde olsalar dahi, Allah’ın izni ile o dervişlerinin hepsine aynı anda yetişebilecek maneviyatı vardır.” Bu hususta Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: Bir çölde gidiyorsunuz. Hayvanınız elinizden kaçtı. Size yardım edecek bir kimse yok... Uçsuz bucaksız bir yer... Koşup yetişmeniz mümkün değil... Yiyeceğiniz, içeceğiniz hayvanınızda... Çaresizsiniz. Ne yapacaksınız şimdi?”,  "Ey Allah'ın erenleri, evliyası; bana yardım edin!

Bana medet eyleyin, inâyet eyleyin!" diye söyleyin! Çünkü Allah'ın bazı vazifeli kulları vardır, yardıma gelirler." (Râmûzül Elhâdis).

Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir serden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a yönelmesidir. (Cürcani) Himmet, ilahi nurla temizlenmiş ve takva ile yücelmiş ruhların Allah’ın izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bağlı değildir, mekân ile sınırlanmazlar. Maddi şartlar onlara engel olmaz. Himmet, kâmil velilere emanet edilmiş ilahi bir nurdur. O nur ile yol alır, hak yolcularını terbiye ve takviye ederler. Evliyayı kiramın himmeti, yayından çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri çevirir. Evliyaya muhabbet edene, sevene de böyle kuvvetli himmet gelir. Evliya izam daima Ümmet-i Muhammed’in (sav) iyiliğini, refahını ister, işte bunların himmeti dağları yürütür.

“Bu mürşid-i kâmillerin himmeti, ölmüş kalpleri diriltir. İmanımız vardır. Bunlar çağıranlara yetişirler. Biriniz azarsanız, şaşarsanız yahut bir şeyde yardımcı muhafaza edici isterseniz, hiç kimsenin size yoldaş olmadığı ve naçar kaldığınız yerde: “Ey Allah (cc) Hz.lerinin has kulları! Beni muhafaza ediniz. Ey Allah (cc) Hz.lerinin has kulları! Bana yardım ediniz!' deyiniz." (Müzekkin Nüfus. S.69)

İşte böyle bir mürşidi kâmilin manevi terbiyesine girip de dervişlik yoluna baş koyan müride daima üstadından himmet gelir. Manevi olarak her an kontrol altında ve muhafaza edilir. Mürşid için himmet hususunda bir sorun yoktur ancak dervişin gayreti kendisine gelen himmeti doğrudan etkiler. Bir gün derviş üstadına gelip, “Himmet efendim” diyerek himmet ister. Üstadı, “Hizmet evladım.”, der. Defaten bu hadise tekrarlanır, her seferinde üstadın cevabı aynı olur. Yani derviş Allah rızası için hizmet ettikçe, cömertlik yaptıkça, ahlakını güzelleştirdikçe himmet de sağnak sağnak dervişe ulaşır. Bir nevi bunlar himmetin anahtarıdır. Arifler demişlerdir ki: “Mürşidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasında güzel ekin isteyen bir kimseye düşen ilk iş, tarlayı temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, peşinden de gerekli sulamayı yapmaktır. Bundan sonrası elini açıp hayırlısını istemek zamanıdır. Bunları yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolaşsa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasında ekin değil, ancak diken biter.”

Bunları öğrendikten sonra derviş nasıl himmet istemesi gerektiğini bilmelidir.

Evladım! Manen daraldığınızda “Baba” diye himmet isterseniz; tesiri daha çabuk olur. Zira bize maneviyatta “BABA” lakabı verilmiştir.

 S. Emir Sultan ks. Hz.leri bir gün bir talebesini çarşıya bir ihtiyaç için gönderiyor.

Şeyhülislâm Molla Fenâri o sırada ulu camide vaaz verecektir. Derviş diyor ki; gelmişken şeyhülislâmın vaazını gidip dinleyeyim, onun hayır duasını alayım.

Bu niyetle camiye giriyor. Fakat o girdikten sonra cami başlıyor sallanmaya, yani deprem oluyor. Hemen cemaat korkuyla camiden dışarı kaçıyorlar fakat bakıyorlar dışarıda bir şey yok. Tekrar içeri giriyorlar, yine sallanıyor. 

O zaman feraset ehli büyük âlim Molla Fenâri bir murakabe yapıyor diyor ki;

İçinizde kim Emir Sultan’ın bir vazifesi için çarşıya gelmişte, bu camiye gelmiş, o işi yapmamış. Derhal gitsin kendine emredileni yapsın.

Talebe durumu anlıyor, hemen dışarı çıkıyor. İşini görüp Emir Sultan (ks) Hz.lerinin huzuruna varınca, üstadı ona başını kaldırıp sadece bakıyor ve talebe düşüp yıkılıyor. Ayılınca üstadı ona şöyle söylüyor;

“Ey oğlum! Dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarınız karşılanmadı mı ki başkalarından yardım beklersiniz? Bir kimse mürşidinden çeşit çeşit nimetlere kavuşurken gidip başkasından yardım istemesi, ona sual sorması, ilim öğrenmesi hem ayıp hem de gevşekliktir. Mürid, mürşidinin sevdiği her şeyi sever. Onu üzen her şeye üzülür. Mürşidinin canını sıkan bir şey oldu mu, bunu ferasetiyle anlar ve derhal gereğini yapar. Huzura her varışta edeple varır. Gıyabında da edeple oturur, edeple kalkar. Zihninde, hayalinde, tasavvurunda, hatta rüyalarında bile onunla konuşur, onunla gezer. Hızır Aleyhisselâm yanına gelse, kendisiyle konuşsa, kalbinin asıl iltifatı yine mürşidinedir. Zira ahdinde ve muhabbetinde ihlâslıdır. Bilir ki, bir kalpte iki padişah olmaz. Gönlünde çatallaşma başlayanların hemen hepsi yolda kalmışlardır.”

Dolayısıyla mürid himmet aldığı üstadına sadık olmalı ve Tasavvuf’un ölçülerini iyi özümsemelidir. Bu yolda edep ve usullere riayet edildikçe üstadın himmeti dervişe yetişir. Cenab-ı Hakk Üstadımızın himmetlerini üzerimizden eksik etmesin, yolundan ayırmasın inşallah…