106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜMİNE ANNELERİMİZ /AFRA HATUN (r.a) ŞEHİTLER ANNESİ

Hak ile batılın, inananla inanmayanların birbirinden ayrıldığı,  Allah-u Teâlâ’nın müşrikler karşısında üç bin meleğiyle zafer nasip ettiği bir gündü. Dinine sahip çıkmaya çalışan Müslümanların… Bedir günüydü.

Abdurrahman ibni Avf (ra) şöyle anlatır:

“Bedir’in tam kızıştığı andı. Allah Rasulü’nün bir avuç kum alıp düşmanın yüzüne saçtığı ve “Yüzleri kararsın” buyurduğu anda müşriklerin elebaşları Rasulullah (sav)’ın bir gün önce tek tek yerlerini gösterdiği yerlere düşerek Cehennem’i boyluyorlardı.

Bu sırada Ensar’dan iki genç Efendimize (sav) Mekke’de iken çeşitli eziyetler yapan, hakaretler eden İslâm’ın en azılı düşmanı Ebû Cehil’i arıyorlardı. Abdurrahman b. Avf’a onu sordular. Abdurrahman Avf’da; “onu ne yapacaksın” diye sorduğunda,

“Haber aldık ki o, Rasulullah’a sövermiş. Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki onu bir görecek olursak ikimizden eceli gelen ölmedikçe bırakmayacağız. Allah’a and içtik onun üzerine atılacağız. Ya onu öldüreceğiz yahut onun elinden öleceğiz.” cevabını verdi iki gencecik sahabe. Fisebilillah koşuşturan iki körpecik mücahit… Muaz ve Muvviz.

Bunlar Hz. Afra’nın çocuklarıydı. Bir de ağabeyleri vardı. Üç kardeş İlahi Kelimatullah için yetiştirilmişlerdi. Gerekirse bu uğurda şehit olacaklardı. Bu kardeşler bir gün Allah Rasulü (sav)’in: “Bu ümmetin firavunudur” diye belirttiği, Allah’ın (cc) en büyük düşmanından bahsediyordu. Yine başka bir gün “Bir kimse, Allah'ın dostlarını sever (hubbu lillah), düşmanlarını düşman bilirse (buğdu billah) ve Allah için verir ve Allah için vermezse, imanı kâmil olur" hadisi şerifini nakletmişti. İşte imanları kâmil mertebeye ulaşmış bu iki kardeş ebu cehili öldürmek için Allah’a (cc) söz verdiler.

Savaşta çok geçmeden ebu cehili askerleri içinde öteye beriye telaşla giderken gördüler. Hemen kılıçlarını sıyırıp ebu cehile doğru koşarak üzerine atladılar. ebu cehil düşmüştü. Can çekiştiriyordu.

Küfrün komutanı, zulmün efendisi düşmüştü. İki kardeş hamle üstüne hamle yaptılar. Sonra kılıçlarıyla, ebu cehilin kanıyla Efendimiz’e (sav) getirildiler. Savaş devam etmekteydi. Aynı heyecanla savaşan kardeşler çok geçmeden şahadete kavuştular.

Yüreği yanarak savaş meydanına koşan Afra Hatun (r.anha) oğulları Muaz ile Muavviz’in şehit olduğunu öğrendiğinde gözyaşlarıyla Allah’a (CC) hamd etmişti. Kafasına takılan bir soru vardı. O da büyük oğlu Avfı’n neden şehit olmadığıydı. Peygamber Efendimiz’e (sav) sordu:

“Ey Allah’ın Rasulü. Oğullarım Muaz ile Muavviz’in şahadetine ne kadar seviniyorsam, Avf’ın şehit olamayışına da o kadar üzülüyorum. Acaba O, Onlardan geride midir?”

Allah Rasulü (sav) cevap verdi:

“Hayır, Muaz ve Muavviz hayattan tam lezzet alamadan şehit oldular. Lakin Avf da Onlardan geride değildir.”

Nitekim Avf da (ra) kardeşlerinden belki bir saat belki iki saat daha fazla yaşadı. Kardeşlerinin şahadetinden sonra cesurca düşman üzerine atılarak çok geçmeden şehit oldu.

Üç oğlunu Bedir meydanında bırakırken, bu ümmet de firavunundan kurtulmuş oldu. Afra Hatun, mücahit evlatlarını, Hak ile batılın ayrıldığı o çizgide bıraktı. O çizgi ki canlarını Allah’a sunan teslimiyet erlerinin kanlarıyla çizildi.

Böylece Afra Validemizin arzusu gerçekleşmiş oldu. Daha sonra dört oğlu daha oldu. O oğullarına da büyüsün de şehit olsunlar diyerek yetiştirdi. Dört değil on dört çocuğu olsa yine şehit olsunlar isteyecekti. O on dört değil biricik evladı olsa yine şehit olsun isteyecekti. Şahadet dilindeki en güzel duaydı çünkü. Gün geldi ve Mevla dualarını yine kabul buyurdu.

Dört evladı da şahadet mertebesine erişti. Ve oğullarından biri Mauna Vakıası’nda, kimi Reci Faciası’nda, biri de Yemame Savaşı’nda şehit düştü.

Birisi de İslam muallimiydi. Dini öğrenmek istiyoruz, diyen insanlar tarafından tuzağa düşürülerek şehit edildi.

Gerçek bir iman erinin Müslüman annesinin duasıydı onlar.

Hepsi birbirinden yiğit hepsi birbirinden şehit yedi kardeştir onlar.

Ne kahramanlık! Ne fedakârlık! Ne candan bir gayret! Ne yüce bir imânî heyecan! Ne şerefli bir mertebe! Ne samimi bir muhabbet! Allah’ım bizlere de böylesi yücelikler nasip et! İmânî heyecan ve gayretimizi ziyadeleştir! Bu şerefle yaşamayı ve ölmeyi lûtfet!