106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

KISSADAN HİSSE /

Abdülkâdir Geylânî Hz.leri daha küçüklüğünden itibaren ilme ve tasavvuf büyüklerine karşı içerisinde derin bir heves ve iştiyak duymakta idi. Zamanın ilim ve kültür merkezlerine gidip, ilmini genişletmek ve mânâ büyüklerinden feyizlenmek arzusuyla yanıp tutuş­maktaydı. Bu arzusunu annesine bildirmiş, fakat annesi yaşının ilerlemiş olması sebebiyle, belki oğlunu bir daha göreme­yeceği endişesiyle, ona izin vermemişti. Ancak bir gün meydâna gelen ilginç bir hâdise genç ilim âşığının bu arzusunu gerçekleştirmesine vesîle olur. Abdül­kâdir Geylânî Hz.leri; annesinin fikrini değiştiren bu muazzam hâdiseyi şöyle anlatır:

“Küçükken, bir arefe günü arazîye çıkmıştım. Çift süren öküzlerin peşine takıldım. Bir öküz Bana dönerek şöyle dedi:

“Ne bu iş için yaratıldın, ne de bununla emredildin…”

Bu­nun üzerine, korkarak, eve döndüm. Evin damına çıktım. Orada “Arafat’ta vakfeye duran insanları gördüm. Hemen anneme koştum. Ondan, Bağdat’a gidip ilimle iştigal ve sâlihleri ziyaret etmem hususunda izin istedim. Benden bu işin sebebini sordu. Ben de durumu kendisine bildirdim.”

Annesinden müsaade alan Abdülkadir Geylani Hz.leri, daha dokuz yaşında iken Bağdat'a ilim tahsiline gitti. Giderken annesi oğlunun beline kırk altın bağlamış ve bazı nasihatler de bulunarak şöyle demişti:

“Oğlum sakın, ne olursa olsun yalan söyleme!”

Abdülkadir'in de içinde bulunduğu kervan, Bağdat yolunda devam ediyordu. Bir vadiden geçerken kervanın önünü kırk kişilik bir eşkıya grubu kesti. Eşkiyalar kervanda işlerine yarayan ne varsa aldılar. Ayrılacakları zaman, içlerinden biri Abdülkadir Geylani Hz.lerine:

“Senin neyin var?”, diye sordu. O hiç tereddüt etmeden:

“Belimde kırk tane altınım var!” dedi. Eşkiyalar üzerini bile aramaya lüzum görmedikleri çocuğun öyle söylemesine hayret etmişlerdi. Onu alıp reisIerinin yanına götürdüler. Reis:

“Evladım biz Seni aramayacaktık. Sen niye Bende altın var dedin ve başını derde soktun, deyince, Abdülkadir Geylani Hz.leri:

“Ben dünya malı için anneme ve Allah'a verdiğim sözümü bozamam!” diye cevap verdi. Henüz dokuz yaşında bulunan bir çocuktan bu sözleri duyan eşkiya reisinin kalbi yumuşamaya başladı. Bir müddet karşısındaki çocuğu ve kendi halini düşünen eşkiyabaşı:

“Arkadaşlar, ben şu andan itibaren bu zamana kadar yaptığım bütün günahlarımdan dolayı pişman oluyor ve tövbe ediyorum, bundan sonra da bir daha kötülük işlemeyeceğime söz veriyorum. Eğer siz bu işe devam etmek istiyorsanız, başınıza başka bir reis bulun!” dedi ve bütün alınan malların geri verilmesini emretti. ReisIerini dinleyen diğer eşkiyalar:

“Biz bu işe seninle başladık, seninle bitireceğiz. Madem sen vazgeçtin biz de tövbe istiğfar ediyoruz, dediler. Abdülkadir Geylani Hz.lerinin ihlâslı ameli semerisini verdi, eşkiyalar kervandan aldıkları bütün malları geri verdiler. Ve o zamana kadar o muhitin korkulu rüyası iken oralarda bir kötülüğün bile işlenmesine müsaade etmez oldular.

 

 

Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin seçkin dostlarından olan ve yüzyıllardır insanlığa Allah’a vuslat yolunda rehberlik eden evliyalar zümresinin sertacı Abdülkadir Geylani Hazretlerinin hayatından bir nükte olarak hazırlamış olduğumuz bu kıssa, bir müminin ve özellikle Allah’a dost olmayı arzulayan her müridin en büyük kılavuzudur. Rasulullah (sav)Efendimiz; “Benim ümmetim asla yalan söylemez.” buyurmuştur. Geylani Hz.leri Efendimizin (sav) bu emrine itaat etmiş ve annesinin tembihine tabi olarak, o gün için 40 altın gibi çok büyük bir para uğruna dahi kesinlikle yalan söylememiştir. Bu ihlâslı imanın bereketiyle eşkiyalar hidayet bulmuş, tövbe etmişlerdir. Bugünse bizler çok gereksiz mevzular için bile rahat bir şekilde yalan söyleyebiliyoruz. Yapmış olduğumuz bu fiilin kötülüğünü idrak etmediğimiz gibi yeri geliyor bununla övünüyoruz. Neden mi? Çünkü Allah ve Rasulü’nün ölçülerini merkez alan bir hayat değil de günümüz şartlarını kendi aklımızca yorumlayarak yaşadığımız için. Oysaki zehirli bir ok mesabesinde olan yalan illeti Cenab-ı Hak katında ne kötü bir fiildir. Rasulullah (sav) Efendimiz bunun için; “En büyük hıyanet, din kardeşine haber verdiğin bir sözde o sana inandığı halde senin ona yalan söylemendir.” (Buhari) buyurmuştur. Sonuç olarak deriz ki bizlerde bu yüce Allah dostlarının yolunda onlarla beraber olmak istiyorsak, muhakkak ki yalandan uzak durmalıyız. Muhammed-ül Emin olan Rasulullah (sav) Efendimizin nurlu yoluna sımsıkı sarılarak yaşamalıyız ki ahirette Rabbimizin huzuruna, yalan illetinden emin bir halde varabilelim…