106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

Muhiddin Arabi Hz.lerinden Nasihatler/ FÜTUHÂT-I MEKKİYYE'DEN

AMELLER VE İLAHİ RAHMET

Gönlünde daima hayırlı ameller yapma düşüncesi bulunsun. Bu hayırlı amelleri yapamasan da iyi niyet taşımaktan geri durma. Ne zaman gönlünde kötü bir düşünce zuhur ederse, Allah için onu terk etmeye azâmî gayret göster. Ancak ilahi takdir onu yapmanı murad etmişse, tedbir alsanda artık bir faydası kalmaz. Şayet böyle bir durum yoksa, bu kötülüğü yapmadığın için sana bir iyilik sevabı yazar. Bu hususta bir hadis-i kutsîde şöyle buyrulmuştur:

"Kulum gönlünden salih bir amel işlemeye niyet edince o ameli işlemediği müddetçe onun için bir tek iyilik sevabı yazarım."

Kul böyle bir niyet üzere iken üzerinden geçen her bir zaman için kendisine Allah-u Teâlâ bir iyilik sevabı yazar. Bu zamanlar sayı olarak ne kadar olursa o kadar iyilik sevabı yazılır. Yani bu iyi niyet sahibi için, her bir zaman birimi, bir hasene demektir. Hadisin lafzından anlaşılan mânâ budur. Hadis şöyle devam ediyor: "Gönlündeki iyi niyeti amele dönüştürdüğü zaman, onu on misli olarak yazarım."

Yağmur suyu ile sulanan arazinin mahsûlatının zekâtının da "onda bir" miktarında olmasının hikmetini şayet ilim sahibi isen buradan çıkarabilirsin.

Yapılan amel, vakıf bırakmak gibi, sadakayı cariye cinsinden, ya da insanlara faydalı olan bir ilim veya iyi bir çığır açmak gibi bir amel olursa, onun ecri on misliyle kalmaz. O iş ve hayır devam ettiği müddetçe kıyamete kadar ecri de devam eder. Hadisi kutsî de Allah-u Teâlâ kullarına olan nimetlerini saymaya devam ediyor: “Şayet nefsi ona kötü bir ameli fısıldarsa, kulum bu ameli işlemediği müddetçe ben ona mağfiret ederim.”

Burada da yukarıdaki hüküm aynen geçerlidir. Devamla buyruluyor ki:

“Şayet kulum o kötülüğü işlerse ona da bir günah yazarım.” (Müslim, İman,205)

Görüldüğü gibi Yüce Rabbimiz kötü amellerde adaletiyle, iyi amellerde ise fazl ve ihsanıyla muamelede bulunuyor. Ayet-i Kerim'de; "Güzel amel yapanlara daha güzel mükâfat (Cennet), bir de fazlası (ziyade) vardır." (Yunus; 26) buyrulmuştur.

Buradaki “ziyade” amelin karşılığından fazla olarak verilendir.

Yüce Allah, melekleri, babamız Âdem Aleyhisselam hakkında konuşturduğunda, melekler, kendilerinin fıtratındaki aslî hükmün ne olduğunu şöyle ifade ettiler:

“Ey Rabbimiz! Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi halife kılıyorsun.” (Bakara; 30)

Onlar bizim kötü vasıflarımızı zikrettiler, fakat bizden sadır olacak iyilikler hususunda bir şey söylemediler. Zira bu yüksek dereceli melekler, Cenab-ı Hakk'ı tenzih ve takdis hususunda ulvî bir kıskançlığa (gayret) sahip olduklarından, Allah-u Teâlâ'ya karşı hiçbir mahlûkun günah işlemesini istemiyorlardı. Onlar insanın yaratıldığı maddenin özelliği sebebiyle Rabbine karşı mâsiyet işleyeceğini bilmişlerdi. Onların bu bilgileri, benzer bir hakikati taşımalarından dolayıdır. Şayet melekler yaradılış keyfiyeti olarak bizimle aynı özellikte olmasalardı, onlar hakkında yüce Allah şöyle buyurmazdı:

“ (De ki) Mele-i âlâ’da kendi aralarındaki tartışmalarına dair..." (Sad;69)

Tartışma ancak zıtlar arasında olabilir. Demek ki meleklerin hepsi, bir konuda aynı düşüncede olmayabiliyor. Cenab-ı Hak meleklerin bizim hakkımızda şöyle dediklerini haber veriyor:

"(Rabbimiz!) Şu kulun bir iyilik yapmak istiyor."

Şu fıtrî özelliğin gücüne bak ki, baktığı kimse hakkında nasıl hüküm verebiliyor!

Buradan çıkaracağımız bir incelik de şudur: Bir kimse hakkında konuşurken iyiliklerini sayıp kötülüklerini söylemeyen kimsenin derecesi, meleklerden daha üstündür. Bu ikazlarımın gayesi meleklerin tabiatlarının nasıl olduğunu belirtmektir. Nitekim Allah-u Teâlâ;

"Herkes kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar." (İsra;84) buyurmuş ve meleklerin şöyle dediklerini haber vermiştir:

"Ey Rabbimiz! Senin falan kulun şöyle bir kötülük yapmak istiyor."

Hâlbuki Allah (cc), o kulun niyetinin ne olduğunu onlardan çok daha iyi bilir ve onların bu şikâyeti üzerine buyurur ki:

"O kulumu gözetleyin bakalım. O kötülüğü işlerse ona misliyle bir günah yazın; şayet yapmayıp vazgeçerse ona bir iyilik sevabı yazın. Çünkü o kötülüğü benim için terk etmiştir." (Müslim)

Burada zikredilen melekler, "kirâmen kâtibin" dediğimiz "hafaza" melekleridir. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de onları bize anlatırken:

"Şunu iyi bilin ki üzerinizde muhafızlık eden değerli kâtipler vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilir ve yazarlar. " (İnfitar; 112) buyurmuştur.

Onların bu şekilde konuşmalarına sebep, kendilerine verilen vazife içinde bulundukları mertebelerinin bir gereğidir. Onlar kulların işlediği iyilikleri, Allah'ın kendilerine neler vereceğini hesaba katmadan olduğu gibi yazarlar. Şayet melekler, bu hususta konuşmamış olsalardı, kötülük yapan kişinin durumunun Allah katında ne olacağını bilemezdik. Zikir meclislerini anlatan hadisi şerifte, bu meclise zikretmek için değil de başka bir sebeple gelen kişinin durumu hakkında Cenab-ı Hak'la yaptıkları mülâkatta bu türdendir. Nitekim meleklerin sorularına mukabil affı bol ve kerem sahibi Yüce Rabbimiz:

“Onlar öyle şerefli bir topluluktur ki onlarla oturan şaki (kötü) olamaz.” (Müslim, Zikir, 25) buyurarak, mağfiretinin onların hepsini kuşatacağını bildirmiştir. Görüldüğü gibi meleklerin bu tür sualleri olmamış olsaydı, biz Allah-u Teâlâ'nın bu konular hakkındaki hükmünün ne olduğunu bilemezdik. O meleklerin bütün sözleri bizler için bir rahmet olduğu gibi, ilmimizin artmasına da bir vesiledir. Her ne kadar bu olayların zahiri, kısır anlayışlı kimselere, daha önce işaret ettiğimiz gibi bir şikâyet olarak gelebilirse de durum, onların anladığı gibi değildir. Fazlı ve ihsanı bol olan Yüce Mevlâ'mız, iyi ve kötü amellere ne şekilde karşılık vereceği hususunda buyuruyor ki:

“Kim (Allah huzuruna) bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse o, sadece onun misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (En'am; 160)

Bir kısmını cezalandırmadan sonra, bir kısmını ise ceza vermeden önce mağfiret eder. Günahta aşırı gitse de, her günahkârın bu ilahî mağfiretten tövbe etmese bile bir derecede nasibi vardır.

Bu bölümdeki tavsiyeyi dikkatlice inceleyen kimse, meleklerin yaratılışı ile insanın yaratılışı arasındaki ilişkiyi anlar ve temelde aynı özellikte olduklarını bilir. Zira Rabbimiz birdir. O'nun birbirine mukabil olan birçok isimleri vardır. Bütün varlık âlemi de O'nun esmasının tecellilerinin sûret bulmasından ibarettir.