106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

AYIN KONUSU/ Kur’ân-ı Kerîm Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak

              “Allah Teâlâ, mahlûkunu yaratmazdan bin yıl önce, Tâhâ ve Yâsîn surelerini okudu, Melekler Allah-ü Teâlâ'nın Kur'ân okuyuşunu dinlediklerinde dediler ki, Cennet o ümmete olsun ki bu okunan kelâm onun üzerine nâzil olacaktır. Cennet o göğüslere olsun ki bunu yüklenecektir ve Cennet o dillere olsun ki bununla konuşacaktır.” (Dârimî)

Kur’an-ı Kerim’in, beşer takatinin üstündeki beyanatı sonsuzdur. İlim sahipleri yanında onun faydaları hudutsuzdur. Kur'ân çok okumakla eskimez. Öncekileri ve sonrakileri irşâd eden ilahi bir kitaptır. O kitaba iman eden bir kimse muvaffak olmuştur. Onunla söyleyen, doğru söylemiştir. Ona yapışan, hidayete ermiştir. Onunla amel eden, zaferi elde etmiştir. Nitekim Allah-ü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Hiç kuşkusuz Kur'an'ı Biz indirdik ve muhakkak ki onu Biz koruyacağız.” (Hicr/9)

Kalbimizin, Kur’ân’ın ruhaniyetinden feyz alarak hikmet ve sırlarla dolabilmesi, ancak onu okurken sahip olduğumuz kalbî seviyeye bağlıdır. Cenab-ı Hakk’ın lütfettiği ikramların en büyüklerinden biri de, insanı Kur’ân’a muhatap kılmasıdır.

Ruh ve bedenin gerçek huzur ve sükûnuna ait mükemmel ölçüler, Kur’ân-ı Kerîm’in feyizli muhtevasında mevcuttur. İnsanın saadet ve selâmeti, bu ideal ölçülerden aldığı hisse nispetinde mümkündür. Kur’ân’ın ruhaniyetine sığınmayıp, ona sırt çevirmek suretiyle ölçüsünü kaybeden bir kimse, insanlık haysiyetine yazık etmiş, bu nimete nailiyet karşısında en dehşetli nankörlüğe sürüklenmiş demektir.

Kur’ân, kanayan ruhlara, yorgun gönüllere şifa ve teselli bahşedici ilâhî hikmetler membaıdır. Bizlere nice hayır ve sevapların hudutsuz ulaşacağı gizli bir hazine gibidir. Rabbimiz Kur’an-ı Azimüşşan ile şereflendirdiği biz kullarını, bunun yanında ihsan ettiği birçok lütufla da nimetlendirmektedir.

İbni Mesud (ra) der ki:

“Kur'an'ı okuyunuz. Çünkü sizlere, Kur'an'ın her harfi için on sevap verilir. Dikkat ediniz! Ben 'Elif, Lam, Mim' bir harftir demiyorum. Elif ayrı, Lâm ayrı ve Mim de ayrı harflerdir. Herhangi birinizin kendi durumunu yoklamasına gerek yoktur. Eğer o kişi Kur'an'ı sever ve ona hayranlık duyarsa, bilmiş olsun ki Allah'ı ve Rasulü'nü de sever. Eğer Kur'an'a buğzediyorsa, muhakkak Allah'a ve Rasûlü'ne de buğzediyor demektir.”

Dünyayı bizler için bir imtihan merkezi kılan, bu yolda salim bir şekilde yürüyebilmemiz için Âlemlerin Efendisine bizleri ümmet kılan ve en mükemmel kitap olan Kur’an-ı Kerim ile adeta yol haritamızı bizlere sunan Mevlayı Zülcelâl Hazretleri, ilahi kelamına uygun bir ömür sürmemizi bizlere emrediyor ve ayeti kerimesinde:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllere bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yûnus, 57), buyuruyor.

Rasulullah (sav) Efendimiz hadisi şeriflerinde; “Her ziyafet çeken, ziyafetine (insanların) gelmesini ister ve bundan memnun olur. Kur’ân da Allah’ın ziyafetidir. Ondan uzak durmayınız. Kur’ân okuyunuz… Çünkü Allah, içinde Kur’ân bulunan bir kalbe azap etmez…” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân, 1) “Gerçek Kur’ân ehli, ehlullâhtır ve onlar Allah’ın has kullarıdır.” (Hâkim, Müstedrek, I, 743)

İnsan ruhu ancak Mevlayı Zülcelâl Hazretlerinin zikri, Kur’an-ı Azimüşşan ve manevi muhabbete sevk eden ilahi nimetlerle genişler, huzur bulur. Ömür, bu sevk üzere devam ettiği müddetçe sürur ile dolar. Ashabı Kiram Hazeratı bu minval üzere yaşamışlar ve Kur’an-ı Kerim ile hemhal bir ömür sürmüşlerdir.

İbn Ömer ve Cündüb'ün hadîsinde şöyle vârid olmuştur:

“Biz uzun bir zaman yaşadık. Bizden herhangi biri Kur'an'dan önce imanı elde ederdi. Muhammed-ül Mustafa'ya (sav) Kur'an'dan bir sure nazil oluyordu. Biz onun helâlini, haramını, emrini, yasağını ve onun neresinde durmak gerekiyorsa onu öğreniyorduk. Sonra bazı kişileri gördük ki onlar imandan evvel Kur'an'ı elde ederler. Kitabın başlangıcından sonuna kadar okuduğu halde hangi ayet kendisine emretmektedir, hangi ayet kendisini sakındırmaktadır, bilmediği gibi, nerede duracağını da bilmez. Âdeta çürük hurmaları savurduğu gibi, ayetleri savurup geçer.”

Hasan Basrî Hazretleri şöyle der: “'Allah'a yemin ederim, Kur'ân’dan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi, ondan mahrum olmaktan da daha fakirlik yoktur. Siz Kur'an'ın okunmasını konaklar edinmişsiniz, geceyi de deve... O deveye biner, onunla konakları geçersiniz. Oysa sizden öncekiler Kur'an'ı Rablerinden risaleler ve fermanlar olarak görürlerdi. Geceleyin sabahlara kadar Kur'an'ı düşünür ve gündüzleyin onun ahkâmını uygularlardı.”

Günümüzde yaşamış olduklarımız göz önüne alınınca ne halde olduğumuz çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Zamanımızda yaşanan kasavetin, bunalmanın, sıkıntıların büyük bir çoğunluğu Kur’an-ı Kerim’den uzak geçen bir hayatın tam merkezinde oluşumuzdandır. Zikrullâh ve Kur’ân tilâvetinden mahrum kalpler, kasvete duçar olurlar. Nitekim sahabeyi kiramdan Ebû Musâ el-Eş’ârî (ra) Hazretleri kendisini ziyarete gelenlere:

“Kur’ân okumaya devam ediniz! Sakın, uzun müddet Kur’ân okumayı terk etmeyin! Aksi hâlde sizden öncekiler gibi sizin de kalpleriniz katılaşır.” (Müslim) tavsiyesinde bulunmuştur.

İbn Mes'ud (ra) da şöyle demiştir: 'Kur'ân insanlara onunla amel etmeleri için nâzil oldu. İlk insanlar ise, Kur'an'ı amel etmek için okudular. Sizin herhangi biriniz ise, Kur'an'ı başından sonuna kadar okur, tek bir harfini dahi bırakmaz. Oysa onunla amel etmeyi tamamen terk etmiştir.'

Fudayl b. İyâz şöyle der: “Kur'ân ile amel edene en yakışan hareket, hiç kimseye hatta sultanlara ve rütbece onlardan daha küçük olan diğer idarecilere de muhtaç olup el açmamasıdır! Bu bakımdan Kur'ân hâmilinin insanlara muhtaç olmaması, aksine insanların ona muhtaç olması, ona daha uygun ve yaraşır bir harekettir.”

Kalbimizin, Kur’ân’ın ruhaniyetinden feyz alarak hikmet ve sırlarla dolabilmesi, ancak onu okurken sahip olduğumuz kalbî seviyeye bağlıdır. Bu sebeple Kur’ân’ın hakikatine vasıl olabilmek için, kalbe irtifa kazandırmak icap eder. Zira bir hidayet rehberi olan Kur’ân-ı Kerim, kendisine yaklaşanın, kalbî niyet ve durumuna göre hem irşada hem de ideale götürebilecek bir mahiyet taşır. Yüce Rabbimiz, hakkıyla okunan Kur’ân ayetlerinin müminlerin gönül âlemlerinde yapacağı tesiri ve meydana getireceği manevi coşkuyu şöyle beyan buyurur:

“… Rabblerinden korkanların, bu Kitâb’ın tesirinden dolayı tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar.” (Zümer, 23)

“… Allah’ın ayetleri müminlere okunduğunda, onların imanlarını arttırıp güçlendirir.” (Enfal, 2)

Kur’ân-ı Kerim’den lâyıkıyla istifadenin birinci şartı, ona ihtimam ile yaklaşmaktır. Çünkü o ihtimam, Kur’ân’a atfedilen ehemmiyetin bir tezahürüdür.

Gerçekten Kur’ân-ı Kerim, kıyamete kadar beşeriyetin ihtiyaçlarını karşılayabilecek kemâlât, hakikat ve esrarı ihtiva etmesiyle de, muhteşem bir kılavuz hüviyetindedir. Allah-ü Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’in bu hususiyetini şöyle beyan eder:

“Şüphesiz ki bu Kur’ân en doğru yola iletir; sâlih amellerde bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsrâ, 9)

Kur’ân-ı Kerim, rehberliği kıyamete kadar devam edecek olan ilâhî bir kitap olduğundan, onun gölgesi altındaki her mümin de, ölümün ebediyet kapısı aralanıncaya kadar Kur’ân hükümlerine ve Kur’ân hayatına sadık kalmak mecburiyetindedir. Bu dünyada kalbî saadet ve selâmet, âhirette ise Cenab-ı Hakk’ın rızasına nail olarak ilâhî nimetlere gark olmak, ancak bu suretle mümkündür.

Kur’ân’dan lâyıkıyla istifade edebilmek, onun kalben okunabildiği nispette gerçekleşir. Şu hadîs-i şerif, bu kalbî hâli ne güzel ifade eder:

Kur’ân tilâveti için hangi ses ve kıraat daha güzeldir, diye sorulduğunda, Rasulullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Kur’ân okuyuşunu duyduğunda, Allah’tan korktuğu hissini sende uyandıran kimsedir.” (Dârimî, Fezâilu’l-Kur’ân, 34)

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ı dehşete getirip hidayetine vesile olan da, kız kardeşi Fâtıma’nın evinde huşu içinde okunan Kur’ân-ı Kerim idi. Şu ayet-i kerimeler, Kur’ân-ı Kerim’in nasıl bir keyfiyetle okunması gerektiği hususunda bizlere ışık tutmaktadır:

“(Rasûlüm!) Bu Kur’ân, ayetleri üzerinde (insanlar) inceden inceye düşünsünler, selim akıl sahipleri ibret alsınlar diye Sana indirdiğimiz feyiz kaynağı mübarek bir kitaptır.” (Sâd, 29) “(Ey Rasûlüm!) Kur’ân’ı tertil üzere (tane tane) oku.” (Müzzemmil, 4)

Öte yandan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın, Bakara suresini on iki yılda ikmal ettiği ve bitirince de şükür kurbanı olarak bir deve kestiği rivayet edilmiştir. (Kurtubî, el-Câmî, I, 40)

Bütün bunlar Allah’ın kitabını tilâvet ederken, sırf telaffuz muhtevasında kalmayıp, onun batınından hisse almak, ahkâmına tabi olmak ve ahlâkıyla ahlâklanmak icap ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Emevî halifesi Süleyman bin Abdülmelik’in halka ilk konuşması şöyleydi:

“Ey Allah’ın kulları! Siz, Allah’ın kitabını rehber edinin. Onun verdiği hükme razı olun. Onunla amel edin. Çünkü bu Kur’ân, sabah aydınlığının geceyi izale ettiği gibi, şeytanın kurduğu tuzağı ve hileyi bertaraf eder.” (Beyhakî, Kitâbü’z-Zühd, 61)

Bütün bunlar dikkate alındığında Kur’ân-ı Kerîm’le ünsiyetin hayatımızda ne kadar mühim bir yer işgal etmesi lâzım geldiği kolayca anlaşılır. İlâhî Kelâm’ın sürûr ve neşesiyle gönüllerimizin dolup taşmasını, Rabbimizden niyaz etmeliyiz. Nitekim Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin bir duası da şöyleydi:

“…Rabbim! Kullarından herhangi birine öğrettiğin, kitabında indirdiğin, ya da bilgisini katında gizlediğin her bir güzel ismin hürmetine, Senden niyazım şudur ki: Kur’ân’ı gönlümün baharı, sadrımın nuru, hüzün ve kederimin çaresi eyle!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 391)

Bizlere lütfu ilahi olarak bahşedilen Kur’an-ı Kerim’de birçok emir ve nehiy bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmını aşağıda derledik ki bu vesileyle onları öğrenip, Cenab-ı Hakk’ın ahkamına tabi olalım. Böylece o hikmetler denizinde gönül dünyamızı aydınlatalım. Cenab-ı Hakk muhtelif ayetlerde şöyle buyuruyor:

“Secde edin!”, “Sabredin!”, “Geceleri Kur’an okuyun!”, “Allah (cc)’ı zikredin!”, “Sadece Allah (cc)’ ı vekil tutun!”, “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!”, “Namazı kılın!”, “Zekat verin!”, “Allah (cc)’tan af dileyin!”, “İnsanları uyarın!”, “Allah (cc)’ ı tesbih edin!”, “Allah (cc)’ın nimetlerini zikredin!”, “Kur’an ile öğüt verin!”, “Sürekli iyilik faaliyetlerinde olun!”, “Kur’an’dan yüz çevirenden sizde yüz çevirin!”, “Rabbinizden indirilene (Kur’an, İslam) uyun!”, “Dualarınızı korku ve ümit içinde gizlice yapın!”, “Allah (cc)’a güzel isimleriyle dua edin!”, “Marufu (iyiliği) emredin!”, “Affetmeyi esas alın!”, “İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin!”, “Cahillerden yüz çevirin!”, “Şeytanlardan Allah (cc)’a sığının!”, “Kur’an okunduğu zaman susun ve dinleyin!”, “Allah (cc)’ın üzerinizdeki nimetlerini anın!”, “Şeytanı düşman bilin!”, “Ailenize namazı emredin!”, “Ana babaya iyi davranın!”, “Akrabaya, çaresize ve miskine yardım edin!”, “Ahde vefalı (sözünüze sadık) olun!”, “Ölçü ve tartıda dürüst olun!”, “Göklerde ve yerdeki sırları araştırın!”, “Dünya nimetine aldanıp dinini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun!”, “Üzerine Allah (cc)’ın adı anılan şeylerden yiyin!”, “Günahın açık ve gizlisinden kaçının!”, “Adil olun!”, “Allah (cc)’tan korkun!”, “Kötülüğü en güzel tavırla savın!”, “İhtilaflarda hükmü Allah (cc)’a bırakın!”, “Sıratı müstakim (dosdoğru yol - İslam yolu) üzere olun!”, “Peygamber ehlibeytine sevgi ve saygı gösterin!”, “Allah (cc)’a sığının ve kaçın!”, “Benliğini Allah (cc)’a adamış kişileri dost tutun!”, “Nimetlere şükredin!”, “Bilmediklerinizi bilenlere (Kur’an ehline) sorun!”, “Allah (cc)’a daveti hikmet, güzel öğüt ve güzel tartışmayla yapın!”, “Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın!”, “İyilik ve güzellik üretmekte yarışın!”, “Sabır ve namazla yardım dileyin!”, “Helal ve temiz yiyecekler yiyin!”, “Kısası uygulayın!”, “Ramazan ayında oruç tutun!”, “Sahip olduğunuz nimet ve imkanlardan başkalarına da pay çıkarın!”, “İnfak edin!”, “Güzel düşünüp güzel davranın!”, “Namazları koruyun!”, “Ribadan uzak durun!”, “Borçlarınızı yazın! “Allah (cc)’ın Resulü’ne itaat edin!”

“Beytullah’ ı ziyaret edin!”, “Kendinizi sürekli hesaba çekin!”, “Cuma namazını kılın!”, “Evlatlıklarınızı öz babalarına nisbet ederek çağırın!”, “Peygamberinize salât ve selam edin!”, “Yetimleri kollayıp eğitin!”, “Emanetler ehline verin!”, “Ulul emre (sizden olan emir sahiplerine) itaat edin!”, “Zulme uğrayan insanlar için çarpışın!”, “Selama kesinlikle karşılık verin!”, “Allah (cc)’a, Resullerine, meleklere, kitaplara ve ahirete iman edin!”, “Bakışlarınızı zinadan koruyun!”, “Hepiniz Allah’a (cc)’a tövbe edin!”, “Evlenme durumuna gelenleri evlendirin!”, “Meclislerde yeni gelenlere yer açın!”, “Fasıkların getirdiği haberleri iyice araştırın!”, “Müminler arası barışı sağlayın!”, “Zandan sakının!”, “Kendinize ve ailenize sahip çıkın!”, “Allah (cc)’ın yardımcıları olun!”, “İyilik ve takva üzere yardımlaşın!”, “Namaz kılacağınız zaman abdest alın!”, “Cünup iseniz gusledin!”, “Allah (cc)’a varmak için vesile arayın!”, “Uyuşturucu, kumar, alkol ve şans oyunlarından uzak durun!”, “Müminler kendilerine komşu olmak isteyenlere imkân versin!”, “Sadıklarla beraber olun!.”

Müslim'de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (ra)'den, Resulullah’ın (sav) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Kur'an-ı öğreniniz Şüphesiz O, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır." En-Nevvas b Sem'an (ra)’da konunun devamı niteliğinde şu hadisi naklediyor; Hz Peygamber'i şöyle derken duydum: "Kıyamet günü Kur'an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân Sureleri bulunur" (Müslim)

Rabbimiz Zülcelâl ve Tekaddes Hazretlerinin ilahi kelamı olan, kusursuz ve mükemmeliyette zirve yapmış aynı zamanda Rasulullah (sav) Efendimize indirilmiş olması itibariyle özel bir hususiyeti olan Kur’an-ı Kerim, hayatımızın bütününü kapsamaktadır. Bizlere düşen onu okurken ve onunla amel ederken gönlümüzü Cenab-ı Hakk’a rabtetmek ve böylece husule gelecek manevi irtibat ve keyfiyetin neşesine ermektir. Konumuzu bu neşeye ermiş bir genç ile ilgili bir kıssa ile sonlandırıyoruz. Cenab-ı Hak bizlere bu Kur’an ayı hürmetine, Kur’an-ı Kerime ve Sünneti Rasulullah’a uygun bir hayat sürmeyi nasip ve müyesser eylesin…

Bir genç hafızlığını tamamlarken her gün sabaha kadar Kur’an’ı hatmeder. Bundan dolayı da sabah derslerine yorgun ve bitkin olarak çıkar. Durumu öğrenen hocası Kur’an’ı bu şekilde okumasını arzu etmediği için bir gün onu karşısına alır ve: “Evladım! Biliyorsun Kur’an, indiği gibi okunmalıdır. Bu gece sen Kur’an’ı, karşında ben varmışım gibi oku!” tavsiyesinde bulunur. Genç gider ve Kur’an’ı hocasına okuyormuş gibi okur. Sabah huzura geldiğinde: “Efendim, bu gece Kur’an’ı ancak yarısına kadar okuyabildim. Bunun üzerine hocası: “Pekâlâ, bu gece de Efendimiz (sav)’e okuyor gibi oku!” emrini verir. Talebe şaşkınlık ve heyecan içinde Nebîler Serveri’nin huzurunda olduğu düşüncesiyle o gece daha dikkatli okur. Ertesi gün de üstadına Kur’an’ın ancak dörtte birini okuyabildiğini söyler. Üstadı talebesindeki manevi yükselişi görünce: “Bugün de o emin melek Cebrail’in Efendimiz (sav)’e (sallallahu aleyhi vesellem) tebliğ ettiği anda dinliyor gibi oku!” der. Talebesi ertesi gün “Vallahi üstadım, bugün ancak bir sure okuyabildim.

Üstadı son adımı atar: “Evladım! Şimdi de onu binlerce hicabın verasında bulunan Yüce Rabbimizin huzurunda okuyor gibi oku! Düşün ki O seni dinliyor ve Kur’an’ı senle mukabele ediyor!” Talebe ertesi gün gözyaşları içinde üstadına gelir ve şöyle der: “Üstadım! Fatiha’dan başladım ilk ayetleri okudum; ama ‘İyyâke nağbüdü’ demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü, ‘Sadece Sana kulluk yaparım!’ diyemedim…