106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

GÖKYÜZÜNDEKİ YILDIZLAR / Abdurrahman bin Avf Hazretleri

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Rasulullah (sav) Efendimizin sağlığında Allah yolunda çok mal harcadı. Üç kere malının yarısını verdi. Birinci defa 4000 dirhem, ikincide 40.000 dirhem ve üçüncüde de 40.000 altın sadaka olarak Allah yolunda dağıttı. Bunlar o gün için çok büyük meblağlardı.

Yine çok cömert ve hayır sahibi olan Abdurrahman bin Avf Hz.leri, Uhud Savaşı esirlerinden 30 tanesini azad ettirdi ve her birine 1000 altın dağıttı. Tebük Seferi için 500 at ve 500 yüklü deve verdi.

Bir gün buğday, un ve çeşitli zahire yüklü 700 devesi ile Medine’ye girdiğinde, Hz. Aişe, Rasulullah (sav) Efendimizin;

- Abdurrahman bin Avf, Cennet’e emekleyerek girer, buyurduğunu bildirince, Abdurrahman bin Avf, develerin hepsini yükleriyle birlikte Allah yolunda dağıtacağına söz verip, O’nu şahit tutmuştur.

Bedir harbinde bulunup da sağ kalanların her birine, kendi malından 400 dirhem altın para verilmesini vasiyet etti. Vasiyeti hemen yerine getirildi.

Tebük Harbi dönüşünde, Peygamber Efendimiz gecikince, namaz geçmesin diye, Abdurrahman bin Avf Hazretleri imam yapıldı. İkinci rek'atta iken Peygamber efendimiz yetişip kendisine uydu. Namazdan sonra;

- Bir peygamber salih bir kimsenin arkasında namaz kılmadıkça rûhu kabz olmaz, buyurdu.

 

Abdurrahman bin Avf Hazretleri nakleder:

Bir gün Peygamber Efendimiz yalnız olarak, yola çıktı. Ben de geriden takip ediyordum. Hurmalık bir yere vardı. Yere kapandı. Secde o kadar uzadı ki kendi kendime, "Aman Ya Rabbi, acaba Rasulullah’a bir şey mi oldu?" diyerek büyük bir korku ile yanına yaklaştım ve oturdum.

Rasulullah, secdeden başını kaldırıp sordu:

- Sen kimsin?

- Ben Abdurrahman'ım.

- Bir şey mi oldu?

- Hayır, Ya Rasulullah, secdeniz o kadar uzadı ki size bir hâl olmasından endişe ettim.

- Ya Abdurrahman! Cebrâil Aleyhisselâm şunu müjdeledi: "Yâ Rasulullah! Kim ki Sana salât ve selâm getirirse, Cenâb-ı Hakk’ın magfiret ve selâmına nail olur." Ben de bu müjde sebebiyle şükür secdesinde bulundum.

 

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Rasulullah’ın ahirete teşrifinden sonra, O’nunla geçirdiği günleri hatırlayarak daima ağlardı. O’nun sohbetlerinden mahrum olduktan sonra, kendisi için dünyanın hiçbir kıymetinin kalmadığını söylerdi.

Nevfel bin İyas Hazretleri anlatır:

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, bizi bir gün evine götürdü. Bize tepsi içinde leziz yemekler ikram etti. Yemeği önümüze koyunca, ağlamaya başladı. O ağlayınca biz de ağlamaya başladık. Fakat niçin ağladığımızı bilmiyorduk. Sordum:

- Ey Abdurrahman! Seni bu kadar ağlatan nedir?

- Biz bu kadar nimetler içerisindeyiz. Rasulullah (sav) vefat etti. Fakat kendisi ve ehli arpa ekmeğinden bile bir defa olsun doyasıya yemedi. Biz bu yediklerimizin şükrünü nasıl yapacağız? Bunun için ağlarım.

 

Abdurrahman bin Avf Hz.leri, Hicret’in 6. senesinde, Rasulullah (sav) Efendimiz tarafından Kelb kabilesini İslâm’a davet etmek için Dûmet-ül Cendel'e gönderilen 700 kişilik orduya, kumandan tayin edildi. Dûmet-ül Cendel, Tebük şehrinin yakınında olup, büyük bir panayır ve ticaret merkezi idi.

Rasulullah (sav) Efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ı yanına çağırıp buyurdu ki:

- Hazırlan! Seni bugün veya yarın sabah inşallah askerî birliğin başında göreceğim.

Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz onun Dûmet-ül Cendel'e hareket etmesini ve oranın halkını İslâmiyet’e davet etmesini emir buyurdu. Dûmet-ül Cendel'e gidecek ordu, seher vakti Medine dışındaki Cürüf denilen mevkide toplandı. Peygamber Efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ın geride kaldığını görünce buyurdu ki:

- Arkadaşlarından niçin geri kaldın?

- Ya Rasulullah! En son görüşmemin ve konuşmamın Sizinle olmasını istedim. Yolculuk elbisem üzerimdedir.

Abdurrahman bin Avf, başına, siyah pamuklu ve kalın bezden, gelişi güzel bir bez sarmıştı. Peygamber Efendimiz, O’nun sarığını eliyle çözüp, sarığın ucunu iki omzunun ortasından sarkıtarak bağladı ve, "Ey İbni Avf! İşte sarığını böyle sar" buyurdu.

Daha sonra eline bir sancak vererek devam etti:

- Ey İbni Avf! Allah-ü Teâlâ’nın adıyla, O'nun yolunda cihad et ve Allah’ı inkâr edenlerle çarpış. Zulüm ve taşkınlık yapma. Allah’ın emri dairesinde hareket et. Çocukları öldürme. Eğer o belde ahalisi Senin davetine icabet ederlerse, o kabilenin reisinin kızıyla evlen.

Abdurrahman bin Avf, emrine verilen 700 kişilik orduyla birlikte hareket ederek, Dûmet-ül Cendel'e ulaştı. Kelb kabilesini, tatlı bir üslupla İslâm’a davet etti. Üç gün orada kaldıktan sonra, Kelb kabilesinin reisi Esbağ bin Amr ve kavminin büyük bir kısmı Müslüman olup, hıristiyanlığı terk ettiler. Bir kısmı da hıristiyan olarak kalıp, cizye vermeye razı oldular.

Abdurrahman bin Avf, Müslüman olan Esbağ'ın kızı Tümadır ile evlendi. Onunla birlikte Medine’ye geldi. Tümadır, Abdurrahman bin Avf'ın oğlu Ebû Seleme'nin annesidir. Ebû Seleme ise Medine’nin yedi büyük fıkıh âliminden biridir.

 

Hz. Ömer'in halifeliği zamanında bir ticaret kervanı gelip, gece Medine’nin dışında kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halife Ömer, şehri dolaşırken bunları gördü. Abdurrahman bin Avf'ın evine gelip dedi ki:

- Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fakat bize yabancı olanların, yolcuların; bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım.

 

Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler. İçlerinden bir genç uyumamıştı. Arkalarından gitti. Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın halife Ömer olduğunu öğrendi. Gelip arkadaşlarına anlattı. Roma ve İran ordularını perişan eden, binlerce şehir almış olan, adaleti ile meşhur yüce halifenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyet’in hak din olduğunu anladılar. Hepsi seve seve Müslüman oldular.