106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

DERVİŞLİK YOLU / Mürşid-i Kâmile İntisab Etmek

Tarikat telkinindeki sır; “Kalplerin birbirine zincirleme irtibatını bir mürşidi kâmilin vesilesiyle Rasulullah (sav) Efendimize, oradan da Allah-ü Teâlâ Hazretlerine ulaştırmaktır. Telkinle, bir mürşidi kâmilin irşad sofrasına oturduktan sonra, mürid için en azından hâsıl olan şudur: Dervişlik yoluna giren müridin maddi ve manevi sıkıntıları, ihtiyaçları bunun yanında manevi seyrindeki durumu, mevcut manevi bağ vesilesi ile tabi olduğu mürşidi kâmile ulaşır. O mübarek zat o dervişine zahiri yahut bâtıni olarak yetişir. Sohbet ve zikir meclislerinde dervişini yetiştiren maneviyat eri mürşidi kâmil, onu ikaz ve irşatlarıyla tekâmül ettirir ve önce Rasulullah (sav) Efendimize, oradan da Cenab-ı Zülcelâl Hz.lerine ulaştırır. Anlatmış olduğumuz bu hadise mürşidi kâmil olan bir zata bağlı olan dervişler için geçerlidir. Zira mürşidi kâmil olmayanın bu çeşit bir manevi salahiyeti yoktur. Bu ilahi sisteme Tasavvuf denir ki Tasavvuf; talibin iç âlemini ziynetlendirmek için Cenabı Hakk’ın (cc) kullarına bir ihsanıdır. Bu yolun sahipleri de peygamber varisi mürşidi kâmillerdir. Bunun için imanı kemale ermiş ile Hakkal yakine ulaşmış zatların sohbetlerine muhabbet ve edeple devam ve ittiba etmek, onların tecellilerinden istifade ve onların halleri ile hâllenme yolu ile hüsnaya (mutlak güzele) nâil olmak lâzımdır.

Bunun için sevgili okurlarımız, dergimizde bu ay itibariyle, dervişliğe giden yolun taliplerinin riayet etmesi gereken usulleri, tavır ve davranışları, Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin bizlere telkinlerinden hareketle sizlere nakledeceğiz. Gayemiz bu yolun hakikatlerini birincil ağızdan yani Asrımızın Mana Sultanı Büyük Mürşidi Kâmil Abdullah Baba (ks) Hazretlerinin hikmet ve fazilet saçan nurlu yolundan gönül âlemlerimize aydınlık ufuklar doğmasına vesile olmaktır…

Rabbani ihsan sayesinde, hali anlatılan mürşidi kâmillerin irade yoluna girdikten sonra, tam manası ile onlara uymak gerekir. Onların arzusu dışında hareket etmekten sakınmak elzemdir. Ancak böyle yapıldığı takdirde, onların kemalâtı ile saadete ermek mümkündür. Bu yol, Allah ve Rasulüne giden en mutlak en yüce ve en yakın yoldur. En sağlam, pek muhkem ve açık bir yoldur. Pek tatlı bir meşreptir. Bu yola iftira atanların iftiralarından ve ayıp bulmaya çalışanların bulduğu her ayıptan yana da temizdir. Bu öyle müstesna bir lezzettir ki; “Tatmayan bilmez.”

Allah-ü Teâlâ Hazretleri bizlere, bu yolun katıksız, ilimlerdeki sırlara ait nurların mührü vurulu mânâ şarabından ayeti kerimelerindeki müjdesi ile içirsin... (AMİN)

Bu ay inşallah bir mürşidi kâmile tabi olmanın nasıl olması gerektiğini ifade edeceğiz ki konuya özünden giriş yapalım. İnşallah ilerleyen sayılarımızda konumuzun derinliklerine temas edeceğiz.

Mürşid-i kâmile iki türlü intisap olunur.

Birisi, Kalben mutmain olarak şeksiz şüphesiz bir halde sadakat ile bağlanarak; diğeri de, istihare yaparak rüyada görüldüğü takdirde bağlanılır. Müridin, mürşidi kâmili kabul etmesinden daha mühimi, mürşidi kâmil olan zat tarafından müridin kabul edilmesidir. Zira mürşidi kâmil olan zât ile Allah’ın Resulü arasında manevi bir rabıta mevcuttur. Bunu Abdulvahhab eş-Şa’rani (ks) Hz.leri: “Şeriatın sahibinden ilim alan veliye, Peygamberinin ayağını önünde görmeden adım atması haram olur” (Mizanü’l Kübra) Aynı zamanda mürşidi kâmil zâtlar, şunu çoğu kez belirtmişlerdir ki: “Eğer Allah’ın Resulünü gözümüzün önünden kaybedersek, kendimizi tehlikede görürüz” (Mizanü’l-Kübra)

Bunun için bir mürşidi kâmil; kendisine intisap etmek üzere gelen kimseyi, haline göre Rasulullah (sav)’e havale ederek, O’ndan alacağı talimat doğrultusunda hareket ederek, gerekirse inabe verir.(Miftahu’l-Kulub)

Allah yolunda manevi terakkilere erişmek isteyen bir mürid, her şeyden önce kalbini fena hallerden korumalıdır. Bundan kasıt şudur: Şeyhinin ilmi, takvası ve veliliği hususunda kalbinde herhangi bir şüpheye yer vermemektir. (Müzekki’n-Nüfus)

Şeyh, müridin kalbine giden kapıdır. Mürid, o kapıyı hiç bir şekilde açık bulundurmamalıdır. Yani kalbini şüpheden arındırmalıdır. Çünkü kalbin selamete erebilmesi ancak arınmakla mümkündür. Mürşid kalbin arınmasına yardımcı olduğu için, O’nun şahsında dışından emirlerine karşı aykırı davranışta bulunmamalıdır. İçinden dahi itirazı terk etmelidir. (Gunyetü’t-Talibin)

Arif-i billâh Şeyh Abdu’l-Ğani en-Nablusi (ks) buyurur ki:

“Allah yolunda olan bir kimse, kendisine yol gösterecek, rehberlik edecek olan şeyhini, Cenab-ı Hakk’ın kapılarından bir kapı olarak görmesi gerekir. Müridliğin ilk basamağı bunu böyle görmektir” demektedir. (Adab) Onlar bunu böyle görmüşler ve böyle de göstermişlerdir. Cennet Mekân Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin, Bilal Nadir Hz.lerine intisapları sırasında yaşananlar bunu ne güzel izah etmektedir. Üstadımız şöyle anlatır:

“Bilal Baba’nın kaldığı eve beni misafir eden Hacı Hanefi Efendi ile beraber gittik. Bilal Baba damın üzerine oturmuş, dervişlere vaaz ve nasihat ediyordu. Ben de dama çıkabilmek için merdivenlerden çıkarken Bilal Baba’yı gördüm. Sanki Rasulullah (sav) Efendimizi görmüş gibi oldum. “Allah” dedim. Tam o halin sarhoşluğu ile merdivenlerden düşerken yakaladılar.

Bu arada Bilal Baba da, Ben daha gelmeden evvel yanında bulunanlara:

  Az sonra buraya bir genç gelecek. O merdivenlerden düşmeden yakalayın, diye tembih ederek kerametini göstermiş. Bu hadiseyi de, Bana daha sonra anlattılar.

Bilal Baba’nın yanına oturdum. Güzel cemali karşısında mest oldum, elini öptüm. Mübareğin gözlerine bakınca kalbimden; “Efendim beş tane çocuğumu bıraktım. Senin uğruna, aşkına geldim. Ne olur! Şu gözlerini bir öpsem”, diye düşünürken, o anda Bilal Baba kalbimden geçenlere vakıfmış; “Öp evladım öp”, dedi ve iki gözünden de öptüm. “Elhamdülillah”

Mübarek ile kucaklaşınca; “Allah’ın evliyasının sakalı yüzüme değdi. Artık ben bir daha yüzüme jilet vurdurmam” diye kendi kendime orada söz verdim. O gün benimle beraber orada on kişi daha sakal bıraktı.”

İşte bir mürşidi kâmile bağlanırken bu şuur ve manevi aşk ile bağlanmak gerekir ki o ilahi feyz ile gönül âlemimiz mâmur olsun. Öyle ki teslimiyet, aşk, sadakat ile tabiiyetimiz vukuu bulsun… Yine Üstadımızın Çorumlu Hacı Mustafa Efendi (ks) Hz.lerine tabi olurken sahip olduğu manevi şecaat, cesaret ve şuur da olmalı ki bu yola giriş gayemizi layıkıyla idrak etmemiz mümkün olsun. Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.leri şöyle anlatır:

“Hacı Mustafa Efendi Hz.leri daha sonra:

  Evladım Abdullah! Sen buraya, bizden ders almaya geldin. İstihareni yaptın. “Elhamdülillah” imtihanı geçtin, Biz de Sana evradı şerifeni verelim inşallah” dedi.

O an yakasına yapıştım ve kendisine:

  Efendim, bizim memlekette âlimler, vaazlar, müftüler var ama ben buraya sana geldim. Beni Rasulullah (sav) Efendimize vasıl edemezsen, mahşerde “Liva-ül Hamd” sancağına götüremezsen, huzuru mahşerde yakana yapışırım.” dedim. Mübarek gülümsedi ve: “İşte bize böyle bir erkek lazım evladım. Allah (cc) razı olsun, çok memnun oldum. Buna küstahlık demezler, cesaret ve şecaat derler. Sen de Benim dediklerimi tutarsan; yalan söylemez, haram yemez, ailenle iyi geçinirsen, her ne gelirse gelsin Allah (cc) dan geldiğini bilirsen, ihsan üzere yaşarsan, Allah’ın (cc) Habir ismi ile haberdar olup seni her yerde gördüğünü bilirsen, seni istediğin yere götürürüz... Evladım, Allah-u Teâlâ Hazretleri senden razı olsun, sadakatinden hoşnut kaldım. Bundan sonra İnşallah Allah’ın vermiş olduğu nimetlerden istifade et. Seni biraz zayıf gördüm, ye, iç. Yalnız, midene haram girmemesine dikkat et, şehvetin başka yere gitmesin. Bu dediklerimi tatbik et, yolda kalmazsın, buyurdu ve daha sonra bize Rufai Tarikatı üzere ders verdi. Elhamdülillah…”

Görüldüğü üzere bir mürşidi kâmile tabi olurken birincisi o zâtın kâmil bir mürşid olduğuna kanaat getirdikten sonra Allah’ın lütfu ile ona tabi olunca, verdiği derse ve telkin ettiği her bir şeye kati teslimiyet ve riayet gerekir. Son olarak Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin Tasavvuf yoluna girmeyi arzu edenlere yapmış olduğu bir telkini sizlere naklederek bu ayki mevzuumuzu sonlandırıyoruz…

Cennet Mekân Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.leri şöyle buyuruyor:

“Bu gün bir sebze alırken, param boşa gitmesin diye maydanozu seçiyorsun, elmayı seçiyorsun, armutu seçiyorsun, eti seçiyorsun. Her şeyin iyisini almaya gayret ediyorsun da, sen ruhunu, maneviyatını teslim edecek bir Üstadı neden iyi aramıyorsun?”