106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF'TA SORU CEVAP / Sevgi Nedir?

            Anlatıldığına göre adamın biri çöl ortasında yürürken gözünün önüne çirkin bir yüz dikilir. Adam «Sen kimsin?» der. Çirkin yüz «Ben senin çirkin amellerinim», diye cevap verir. Adama «Senden kurtulmanın yolu nedir?» diye sorar. Adam «Peygambere salât-ü selâm getirmektir.»

Nitekim Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:

— Bana getirilen salât-ü selâm, sırat köprüsü üzerinde ışıktır, cuma günü seksen kere salât-ü selâm getiren kimsenin geçmiş seksen yıllık günahı affedilir.» der.

Yine anlatıldığına göre adamın biri Peygamberimiz Hazreti Muhammed-ül Mustafa (sav) Efendimize selâm getirmezdi. Bir gece rüyasında Peygamberimizi (sav) görür, fakat Peygamberimiz yüzünü adama çevirmez. Adam, «Ey Allah'ın Resulü! Yoksa bana kızgın mısın?» diye sorar, Peygamberimiz «Hayır!» diye cevap verir. Adam, «O halde niye yüzüme bakmıyorsun?» diye sorar. Peygamberimiz «Çünkü seni tanımıyorum.» diye karşılık verir.

Adam, «Beni nasıl tanımazsın! Ben, Senin ümmetinden biriyim, âlimlerin anlattığına göre Sen, ümmetini ananın çocuğunu tanıdığından daha iyi tanırsın.» der. Peygamberimizin cevabı şöyle olur: «Âlimler doğru söylemişler, yalnız sen üzerime salâtü selâm getirerek Beni hatırlamadın ki! Benim ümmetimi tanımam, üzerime getirecekleri salât-ü selâm ile ölçülüdür.»

Bu arada adam uyanır ve her gün Peygamberimize (sav) yüz kere salâtü selâm getirmeyi üzerine borç haline getirir ve bunu yapar. Bir müddet sonra Peygamberimizi yine rüyasında görür. Peygamberimiz ona, «Şimdi seni tanıyorum ve sana şefaat edeceğim» diye müjde verir. Çünkü adam Rasulullahı (sav) sever olmuştur.

Allah (cc) buyurur ki:

«Ey Resulüm! De ki eğer Allah'ı seviyorsanız, Bana uyunuz da Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Hiç şüphesiz Allah, bağışlayıcı ve esirgeyicidir» (Al-i İmran/31)

Ayeti kerimenin nüzul sebebi şöyle nakledilir: Peygamberimiz (sav) K'ab İbni Eşref ile adamlarını İslâm’ı kabul etmeye davet ettiği zaman, onlar da Peygamberimize «Biz Allah'ın oğulları yerindeyiz, o yüzden biz Allah'ı daha çok severiz.» diye cevap verdiler.

Adamların bu cevabına karşılık Ulu Allah (cc), Rasulullah (sav) Efendimizin, onlara şu mahiyette bir cevap vermesini murat etmiş olmalıdır: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, tebliğ ettiğim dini kabul ederek Bana uyunuz. Çünkü Ben O'nun bildirisini size ulaştıran ve sizinle ilgili hükümlerini açıklayan bir Allah Resulüyüm. Eğer Benim O'nun adına yaptığım davete uyarsanız, O sizi sever ve günahlarınızı bağışlar. Hiç şüphesiz O, bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

Müminlerin Allah'ı sevmesi, O'nun emrine uymakla, ibadetine koşmakla ve hoşnutluğunu aramakla olur.

Allah'ın (cc) müminleri sevmesi, onlara merhametle muamele etmesi, onları mükâfatlandırması, günahlarını bağışlaması, onlara rahmet günahtan korunma ve başarı ihsan eylemesi demektir.

İmam Gazali (rahmetullahi aleyh) «İhyâi Ulûmiddin» adlı eserinde der ki;

Dört şeyi yapmaksızın dört şeyi iddia eden kimse yalancıdır:

1- Cenneti sevdiğini söylediği halde ibadet etmeyen kimse yalancıdır.

2-Peygamberimizi (sav) sevdiğini ileri sürdüğü halde âlimler ile fakirleri sevmeyen yalancıdır.

3-Cehennem’den korktuğunu iddia ettiği halde günah işlemekten vazgeçmeyen kimse yalancıdır.

Nitekim Rabia-tül Adeviyye'nin şu iki beyti bu noktayı güzel izah eder:

Allah'a isyan ediyorsun, oysa O'nu sever görünüyorsun,

Hayatım hakkı için bu durum, mantık prensiplerini alt üst eder.

Eğer sevgin doğru olsaydı, O'nun emirlerine uyardın,

Çünkü aşık, sevgilisinin sözünden çıkmaz.

Sevginin alâmeti, sevgilinin arzusuna uymak ve onunla ters düşmekten sakınmaktır.

Anlatıldığına göre bir gün bir gurup Şibli'yi (rahmetullahi aleyh) ziyarete gider. Büyük Veli «Siz kimsiniz?» diye sorar. Gelenler «Biz seni sevenleriz» diye, cevap verirler.

Bu sırada Şiblî yüzünü onlara döner, sonra onları taşlamaya başlar, adamlar Veliden kaçarlar. Veli onları «Benden niye kaçıyorsunuz, eğer gerçekten Beni sevseydiniz, belâmdan kaçınmazdınız.» diye azarlar. Arkasından sözlerine şöyle devam eder:

Muhabbet ehli, sevgi kadehinden içtiler, beldeler ve yeryüzü onlara dar geldi, Allah'ı hakkı ile bildiler, O'nun ululuk ve kudreti karşısında şaşkın kaldılar. O'nun sevgi kadehinden içtiler, O'nun ünsiyet denizinde boğuldular, yalnız O'na seslenmekten zevk alır oldular.

Arkasından şu beyti söyledi:

Ey Mevlâm! Sevgini hatırlamak sarhoş etti Beni,

Sen sarhoş olmayan hiç bir âşık gördün mü?

Söylendiğine göre deve sarhoş olduğu zaman kırk gün yem yemez ve her zaman taşıdığının bir kaç katı kadar yük sırtına vurulsa yükleneni taşımazlık etmez. Çünkü kalbinde sevgilisinin hatırası kıpırdayınca artık ne yem yer ve ne de ağır yük taşımaktan kaçınır, sebep sevgilisine karşı duyduğu şevktir.

Deve deve iken sevgilisi uğruna nefsinin isteğini gemleyerek ağır yük taşımaya katlandığı halde, sizin Allah için hiç bir yiyecek veya içecekten vazgeçtiğiniz oldu mu? Allah (cc) için üzerinize herhangi bir ağır yük aldınız mı? Bu sayılan iyi amellerden hiç birini yapmamışsanız, sizin Allah sevgisi iddianız ne dünyada ne de ahirette, ne insanlar gözünde ne Allah katında hiç bir şeye yaramayan boş bir sözden ibarettir.

Hz. Ali (kerremellahu veche) şöyle der:

— Cenneti seven kimse iyiliklere koşar. Cehennem’den korkan kimse, nefsini aşırı arzulardan alıkoyar. Ölümün kaçınılmazlığına inanan kimsenin gözünde dünyalık hazlar önemsizleşir.

İbrahim Havvas Hazretlerine (rahimehullahu) «Muhabbet nedir?» diye sorarlar. Şu cevabı verir;

«İstekleri yok etmek, bütün hacet ve sıfatları yakmak ve kulun kendisinin işaretler denizinde boğulmasıdır.»