106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ / Musa (as) ve Hızır (as)’ın Yolculuğu

Ulül Azâm peygamberden biri olan Musa Aleyhisselam bir gün Allah-ü Teâlâ’ya sorar:

- Rabbim, en bilgili kulun kim?

Buyurulur ki:

- Hidayeti gösterir ya da bir felaketten kurtarır diye bir kelimenin bile ardına düşen, bunun için insanların ilmini inceleyip kendi bilgisine katan kişidir.

Musa Aleyhisselam tekrar sorar:

- Kullarından Benden daha bilgilisi var mı?

- Var, buyurulur. Musa Aleyhisselam o zatla tanışmak, ilminden istifade etmek ister.

Hazreti Musa:

“O zatı nasıl bulabilirim Yâ Rabbî?” diye niyaz eder.

Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ, zenbiline tuzlanmış ölü bir balık koymasını, bu balığın canlanıp denize atladığı, iki denizin birleştiği yerde Hızır'ı bulacağını bildirir.

Musa (as), rivayete göre kız kardeşinin oğlu olan Yuşa bin Nûn ile Hızır'ı bulmak için derhal sefere çıktı.

Ayeti kerimede bu hâdise şöyle bildirilir:

Bir vakit Musa, genç adamına demişti ki:

«Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım yahut senelerce yürüyeceğim.» (Kehf, 60)

Uzunca bir yolculuktan sonra, iki denizin birleştiği yerde, bir kayanın dibinde dinlenmek için yatıp uyurlar. Bir müddet sonra Hz. Yuşa (as) uyanır, kayaya yaslanıp, oturur. Öylece beklerken, balığın birden canlandığını görür. Balık kendini sepetten dışarı atmış, yerde izler bırakarak ilerlemiş, denize atlamıştı.

“İki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.” (Kehf, 61)

Musa (as) uyanır. Fakat Yuşa (as)'a balık hadisesi unutturulmuştur. Tekrar yola koyulurlar. Bütün gün ve gece dâhil, yürürler.

(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına:

«Azığımızı getir! Hakikaten şu yolculuğumuz esnasında (epeyce) yorulduk.» dedi.” (Kehf, 62)

Yuşa bin Nûn, birden hatırladı:

“Ben onları balığın denize atladığı yerde unuttum!” dedi.

(Genç adam:)

«Gördün mü? Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı, Bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.» dedi.

Musa: «İşte aradığımız yer orası idi.» dedi.

Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, O'na katımızdan bir rahmet vermiş, yine O'na tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf, 63-65)

Mola verdikleri yere geri dönerler. Kayaya yaklaştıklarında, elbisesine bürünüp uyumakta olan birini fark ederler. Yanına yaklaştıklarında adam uyanır. Bu, aradıkları zat, Hızır (as)'dır. Musa (as) selam verir.

Hızır (as) da üzerindeki örtüyü kaldırıp:

- Selam sizin de üzerinize olsun. Bilinmeyen bu yerde, böyle bir selamı kim veriyor, diye sorar. Musa (as):

- Ben Musa'yım, der.

- Kimin Musa'sı? İsrailoğullarının mı?

- Evet, İsrailoğullarının Musa'sı.

Musa (as):

- Ey hikmet sahibi! Rabbim Bana, Sende bir ilmin bulunduğunu haber verdi. Bu ilimden istifade için Sana tabi olabilir miyim, diye sorar. Hızır (as):

- Elinde Tevrat'ın olması, devamlı vahiy gelmesi Sana yetmiyor mu? Ey Musa! Sende, Allah'ın Sana öğrettiği bir ilim var ki Ben onu bilemem. Bende de Allah'ın Bana öğrettiği bir ilim var ki Sen de onu bilemezsin. Zaten Sen, Benim yanımda bulunmaya da sabredemezsin. Yaptığım işlerin sır ve hikmetini anlayamaz, itiraz edersin.

“Musa O'na: «Allah’ın Sana öğrettiği ilim ve hikmetten Bana da öğretmen için sana tâbî olabilir miyim?» dedi.” (Kehf, 66)

Hızır (as): “Dedi ki: «Doğrusu Sen, Benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?»” (Kehf, 67-68)

Musa (as): “«İnşallah, Beni sabredenlerden bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem!» dedi.” (Kehf, 69)

Hızır (as): “Eğer Bana uyacaksan, Ben Sana sırrımı açmadıkça, hiç bir şey hakkında Bana sual sorma! Yani tartışma şöyle dursun; sorup anlamak için bile sorma!” dedi.

(Doğrusu o sâlih kul): «Eğer Bana tabi olursan, Sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında Bana sual sorma!» dedi.” (Kehf, 70)

Ve o meşhur yolculuğa çıktılar. Kur'ân-ı Kerim ayetlerinde bu hikmet ve ibret dolu yolculuk şu şekilde anlatılır:

“Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman O (Hızır), gemiyi deldi.

Musa: «Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten Sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın!» dedi.

(Hızır:) «Ben Sana, Benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?» dedi.

(Musa:) «Unuttuğum şeyden dolayı Beni muaheze etme; işimde Bana güçlük çıkarma!» dedi.” (Kehf, 71-73)

Rasulullah (sav) buyurdular ki:

“Böylece Hazreti Musa’dan ilk unutma vaki oldu. Bu sırada bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve ardından su içmek üzere gagasını denize daldırdı. Bunun üzerine Hızır (as) Hazreti Mûsâ'ya:

«Allah’ın il­mi ya­nın­da Se­nin, Be­nim ve bütün mahlûkatın ilmi, şu ku­şun denizden ga­ga­sıy­la al­dı­ğı su ka­dar­dır.» dedi.” (Bu­hâ­rî, Tef­sîr, 18/2-4)

“Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: «Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana nasıl kıyarsın? Gerçekten Sen fena bir şey yaptın!»

(Hızır): «Ben Sana, Benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?» dedi.

(Musa:) «Eğer, bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık Bana arkadaşlık etme! Hakikaten Benim tarafımdan (ileri sürülebilecek) mazeretin sonuna ulaştın!» dedi.” (Kehf, 74-76)

Bu sözü ile Hazreti Musa, artık özür dileyecek hâli kalmadığını anlatmak istemişti.

“Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu.

Musa: «Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alabilirdin!» dedi.

(Hızır) şöyle dedi: «İşte bu, Benimle Senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi Sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim!»” (Kehf, 77-78)

“Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu hâle getirmek istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun ebeveyni mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin!” (Kehf, 79-81)

“Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise, sâlih bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur!” (Kehf, 82)

Rasulullah (sav) bu kıssayı, yukarıda hikâyelendirdiğimize yakın bir şekilde ashabına anlatmış ve sonra şöyle buyurmuştur:

- Allah, bize de, Musa'ya da rahmet etsin! Sabretmesini çok isterdim. Sabretseydi de, görecekleri Allah tarafından bize de haber verilseydi. Eğer acele etmeseydi, daha birçok şaşılacak şey görecekti. (Ahmed b. Hanbel, Müslim)

Musa (as) Allah indinde çok şerefli ve kıymetli bir peygamberdir. Bunun tezahürlerinden biri şudur:

O, kardeşi Harun’la alâkalı olarak Allâh katında şefaatte bulunmuş ve O'nu kendisine vezir yapmasını istemiştir. Allâh-ü Teâlâ da duasına icabet etmiş, O'na istediğini vererek kardeşi Harun’u nebi kılmıştır.

Nitekim ayet-i kerimede:

“O'na rahmetimizden kardeşi Harun’u nebi olarak verdik.” (Meryem, 53)

Rasulullah (sav) Efendimiz de:

“Musa (as) çok hayâlı, çok örtünen ve bu sebeple cildinden en küçük bir yer dahi gözükmeyen bir kimse idi…” (Buhârî, Enbiyâ, 28) buyurmuştur.

Musa (as)'ın vefatı hususunda muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Fakat en meşhur rivayete göre, yüz yirmi yaşında vefat etmiş ve Kudüs civarında defnedilmiştir.