106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF / GÜZEL AHLAK

Güzel ahlâk, peygamberlerin, salihlerin sıfatı ve hâlidir. Ahlâk güzelliği ise insanı Allah’a (cc) yaklaştıran ve sayısız nimetlere ulaştıran bir kapıdır. "İslâm, güzel ahlâktır" buyuran Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine en sevimli olanların, güzel ahlâk sahipleri olduğunu bildirmiş ve ''Allah katında en sevgili kullar kimlerdir?'' sorusuna da ''Ahlâkı en güzel olanlardır" cevabını vermiştir.

Güzel ahlak; ihsan, ihlâs, isar (başkasını kendisine tercih etme), seyyienin peşine haseneyi eklemek (tabi kılmak), istikamet (dosdoğru olmak), ibadet ve maişette iktisat (orta halli olmak, yani orta bir yol tutmak), kendi nefsinin ayıp ve kusurlarıyla meşgul olup başkalarının ayıplarından sarf-i nazar etmek, insaflı davranmak, bazen ruhsatları işlemek, teslim ile birlikte itikattır, inanmaktır, kendi isteğiyle fakirleşmek, israfa varmaksızın mal harcamak, namusu korumak için mal infak etmek, emr-i mâruf yapmak, şüphelerden sakınmak, beis olan şeyleri bırakıp beis olmayan şeyleri işlemek, araları açılmış olanların aralarını bulmak, yoldan geçenlere eziyet verecek şeyleri yoldan gidermek, istişareye ve istihareye riayet etmek, edepli ve saygılı olmak, faziletli insanlara, şerefli mekan ve zamanlara hürmet ve saygıda bulunmak, mü’minlere karşı güleç yüzlü olmak, terbiye ve talim ile irşad olmak ve irşad etmek, selamı çok vermek, komşulara ikramda bulunmak, isteyene vermek, hatta istemeden vermek, başkasının yaptığı bir iyiliği büyük görmek, kendisinin yaptığını küçük görmek, güleç yüzlü olmak, alçakgönüllü olmak, sık sık tövbe etmek, iyilik ve takva yolunda ve mühlet vermede yardımlaşmak, acele edilmemesi gereken yerlerde acele etmemek, evi ve geçimi tedbir ile düşünmek, kibirlenene karşı kibirlenmek, herkesi layık olduğu menzillere indirmek yani layık olduğu derecede yer ve hürmet göstermek, insanların zelle ve hatalarını görmemezlikten gelmek, eziyetlere tahammül etmek, kadere rıza ve teslimiyet göstermek, başkalarına eziyeti terk etmek, tembelliği, insanlara düşmanlığı, güçlük çıkarma ve mücadeleyi terk etmek, usancı defetmek için azaltmak, nimeti dile getirmek, kardeşleri ve yardımcıları çoğaltmak, güç şeylere tahammül etmek, güzel isimlerle çağırmak, aile ve çocuklarına karşı bol elli olmak, töhmet yerlerinden sakınmak, zulüm yerlerinden ve isabetsiz sözlerinden sakınmak, Allah’ı unutmamak ve emirlerini harfiyen yerine getirmek, Tıbb-i Nebevi ile tabiplik yapmak, işlerde sabır ve sebat etmek, Allah’a itimad etmek, nefisle cihad etmek, iyi işleri ve maslahata uygun olan şeyleri yapmak; celp etmek, Allah yolunda sevmek ve Allah yolunda buğzetmek, yumuşak huylu ve edepli olmak, emanetleri ve ahitleri muhafaza etmek, hüsn-i zan sahibi olmak, salihlere, fakirlere, âlimlere, ihvan ve misafirlere hizmet etmek, küçüklere, yoksullara, yetimlere, hastalara ve hayvanlara merhametli ve şefkatli davranmak, tefekküre ve ibret almaya devam etmek, ilim talebinde bulunmayı adet haline getirmek, şiddetler arasında namaza, duaya iltica etmek, abdeste ve teheccüde ve diğer me’sur nafile namazlara devam etmek, nefis muhasebesi yapmak, nefse muhalefet etmek, Ehl-i Beyt’e muhabbet, adil ve latife sahibi olmak, münkerden nehy, nezahet ve vera gibi hasletleri yerine getirmek.

Kalbdeki iman; kemal derecesine yükselerek göze perde olup ha­rama baktırmazsa, ellere bağ olup kötülüğe uzandırmazsa, ayaklara zincir vurup fena yollarda gezdirmezse; yüzün hayâ perdesi, vicdanın sızısı, yüreğin merhameti olursa, ahlâk kemale ulaşmış olur. O insan, yüksek bir idrake sahip bulunur.

Bir hâdis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

“Allah'a imandan sonra akıllılığın başı, hayâ ve güzel ahlâk­tır”

Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla birlik olarak hareket etmek, müminlerin zorlukları aşmalarında büyük önemi olan imani bir sırdır. Tarih boyunca yaşanan olaylara baktığımızda zorluklar karşısında hep bu şekilde başarı elde edildiğini görürüz.

Başta âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (sav) ve O’nunla birlikte olan müminler bu ahlakı doruğunda yaşamış ve özverileriyle Kur'an ahlakının yayılmasına vesile olmuşlardır.

İslam dinini yaşamakla bütün insanlar sorumlu kılınmıştır. Allah ahirette her kulunu, Kur'an'a uyup uymadığından sorgulayacaktır. Bu nedenle dini yaşayan insan, Kur'an'ın emri gereği, Allah'ın beğendiği üstün ahlakı diğer insanlara da anlatmalı, onları doğruya davet etmeli, insanlara iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmaya çalışmalıdır. Kur'an, bu emirleri yerine getirme çabası içindeki insanlara, "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Ali İmran Suresi, 104) ayetiyle müjde verir.

Allah'a ve peygamberine iman edenlerin, "destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenlerin” (Araf Suresi, 157), ayetin devamındaki “İşte kurtuluşa erenler bunlardır” ifadesiyle, kurtuluşa ulaşacakları haber verilir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdular; “Müminlerin en mükemmeli ahlak bakımından en bakımlı olanıdır” buyurmuştur.  Ağza alınacak kötü sözlerin çok yanlış olduğunu ve hadisi şerif de  böyle buyrulduğunu ifade etti.

“Üç şey, üç yerde daha güzeldir.

1-Erkeğin hayâlı olması güzel, Kadının hayâlı olması daha da güzeldir.

2-Cahilin takva sahibi olması güzel, âlimin takva sahibi olması daha da güzeldir.

3-Fakirin  cömert olması güzel, zenginin cömert olması daha da güzeldir.

Biz peygamber ahlakı ile var olmalıyız, asla ama asla batı ahlakına teslim olamamalıyız.

Kişinin iki şeye ihtiyacı vardır;

1-Emin olmak yani: Güvenilir olmak, çünkü biz Muhammed-ül Emin'in ümmetiyiz.

2-Doğru sözlü olmalıyız: Peygamber Efendimiz (sav)’e birçok yalanla iftiralar atıldı, işkence gördü ancak; kimse O'na yalan söylüyor diyemedi.

“De ki! Eğer Allah'ı seviyorsanız, Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Allah affedicidir. Rahmet edicidir.” (Al-i İmran 31)

Güzel ahlak sahibi hakiki mümin, önce kendi günahını görür, kendini günahkâr görür; başkalarını ise kendinden daha iyi bilir. Bunu söz ve davranışları ile ortaya koyar. Hakiki mümin mağrur olmaz, saldırgan ve müfteri olmaz, mütevazı olur, güzel ahlâk sahibi olur.

Dinî hayatın içinde onun âdeta sahibi ve malikiymiş gibi görünen yahut kendini dinî hayatın mihenk taşı gibi gören bazı cahil Müslümanların kendini beğenme, kendi yaptıkları ile gururlanma, başkalarının niyetlerini okuma, bilmeden başkalarının dinî hayatı hakkında hüküm verme gibi nefsanî ve şeytani vesveselerle iç dünyalarını doldurduklarını görmek gerçekten insanı üzmektedir.

Böyle kimselerin işi gücü kendi hataları, kendi günahları değil, başkalarının hataları ve günahlarıdır; kendisi ile meşgul olmak değil, başkaları ile meşgul olmaktır; kendi yaptıkları ile değil, başkalarının yaptıkları ile meşgul olmaktır; kendini düzeltmeye değil başkalarını düzeltmeye çalışmaktır; kendine şekil vermek değil, başkalarına şekil vermeye çalışmaktır. 

İslâm âlimleri, güzel ahlâkı, "Güler yüzlü, kalp kırmaz, kimseyle münakaşa etmez, Müslümanlara kötü zanda bulunmaz, cömert, din hizmetinde bulunur" diye tarif ettiler.

Güzel ahlâka sahip kişi, kendisiyle hoş geçinilen ve başkalarıyla hoş geçinen insandır. Güzel ahlâka: "Ahlâk-ı Hamîde", "Ahlâk-ı Muhammediye", "Ahlâk-ı Cemîle" ve "Mekârim-i Ahlâk"diye isimler verilmiş.

Cenâb-ı Hak güzel ahlâkı ahiret saadetine lâyık kimselere ihsan eder. Resûl-ü Zişan Efendimiz, güzel ahlâkın sonsuz hazinesi ve ahlâk-ı ilâhînin muazzam numunesidir. Şanında "HABİBİM, SEN EN GÜZEL AHLÂK ÜZERE YARATILDIN (S. Kalem 4) buyruldu.

Hadis-i şerifte de: "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim" buyruldu. Rasulullah (sav) Efendimize, bir Arabî, karşısından gelerek,

 - Din nedir Ya Rasulullah?" dedi.

Rasulullah (sav):

"Güzel ahlâktır" buyurdu.

Aynı kişi sağ taraftan geldi aynı suali sordu ve aynı cevap verildi. Arabî sol taraftan gelip aynı suali tekrar etti. Server-i Kâinat Efendimiz aynı cevap ile mukabele buyurdu. Arabî dördüncü defa Fahr-i Risâlet'in arka tarafından gelip "Din nedir, Ya Rasulullah?" deyince,

Rasulullah (sav):

"Anlamadın mı? Din hiddetlenmemektir" buyurdular.

 

LOKMAN HEKİM HZ.’NE SORDULAR:

- Hangi haslet (güzel huy) daha iyidir?

- Halis din...

- Eğer iki haslet olursa?

- Din ve mal...

- Üç haslet olursa?

- Din, mal ve hayâ...

- Dört haslet olursa?

- Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk...

- Beş haslet olursa?

- Din, mal, hayâ, güzel ahlâk ve cömertlik... Allah-ü Teâlâ kime bu beş güzel hasleti ihsan ederse, o kimse, mü'min, müttakî, veli ve sevgilidir. O kimse şeytandan uzaktır...

“İnsanda en kötü huy, nedir?”, sualine,

- Allah-ü Teâlâ'ya küfürdür.

- İki olursa?

- Küfür ve kibir...

- Üç olursa?

- Küfür, kibir, ve şükürsüzlük...

- Dört olursa?

- Küfür, kibir, şükür azlığı ve cimrilik...

- Beş olursa?

- Küfür, kibir, şükürsüzlük, bahillik ve kötü ahlâktır...

Bu beş kötü huy bulunan kimse münafıktır, asidir, Hak Teâlâ'dan uzak, şeytana yakındır.  (Riyâzün-Nâsihşn)

Kadı İyad'ın "Şifa" adlı eserinden

Hazreti Ali (ra) Rasulullah (sav) Efendimize, hal ve hareketlerine hâkim olan esasları sordu.

Fahr-i Kâinat (sav) Efendimiz şöyle cevap verdiler:

İlim (bilgi), sermayemdir; akıl, dinimin esasıdır; arzu, binek taşımdır. Allah'ı zikir, arkadaşım; mahremiyet, hazinem; havf (Allah korkusu), refikim; ilim, silâhım; sabır, libasım (elbisem)dir. Kanaat, ganimetim (zenginliğim); tevazu, iftihar vesilemdir. Zevkten uzaklaşmak, mesleğim; açık sözlü olmak, gıdamdır. Doğruluk, şefaatçim; itaat, büyüklüğüm; mücadele, alışkanlığımdır ve kalbimin nuru, namazdır. (İslâma Giriş, M. Hamidullah s. 89)

İmam Gazali Haretlerinin "Ey Oğul" İsimli Eserinden:

Ahlâk üç kısımdır:

a. Ferdi Ahlâk

b. Aile Ahlâkı

c. İctimâî Ahlâk

 

Ferdî Ahlâk

Ferdi ahlakta uyulması zaruri olan hususlar: Allah korkusu, hayrı Allah rızası için işlemek, nimete şükretmek, emanete hıyanet etmemek, sabır ve kanaat ehli olmak, vazifeyi tam olarak yapmak, günah işlemekten kaçınmak, başkalarıyla hoş geçinmek, yalan, hased, riya, fitne ve fesattan kaçınmak...

Ulu ve aziz olmanın üç şartı vardır:

1) Mahlûkattan hiç bir şey dilememek,

2) Bir kimsenin arkasından fena söz söylememek,

3) Kendi eliyle koymadığı şeyi almamak. (Hakkı olmayan şeye sahip çıkmaktan sakınmak).

 

Aile Ahlâkı

Anaya babaya saygı ve itaat, hatta onlar zalim olsalar bile onlara karşı gelmemek...  Küçükken kız ve erkek evlâdın terbiyesine itina göstermek; altı yaşından itibaren Kur'an okumasını, namaz, oruç gibi din vazifelerini öğretmek ve yaptırmak... Eve girip çıkarken adaba riayet etmek, yakınlarına iyi davranmak, kızların evlenmesinde zengin ve itibarlı insanlardan ziyade iyi huylu ve namuslu kişileri seçmek...

 

İçtimaî Ahlâk (Cemiyet Ahlâkı)

Alışverişte doğruluk, üstatlara ve âlimlere saygı, komşunun hakkına riayet, halk ile iyi geçinmek, dostları iyi ve kötü günlerinde ziyaret, hastaları ziyaret, çarşı pazarda edep ve terbiyeye dikkat etmek...

İşte bir Müslüman’ın takvalı olabilmesi için, ilim irfan, hikmet, güzel ahlâk sahibi olması gerekir. İlmi olmazsa, irfanı olmazsa, hikmet sahibi değilse nasıl bilecek?

 

"Allah'ım! Rahmetine muhtacım, halimi arz ediyorum. (İhtiyacım ve fakrım sebebiyledir ki) ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifâyâb (şifa veren) kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle Cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâka (yok olmaya) davetten, kabir azabından korumanı diliyorum."

Hz. Muhammed (SAV) (Tirmizi, Daavât 30)