106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Muhiddin Arabi Hz.lerinden Nasihatler / TAKLİDDEN TAHKİKE

Ey kardeşim! Şayet gerçekten âlim biri isen sana tavsiyem şudur: Kur'an ve Sünnet delillerinden elde ettiğin hüküm ne ise onunla amel et. Bunun hilafına amel etmek senin için haramdır. Delillerden hüküm çıkarabiliyorsan bir başkasını taklit etmen de haramdır. Fakat bu derecede ilim yoksa ve mukallit isen, bir mezhebe tam olarak bağlan. Bu konuda Hakk'ın emrine uy. Çünkü Yüce Allah, bilgin olmayan hususları zikir ehline sormanı emretmiştir. Zikir ehlinden murad, Kur'an'ı ve Sünnet’i iyi bilen âlimlerdir.

Mümkün mertebe başına gelen belâ ve sıkıntılarda zorluğun kalkmasını iste. Zira Allah-u Teâlâ:

“(Allah) Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.” ( Hac; 78) beyanıyla ve Efendimiz (sav)'de;

“Allah'ın dini kolaydır.” (Buhari, İman 29) sözleriyle bu gerçeğe işaret etmişlerdir.

Bir meselede ruhsatı arayıp sorarsan bulursun. Bulunca da onunla amel et. İlmine ve fetvasına güven duyulan bir müftü sana: "Bu Allah'ın hükmüdür veya Resulü'nün hükmüdür." dediği zaman o hükmü al ve kabul et. Fakat bu benim görüşümdür" derse onu alma, o meseleyi başkasına sor.

Meselelerde azimetle amel etmek istiyorsan böyle yap. Fakat bu durum kendini ilgilendiren meselelerde olsun. Sünnet olan zorluğun ortadan kaldırılmasıdır.

Şeriat ilminden bir ilme sahipsen, onu bilmeyenlere ulaştır. Böylece bilmeyenlere ilim götüren gruptan olursun. Sakın ola ki Allah'ın insanlara indirdiği apaçık hükümleri bildikten sonra gizleyemezsin.

Alım- satım işlerinde müsamahalı ol. Hüküm verirsen hükmünde de müsamaha göster.

Dövme yapmaktan ve yaptırmaktan, yüzde çıkan kılları (sakal) aldırmaktan ve yine süs için dişlerini seyrekleştirmekten kaçın. Çünkü Efendimiz (sav); "Dövme yapan ve yaptıran, yüz kıllarını alan ve aldıran, dişleri seyrekleştiren kadınları lanetlemiştir." (Müslim, libas,119) Zira bunlar Allah'ın yarattığını değiştirenlerdir.

Allah-u Teâlâ'nın kullarını, yaratılış ve huy olarak Allah'ın kendilerine verdiği iptilalar sebebiyle ayıplama…

Mümkün olduğu kadar Allah’tan afiyet iste. Kendi nefsinin aleyhinde ol, lehinde olma. Allah katında bahtiyar saidler zümresinden olmak istersen böyle yap. Nefse hoş ve tatlı gelen şeylerden uzak ol. Ancak şeriatın gereğine uyuyorsa o başka. Şeriat bu konuda ölçüdür, şaşmaz terazidir.

Allah'tan başkası adına kurban kesme. Allah’ın ismi anılmamış ve başkası adına kesilmiş hayvanın etinden yeme. Çünkü Kur'an'ın ifadesiyle bu fısktır, Yani Allah'a isyandır.

İslam toplumlarında yaşayan gayri Müslimlerin kendi dinlerinde kutsal sayıp teberrük ettikleri şeylere meyletme. Zira böyle bir meyil, Allah katında helake götürücü sebeplerdendir. Ben Şam kadınlarından çoğunun bu işi yaptıklarını gördüm. Erkekleri de müsamahalı davranıyorlar. Küçük çocukları alıp kiliseye götürüyor ve papaz, çocukları ma'mudiye suyu ile yıkansın diye rüşvet bile veriyorlar. Bunu da teberrük için yapıyorlar. Hatta bu iş için kurban bile takdim ediyorlar.  Bu davranış küfrün bir arkadaşıdır. Hatta küfrün ta kendisidir. Buna ne İslam ne de Müslüman razı olur.

Dinde olmayan bir şeyi dine sokan bidatçıları yanında barındırma. Yukarıda bahsettiğimiz konu buna bir misaldir.

Tarlaların ve arsaların hudutlarını değiştirme. Çünkü böyle yapmak gasptır. Hem Efendimiz (sav) arazinin çizgilerini değiştirenleri lânetlemiştir.

Herhangi bir hayvana eziyet etmekten ve onu nişan edinmekten sakın. Böyle yapmak isteyene de engel ol. Hayvanlara cinsel temasta bulunma.

Ey kardeşim! Bütün yapıp ettiklerin hakkında dininin haram ve helalini bilecek kadar ilmin olsun…

 

YAPILAN İŞ ALLAH İÇİN OLMALI

Fazilet ve edebiyle tanınan bir zat, Abdülmelik b. Mervan'ın huzuruna girdi. Abdülmelik b. Mervan ona:

-Haydi, bir şeyler söyle, dedi. O da;

- Ne konuşayım ki? Kati olarak bildiğim şu ki Allah için olmayan her kelâm, sahibi için bir vebaldir. Abdülmelik bu söz üzerine ağladı ve sonra da şöyle dedi:

-Allah sana rahmet etsin. İnsanlar birbirlerine durmadan öğüt ve tavsiyelerde bulunurlar. O zat da şöyle dedi:

Ey müminlerin emiri! Kıyamet gününde insanlar öyle şiddetli haller içinde olurlar ki bu hallerden selametle kurtulanlar ancak nefsini kızdırmak pahasına da olsa Allah'ı razı edebilenlerdir.

Abdülmelik tekrar ağladı ve:

-Vallahi bu sözleri kendime düstur edinip hayatım boyunca göz önünde tutacağım, dedi.

 

EY MÜRİD!

Öfke ve gazabını tut ve gösterme. Bunu yaparsan Allah'ı memnun etmiş, şeytanı üzmüş, kendi nefsini düzeltmiş terbiye etmiş olursun. Gazap; nefsin zaptedilmemesinden, başıboş bırakılmasının sonucunda ortaya çıktığından, sen öfkeni tuttukça, nefs sırrını bilir, azmaz ve sana boyun eğer. Sen öfkeni tutarsan, karşındakini sevindirmiş, onun fiiline karşılık vermemiş, ona bir ceza biçmemiş olursun ki, bu davranışın cezadan çok tesir ve onun kendi nefsini cezalandırmasını telkin eder ve hak ve insaf dairesine dönüştürür, kusurunu itirafa yol açar. Öyleyse bu öğüde önem ver ve bu huyu edin. Elbet bunun karşılığını, ecir ve sevabını ötede görürsün, mizanda kazanırsın.

Fakat bunlardan da önemli olarak, kazancın ve sevincin, en büyüğü şudur: Sen öfkeni tutarsan, Mutlak Âdil de, ilahi gazabını gerektiren fillerinden dolayı seni cezalandırmaz, affına kavuşturur. Senin affedişin, ilahi afla mükâfatlandırılır. Demek ki mü'min kardeşinin kusurunu affetmek ve verdiği zahmetlere tahammül etmekten daha büyük fayda düşünülemez. Allah, kullarına senin nasıl davranmanı buyurmuşsa, o da sana öyle davranır. Öyleyse, sende bu gönül alıcılık huyunu, yardım, barış ve adalet elini uzatma hasletini, ahlakını edin. Buna sarıl, buna çalış. Bu güzel ahlak ve huy, halkın gönlüne karşılıklı sevgi ve saygıyı yerleştir. Allah’ın sevgilisi Peygamberimiz Efendimiz, birbirimizi sevmeyi ve hep sevgi üzere olmamızı buyuruyor, hep bu emri tekrarlıyor. Bu haslet, işte bu sevginin temel taşlarının başlıcasıdır.