106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANIMDAN GÖNÜLLERE / MUHAMMED- ÜL MUSATAFA’YI (SAV) SEVELİM

         Muhammed-ül Mustafa olmasaydı ne bu dünya, ne de kâinat olmazdı. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri;

“Levlake levlak lema halaktül eflak - Ya Habibim! Eğer Ben Seni yaratmasaydım mükevvenatı yaratmazdım.”

Tekrar yine;

Bismillahirrahmanirrahim

“Vema erselnake illa rahmeti lil Alemiyn - Ya Habibim Ahmet! Ben Seni âlemlere rahmet olaraktan gönderdim.” buyurmuştur.

Ne güzel Muhammed-ül Mustafa. O’nun adını andıkça insanların ruhları gıda alıyor. Çünkü ruhumuzun babası O. O’nu sevmemiz O’na çok muhabbet etmemiz gerekiyor.

Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Hazretlerine soruyorlar;

– Ya Rasulullah! Kıyamete kadar gelecek ümmetini nasıl tanırsın?

Rasulullah (sav);

– Ey Ashabım! Şu Hasan ile Hüseyin’i nasıl tanıyorsam, Bana selatü selam getiren ümmetimi de öyle tanırım. Çünkü Allah (cc)  aramızda ki perdeyi açar,  buyuruyor.

Bak şimdi “bu perdeyi açar” kelimesi ne güzel. Şu asrımıza ışık tuttu. Amerika’daki, Japonya’daki, Çin’deki insanları, dağlar taşlar mani olmadan evimizin içerisinde bir televizyon vasıtasıyla görüyoruz da, Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri; Habibi Ahmet Resulü Muhammed’e o perdeyi açıp da, selatü selam getiren ümmetini göstermez mi?

Onların ruhları her yerde hazır ve nazırdır. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri Habibine öyle bir lütfetmiş, öyle bir kerem etmiş ki hatta O’nun sahabelerine şehitlerine dahi “ölü demeyiniz” buyurmuştur. Onlar ölmezler. Onun için aşk ve muhabbetle söylediğimiz zaman Rasulullah (sav) Hazretleri bize perdeyi açar, bizi görür. İşte biz onunla beraber, ünsiyet peyda edelim. O’na aşkla muhabbetle selatü selam getirelim ki kendimizi tanıtalım. Öldüğümüz zaman da Rasulullah (sav);

“Ya Rabbi! Bunlar bana çok selatü selam getirdi. Ben Cennet’ime davet ediyorum” desin.

Bizde O’na misafir oluruz inşallah!

Aşk ve muhabbetle Allah’ı (cc) bizi gören, işiten, bilen, her halimize vakıf olan, her şeyden haberdar olan, Habir olan, Cenab-ı Allah’ı zikredeceğiz. O’nun Habibine selatü selam getireceğiz yine aşk ve muhabbetle…

Demek ki imanımızın kâmil olmasına ne vesile oluyormuş? Muhammed-ül Mustafa’yı sevmek. Nefsimizden fazla sevelim. O’nun hallerini, hareketlerini, O’nun sünnetlerini ihya edelim, O’na âşık olalım. Görüyorsunuz, başka âşık olanlar da var. Memleket memleket koşuşuyorlar, esas bizim yolumuz haktır. Kuran’la sabittir. Evliyalarla sabittir. Edille-i Şeriyeyle sabittir. Kitap, Sünnet, İcma Ümmet, Kıyas-ı Fukaha, daha bundan güzel nurlu yol olur mu? Allah (cc) tüm ümmet-i Muhammed’e dirlik, birlik, beraberlik versin; dua edin evlatlarımıza din-i mübin İslamı versin.

 

Hazreti Ömer Efendimizin halifeliği döneminde bir sahabe gelir:

– Ya emir-el müminin, evladım benim sözümü dinlemiyor. Ne yapmam lazım, buna bir hüküm ver; deyince:

– Otur bakalım, diyor. Sahabe oturuyor ve Hz Ömer Efendimiz o sahabeye şöyle diyor:

– Çocuk doğduğunda babasının üzerinde üç tane hakkı vardır.

Hakkından bir tanesi, çocuk doğduğu zaman babasına;

“Şeklime suretime bak güzel bir isim ver” der.

Hazreti Ömer (ra) Efendimiz mevzuyu açıkladıktan sonra sorar:

–Sen ona Allah’ın isimlerinden, Abdullah, Abdurrahman, Abdülkerim, Abdulvahab, Abdulcelil, Abdülaziz, gibi güzel isimlerinden, koydun mu? Yâ da Âdem, Nuh, İdris, Salih, İbrahim, Yusuf, gibi peygamber isimlerinden koydun mu?

Sahabe:

– Hayır, Ya Ömer

Soru iki;

–Bu çocuğa okuma çağına geldiği zaman Allah’ın kitabı Kur’an ı Kerim’i, Peygamber Efendimizin sünnetlerini, helalleri, haramları, öğrettin mi? Farz, vacip, sünnet, mubah, gibi İslami bilgileri verdin mi?

– Hayır, Ya Ömer

Soru üç;

– Çocuğuna dünya maişeti için, ziraattan, ticaretten, sanattan bir şeyler öğrettin mi?

– Hayır, Ya Ömer, deyince;

Hazreti Ömer Efendimiz;

– İyi ki seni öldürmemiş, diyor.

Burada bir irşad gerekiyor. Birincisi; çoluğumuza çocuğumuza güzel isim koymak. İkincisi; dinini öğretmek, Peygamber Efendimizi sevdirmek, O’nun sünnetlerini öğretmek, haramları, helalleri öğretmek. Üçüncüsü de; köyde olsun, şehirde olsun ziraattan, ticaretten, sanattan, ilimden bir şey öğretmektir. O zaman çocuk muhtaç olmaz. “Alan elden veren el daima üstündür.”