106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANIMDAN GÖNÜLLERE / ALLAH-Û TEÂLÂ CÖMERTLERİ SEVER

 Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de:

“Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 38) buyuruyor. Kalpleri tenvir eden Allah-ü Teâlâ Hazretleridir. Hidayet ancak Allah’a (cc) mahsustur. Bunu size anlatmamım maksadına gelince:

Nevşehir’imizde bir adam vardı. Çok inançsız fakat çokta cömert birisiydi. Kendisi yakın köylüğümüzden. Abisi de bizim arkadaşımızdı. Terziydi. Ne kadar inançsız varsa birleştiler, gidip memleketimizin albayıyla görüştüler. Kendi aralarında toplanıp inançlı insanlarla çok uğraştılar.

Bir gün sabah namazından evvel Bekir Efendi camisine geldi. Beni görünce yanıma gelip ağlamaya başladı;

            –  Kimselere halimi söyleyemedim, dedi.

–  Nedir sıkıntın, dedim.

– Aman sorma. Bugün rüyamda hastalandım. Öyle bir hastalandım ki hastaneye düştüm. Vücudum şişti, bütün dünya benim üzerime bastı sanki nefesimi zor alıyordum.

Bana dediler ki;

            – Tabipler tabibi gelecek, ancak O’nda şifa var, başka kimse de yok.

            – Ne derseniz vereyim, diye ağlamaya başladım.

            Tabipler tabibi geldi. Hazreti Muhammed-ül Mustafa’ydı. Beyaz elbise giymişti, başında beyaz sarığı vardı. Ellerine eldiven takmıştı, elinde birde şırınga vardı. Yanında da hep sakallı sakallı zatlar vardı. Mübarek kendisi siyah sakallıydı, az bir şeyde beyazlık vardı. Ben yönümü döndüm, hiç sevmedim.

            – Ben o çöl bedevisini sevmem ki ölürsem öleyim, dedim. O anda gene bir bunaldım. Başka biri geldi dedi ki;

            – Kelime-i şahadet getir de, şu iğneyi sana vursun ki sıhhat bulasın.

            – Hayır, istemiyorum, dedim. Yönümü ters çevirdim, oraya da geldiler;

– Gel evladım, inat etme. Bak şimdi hastalık ilerliyor, dediler. En sonunda canım çekilmeye başladı, hırlamaya başladım, ayaklarımda can kesildi. Ruhum çıkacak gibiydi. Bu sefer;

– Ölmeyeyim, ben daha dünyaya doymadım, ailem var çocuğum var, diyerek ağlamaya başladım.

            – Öyleyse kelime-i şahadet getir, dediler.

            – Nasıl getireceğim, dedim.

            – Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Resulü”

           Başladım ben de söylemeye. Resulullah (sav) tebessüm etti;

            –  Şimdi kurtuldun evladım, dedi.

Geldi bana bir iğne vurdu, uyandığımda;

“Bütün vücudum ‘Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Resulü’ diyordu.

Çaresiz kaldım, hemen dışarı çıktım camiye gelmek için. Korktum, çünkü çevremdeki herkes dinsiz, inançsız kimseler, benim bu halimi görürlerse, vücudumdan çıkan bu sesi duyarlarsa diyerek ağlıyordu. Bir yandan da vücudu dıştan;

“Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Resulü” diyordu. Hayret, ettim;

– Aman Ya Rabbi, dedim. Rahmetin ne kadar geniş ne güzel, bu çocuk inançsızdı ama cömertliğiyle ne yollar aştı. Yolda bir fakir için işini bırakır o fakiri işini görürdü.

Bizim zenginlerimiz, hacılarımız, hocalarımız, bu işi yapmıyor.

Bir fakir gelirdi; “Hastane de doktor şu işimi görmedi” derdi, hemen koşardı yardımına.

Bir diğeri; “Askeriyede şu işim var” derdi. Hemen koşardı. “Maliyede şu işim var, belediyede şu işim var” dedin mi hepsini tanırdı. Gider o fakirin fukaranın işini halleder, elindeki parayı da cömertlikle harcardı. Böyle tefekkür ettikten sonra o gence dedim ki;

– Senin bu cömertliğinden dolayı Resûlullah Efendimiz seni irşat etmiş, iman aşısı yapmışlar.

           Babası Almanya olduğu için de;

–  Derhal babana telefon et ve yola çık. İstanbul’da tanıdığın var mı, dedim,

–  Amcam var, dedi.

– Ailene dahi söylemeden, amcanın yanına git, buradaki adamların yanına varırsan seni yine bozmak isterler, sen de onlara karşı gelirsin bir zıtlık yaparsın, çok kötü olur, dedim.

Hemen telefon etti. İstanbul’a amcasının yanına gitti.

Aradan on beş sene geçti, ziyaret için Nevşehir’e gelmiş. Orda esnaflara sormuş;

– İşte şöyle, şöyle bir Abdullah Baba vardı, nerde, diye ,

Esnaflar;

– Falanca yerde dükkânları var, demişler.

Çıktı geldi, siyah bir sakal koymuş.

– Tanıyabildin mi, dedi.

– Yok, dedim.

– Ben, falanca vardı ya işte o benim, deyince

– Allah (cc) hayrını versin sen misin, dedim.

– Hicaz’a gittim, Umre’ye de gittim. Ailem de Müslüman oldu. Çocuklarımızda Kur’anı okuyorlar Elhamdülillah. Şimdi İslam için elimden geldiği kadar yardımcı oluyorum. Allah (cc) razı olsun kurtuluşuma Sen vesile oldun, dedi.

Allah (cc) onlardan razı olsun. Şu kâfirlerin içerisinde din-i mübin-i islamiye için çok güzel faaliyetler yapıyorlar, çok güzel çalışıyorlar. Allah (cc) herkese İslam ile şereflenmeyi nasip etsin.