106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜ'MİNE ANNELERİMİZ / ÜMMÜ ZÜFER (r.anha)

"Allah sabredenleri sever. " (Al-i İmran, 146)

Hak’tan gelene sadece O’ndan geldiği için sabreden, O’nu üzmemek için halinden şikayet etmeyenlere ne mutlu… Ne mutlu onlara ki, başlarına sabrettikleri için dostluk makamında, “evliyaullah” olarak  anıldılar ve dünyada iken Cennet’le müjdelendiler.

İçimizde ki “BEN”İ (nefsin isteklerini) öldürmek, Mevla’yı bulabilmek ve Mevla’da fani olabilmek kolay değildir. Çünkü bu benlerin, nefislerin bir mürşid-i kamil elinde terbiyeye ihtiyacı vardır. Çok şükür ki bizler böyle bir Allah dostunu bulduk. Geriye bize kalan sadece Allah’ a kul olup, emirlerine uymak, Habib’inin ve varislerinin yolundan gitmek ve bu yegâne sevgililerin yolundan ayrılmamaktır. Aşk, sadakat… En önemlisi farzlara itaat, yasaklardan kaçma ve sıkıntılara, hastalıklara sabretmede azim…

Gerçek aşk eri sevgili Mevlana’mız Mesnevi’sinde:

Yemek, nasıl ki yakıcı ateşin üzerinde pişer ve lezzet kazanırsa, insan da hayatın çile ve dert ateşlerine tahammül ve sabır ile olgunluk ve gönül güzelliği kazanır. Tıpkı gülün dikenlere sabrederek bahçelerde çiçekler şahı olması gibi” buyurmuştur.

İşte sevgili okurlarımız, bu ayki sayımızda hastalığına sabrettiği için Cennet’le müjdelenen bir hanım sahabeden bahsedeceğiz. Ümmü Züfer’den…

Ümmü Züfer (r.anha) Habeşli, siyahî, iri yarı, uzun boylu bir hanımdı. Müslüman olmuş kimsesi olmadığı için de Allah Rasulü’ne (sav) sığınmıştı. Hz. Hatice’nin (r.anha) saç bakımını yapar böylelikle zaman zaman Rasulullah’ın (sav) evinde olur, O’nun farklı hallerini görür, bilirdi. O’nun sabrını bilirdi. Şükrünü bilirdi. Vefasını bilirdi.

Hz. Hatice vefat ettikten sonra ne vakit Allah Resulü’ne (sav) gelse hoş karşılanırdı. Allah Resulü (sav) kendisine ikram eder, “O, Hatice hayattayken bize gelirdi.” derdi. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Hatice’ye (r.anha) vefalıydı. Vefasını onun dostuna dostluk ederek gösteriyordu.

Ümmü Züfer (r.anha) azim ve irade sahibi bir hanımdı. İslâm’ı yaşama konusunda bilinçli ve şuurlu hareket ederdi. İmanından asla taviz vermezdi. O, bela ve musibetler karşısında tahammüllüydü. Kendisine cinniler musallat olmuştu. Bu yüzden sık sık hastalanırdı.  Sabrederdi. Nasıl etmesin? Bilirdi ki Peygamber (sav) ne hastalıklar geçirir, şikayet etmez, razı olurdu halinden. Efendimizin Hanımı Hz Aişe (r.anha) bir gün demişti ki; “Rasulullah’dan ziyade hastalığı şiddetli olan bir kimseyi görmedim.”

Ümmü Züfer de Sara hastalığına tutulmuştu. Fakat o bundan asla şikâyet etmedi. Bu hastalığını Allah’tan gelen bir imtihan olduğunu bilir ve tevekkül üzere hareket ederdi. Acı ve ıstıraplara sabır ve tahammül göstererek Rabbine teslimiyetin en güzel örneğini verdi. Hastalığın ilk dönemleri bu şekilde rıza halinde geçti. Fakat hastalık gün geçtikçe şiddetlenip artınca dikkat edemez duruma geldi.

O dönemde bu tür hastalıklar çoğalmıştı. Tedavi konusunda da kimsenin kesin, bir bilgisi yoktu. Ne yapılmalıydı? Nasıl hareket edilmeliydi? Bu sorulara cevap bulunamıyordu. Sonra zamanla cin çarpmış kimseler Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize getirilmeye başlandı. Onlara şöyle bir tedavi usulü uygulanırdı.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin bu tür hastaları tedavi edişiyle ilgili olarak İbni Cüreyc, şöyle anlatır:

“Efendimiz, huzuruna getirilen hastaların göğsüne vurur, ağızlarından siyah bir şey çıkararak onları tedavi ederdi.” Aynı rivayet şöyle devam eder:

Ümmü Züfer (r.anha) da bu hastalık sebebiyle huzura getirildi. Ama o iyileşmedi. Bunun üzerine Resulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem:

Bu kadın, dünyada böyle kalacak, ama âhiret yurdu onun için daha hayırlı olacak buyurdu. (Üstü’l-gabe, VII, 333)

Yine bir defasında Ümmü Züfer (r.anha) hastalanmıştı. Kardeşleri onu Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin huzuruna getirdiler. Ümmü Züfer halini arz etti. Nebiyy-i Zîşân sallallahu aleyhi vesellem onlara:

“Eğer arzu ederseniz dua ederim, Allah iyileştirir. İsterseniz dua etmem, öyle kalır. Ama âhırette kendisinin hiçbir hesabı olmaz. Yani hesaba çekilmez” buyurarak kardeşini muhayyer bıraktı. (Üstü’l-gabe, VII, 333)

Ümmü Züfer (r.anha) teslimiyet ve takva ehli bir hanımdı. Fakat sara hastalığına tutulduğunda üzerinin başının açılmasından da çok üzüntü duyuyordu. Farkında olmadan mahrem yerlerinin açılmasından endişe ediyor ve harama düşmekten korkuyordu. Bu hal onu rahatsız ettiğinden çaresiz kaldı ve Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimize müracat etti. Onun bu halini arz edişiyle ilgili olarak şöyle bir rivayet nakledilir:

Atâ İbni Ebî Rebah’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Abdullah İbni Abbas radıyallahu anh bana:

-Sana Cennetlik bir kadın göstereyim mi, dedi. Ben:

-Evet, göster, dedim. İbni Abbas şöyle dedi:

-Şu (iri yarı) siyah kadın var ya! İşte bu kadın (bir gün) Nebî (sav)’e geldi ve :

-Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem için Allah’a dua ediniz, dedi.

Nebî sallallahu aleyhi vesellem:

“Eğer sabredeyim dersen, Sana Cennet vardır. Ama yine de Sen istersen, Sana şifa vermesi için Allah’a dua ederim” buyurdu. Bunun üzerine kadın:

“Ben (hastalığıma) sabrederim. Ancak sar’a tuttuğu zaman üstümün başımın açılmaması için dua buyurunuz”, dedi. Nebî (sav) de ona dua etti. ( Müslim, 54)

Ümmü Züfer (r.anha) Cennet ile sağlık arasında tercih yapmak durumunda kaldı.

O, akıllı, zeki, azim ve irade sahibi bir hanımdı. Bir iman eri olarak tercihini ebedî hayatı için yaptı. Zira asıl hayat âhiret hayatıydı. Oradaki mutluluğu elde etmek en büyük gayesi idi. Bunun için bunca acı ve ızdıraba sabrederek Cennet’i kazanmayı arzuladı.

Sadece üstünün başının açılmaması için dua istedi. Onun bu îmanî aşkı ve ebedî saadet iştiyakı bela ve musibetlere karşı direncini, tahammül gücünü arttırdı.

O, bu hareketiyle ayrıca kendisinin bilinçli, şuurlu, sadakatli ve tam teslimiyet ehli bir Müslüman olduğunu göstermiş oldu. Onun sadakati meyvesini hemen vermiş ve Efendimizin duası hürmetine sar’a nöbetlerinde bir daha üstü-başı açılmamıştır.

Bu hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimizin iki şıklı cevap vermiş olması, bazılarınca garipsenebilir. İki Cihan Güneşi Efendimiz burada, hakkında en hayırlı olan bir şıkkı hatırlatmak suretiyle kadını iki iyilikten birini tercihte serbest bırakmıştır. Bu ashap ve ümmetine duyduğu şefkat ve merhametin tabiî bir sonucudur.

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bu davranışıyla asla, tedaviye karşı çıkmış değildir. “İstersen dua edeyim” buyurması bunun delilidir. Ancak tedavisi mümkün olmayan hastalıklar da olabilir. Bu tür hallerde asıl yapılması gerekli yolu göstermek üzere hastalığa sabretmenin Cennet gibi bir bedeli olduğunu duyurmuştur.

Ümmü Züfer (r.anha)’ın hayatı hakkında kaynaklarda başka bilgiye rastlanmamaktadır. Onun böyle bir derde yakalananlara ibret olması ve bu hadisenin bize kadar gelmesine vesile olması da bir bahtiyarlıktır…

Allah ondan razı olsun.

Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar eylesin.

İlel cennetil ebeda…